Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Zaman Yada İnsan

avatar

Hamide Akkaya

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Akrep ile yelkovanın yolculuğu çok şeyi anlatıyor. Onların yolculuğunda akıp gidenlerin, an ile anı arasında kalanların, söz ile özün ortasını bulanların ve daha nicelerinin anlatımı var. Çünkü akreple yelkovanın yolculuğunda zamanın anlatımı var. Zaman akıp giderken, anlatılan ne çok şeyi götürüyor beraberinde. Yok etmiyor ama yokluğa benzetiyor gidişleri ya da bitişleri. Gidişler ya da bitişler anıldığında zamana küsmeyen oluyor mu? Zamanın, insandan aldığı en büyük pay küskünlük sanırım. Bence insan en çok zamana küsüyor, kırılıyor ve üzülüyor. Çünkü gidenleri ya da bitenleri sitem için olsa dahi anmak istemiyor. Zamanı anmak kolay, zamanı yargılamak basit! Gidene söz söylemek, bitene gönül koymak ise zor, çok zor.

Peki neden? İnsan, soyut şeylere karşı mı bu kadar cesur oluyor. Yazık ki somut olanlar, insanların cesaretini almış yüreklerinden. Gidene ‘nereye’, bitene ‘neden’ sorusunu sordurmaz olmuş. Bu yüzden bütün sorular zamana yöneltiliyor şimdi. Cevap alınamayacağı bilinerek:

“Ey zaman, ders mi veriyorsun nefse! Kıymet bilmeyi mi öğretiyorsun insana. Yoksa bir şeyleri alıp götürürken hiçbir niyetin yok mu?” Belki de yok. Neticede zaman, akmak zorunda ve zamanın gidenler ve kalanlarla veya bitenler ve devam edenlerle işi olmuyor. Zamanın işinin olmadığı tüm şeyler insanın işi aslında. Gitmeyi, kalmayı, bitmeyi, bitirmeyi veya aksini insanın kendisi seçer. Aynı şekilde insan, ders alan mı ders veren mi olacağının seçimini de yapar.

Kıymeti bilecek olan da insanın ta kendisi değil mi? Öğrenmesi gereken, öğretmeyi isteyen, anlayan ve anlatmaktan haz alan da insan. Ve insan, kalıbını belirleyen ve ona göre yaşayan. Öyleyse, kaybettiğimizi ya da bulduğumuzu düşündüğümüz tüm şeylerin müsebbibi kendimiz değil miyiz? Neden kendimize sorular sormaktan çekiniyoruz, kendimizi yargılamaktan kaçınıyoruz ve biraz olsun kendimize küsmüyoruz. Yapabildiğimiz veya yapamadığımız tüm şeylerin sebebini uzaklarda arıyoruz. En çok da zamana yükleniyoruz. Bunun, en kolay yol olmasından olsa gerek ‘ah zaman’ ile başlayan cümlelerimizde zamana sitem ediyoruz. Sanırım zamana verdiğimiz küskünlük payında haksızız.

Akrep ile yelkovanın yolculuğu kıyamete kadar devam eder, saatler bir ileri bir geri akar, yıllar geçer… Zaman, işini yapar, akıp gider. İnsansa anları ve anıları yaşar, yaşatır. Geçmiş ile gelecek arasındaki köprüyü şimdiden inşa eder. Hayatın içindeki tüm fiillerin öznesi olan insan, onların müsebbibidir de aynı zamanda. Bu yüzden hayatta, bazı sorular eylemden ziyade özneye sorulur, sorulmalıdır. Zira, bu sorular cevapsız kalmaz. Tabi insan, özüyle sözünü bir ederse…

İnsan, sözü ile özünü bir ederek cevaplandırdığı tüm soruları zamana yayarsa haklı bir pay verir ona. Çünkü hayattaki olumlu veya olumsuz tüm eylemler, zamanla olan şeyler, zamanın oldurduğu değil.

Velhasıl, gidenleri ya da bitenleri insan inşa eder, zaman ise inşa edilenleri anılaştırır. Bu yüzden tüm sorular insana yöneltilmeli aslında:

“Ey insan, zamandan ders almak yerine zamana ders mi veriyorsun! Hayata değer vermek varken onu değersizleştirmeyi mi seçiyorsun. Zaman akıp giderken ne öğrettin nefsine, müsebbip olmayı mı yoksa onu aramayı mı? Niyetin, zamana yüklenip hayata yük olmak mı, kendine yüklenip hayatın ve zamanın yüklerinden kurtulmak mı?” Belki de insanın da hiçbir niyeti yok, nefes alıp vermekten başka. Ama unutmayalım, zamanın zamanı insanınkinden daha fazla. Bu yüzden insan, niyetsiz geçirmemeli zamanını. Zira geçen zaman, en çok insandan götürüyor kendinden değil.

1992 İstanbul doğumluyum. Doğduğum ve yaşadığım bu şehre sevdalıyım. Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünü hayatımda, fikir ve ilim dünyamda en güzel etkileri olan Sakarya'da okudum. Söylediğim ya da söyleyemediğim her şeyi yazılara dökme fikri de Sakarya'da ortaya çıktı. 2015'ten beri yazma serüveninde yol alıyorum naçizane. Yazarak yaşayanlardan, hislerini kağıtlara dökerek nefes alanlardan, sessizliğini satır aralarında bozan, haykırışını harflerde yatıştıranlardanım. Kısacası hayatını yazdığı yerden başlatanlardanım...

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.