Yunus Emre’nin, Nasreddin Hoca’nın ve Battalgazi’nin Şehri: Eskişehir

Bizim Eskişehir, adı gibi epey eski; ilk ve orta çağlarda Yunanca Dorylaion, Latince Dorylaeum ismi ile tanınan bir kent... Arap kaynaklarında ise şehrin adı Darauliya, Adruliya ve Drusilya olarak geçer. Dorylaion, antik kaynaklarda önemli yolların kavşak noktasında kaplıcaları ile ünlü, ticaretle üne ve zenginliğe kavuşmuş bir Frigya şehri olarak bilinir ve şehrin kurucusu Eretrialı Doryleos’tur ve belki de Doryleos’tan dolayı bölgenin ilk yerleşme noktası hâl-i hazırdaki merkez konumun 6 km kuzeyindeki Dorylaion adı verilmiştir. Zira 19. yüzyılda birçok gezgin ve bilim adamı, Eskişehir bölgesinde bir dizi kazı ve araştırmalar yapmışlar ve Porsuk Çayı'nın kuzeyinde yer alan bugünkü adıyla Şarhöyük ören yerinin antik Dorylaion şehri olduğunu saptamışlardır. Yapılan arkeolojik çalışmalar sonucu çıkan eserlerin verdiği bilgilerden, Eskişehir ve yöresinin, M.Ö. 3000 yıllarına kadar varan, eski bir yerleşim yeri olduğu anlaşılmaktadır ve bu eskilikten ötürü şehrin adı Eskişehir olarak kalmıştır.

Anadolu’da M.Ö. 2000 yılında hüküm süren Hititler devrinde de Eskişehir‘in önemi ve yeri dolayısıyla etilik (beylik) olduğu görülmektedir. Ünlü çikolata, bisküvi işletmesinin adı da buradan gelir, hatta. Şehir Hititler’den sonra Frigler’e, sonra Lidyalılara geçmiş ve uzun yıllar sonra Persler’in hâkimiyetine girmiş. Dorylaion adını Frigler’in verdiği de anlatılar arasındadır. Bu da mantıklı bir yorumdur. Zira şehrin güneyinde ‘Yazılıkaya’ dediğimiz ve Afyon’un uçlarına kadar uzanan kısım ‘Frig Vadisi’dir. Zaten tarihi yapılar, merkez olarak bilinen bölgeden ziyade, ilçelerdedir. Misalen Yazılıkaya, Seyitgazi ve Han ilçelerindedir.

Tarihsel olarak yakınlaştığımızda Dorylaion kenti; bir dönem İskender’in elinde kalmış, daha sonra Grekler’e, Romalılara ve nihayet Bizans’ın eline geçmiş. Bu dönemde kentin Bizans imparatorlarından Justinianos'un yazlık sarayının varlığına ev sahipliği yaptığından söz edilir. Kentte, 17 m. yüksekliğinde, 450 m çapında Orta Anadolu'nun orta büyüklükteki höyüklerinden birinin varlığı söz konusudur ve‘Şarhöyük’ diye anılır. Ani’nin Fethi’nin takip eden Malazgirt Zaferi’nden sonra Diyar-ı Rûm toprakları bütünüyle Türklere açıldı. Süratle ilerleyen Türk orduları, Malazgirt Zaferi’nden 3 yıl sonra 1074’de Eskişehir’i aldılar. Bundan sonra Eskişehir, doğudan devamlı gelen boylar için bir yerleşme noktası oldu. Anadolu Selçuklular ile Haçlılar arasında yapılan kanlı savaşlara sahne olan Dorylaion olarak bahsettiğimiz Şarhöyük bölgesi, Bizans'ın Selçuklular'a karşı korunmasında büyük rol oynamış, ancak 1170’li yıllarda Sultanı II. Kılıçaslan'ın Bizans İmparatoru Manuel Komnenos'u mağlup etmesinden sonra Selçuklular'ın egemenliği altına girmiştir. Bundan sonra uzun bir zaman yıkık ve terkedilmiş olan Dorylaion’ın yakınında, harabenin güneyinde yeni bir yerleşme kurulmuştur.

Eskişehir’in merkezi, o tarihten Anadolu Selçukluların yıkılışına kadar bir Selçuklu şehri olarak kaldığı hâlde; bu savaşlar nedeniyle fazla Selçuklu eseri yapılamamıştır.

Anadolu Selçukluları’nın tarihi eserleri, o devirde uzun süre uç beyliğin merkezi olan Sivrihisar’da görülür. Sivrihisar’da biraz duralım. Zira; Sivrihisar’da 8 asırlık ulu bir cami vardır. Aynı anda 2500 kişinin ibadet edebildiği Sivrihisar Ulu Cami, Selçuklu döneminin tâc eser yapıtlarından günümüze ulaşmıştır. Bahsettiğimiz gibi Eskişehir’de Selçuklu’nun çokça eserini göremeyiz ancak Anadolu’daki en büyük ahşap direkli camilerin nadir örneklerinden olan Sivrihisar Ulu Cami, Sivrihisar ve Eskişehir için en büyük değerdir. Türkiye’nin birçok ilinde mevcut olan ‘ulu cami’ Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinde kapladığı alan ve diğer özellikleri ile tam olarak ‘ULU’ anlamını bulmaktadır. Caminin en dikkat çeken özelliği; içteki ahşap direkleridir. TRT 1’de yayınlanan Gönül Dağı dizisinde sık sık yer verilen cami, bahsini ettiğimiz Ulu Camii’dir ve içte toplan 67 ahşap direkle Anadolu’daki bu tarz camilerin en büyüğüdür. 67 direk; ardıç ve sarıçam cinsi ağaçlardandır ve bazı antik başlıklar kaide yapılıp üzerine oturtulmuştur. Düz ağaç başlıklar yanında Pessinus’tan getirildiği kanaati yaygın olan çeşitli antik başlıklar da kullanılmıştır.

Caminin en eski kitabesi 1231 -32 tarihini taşımaktadır. İlk yapının banisi Sivrihisarlı kadı Leşker Emir Celaleddin Ali Bey’dir. Yapı, bugünkü biçimine 1274 tarihinde Mevlana Celaleddin Rumi’nin müridanından ve III. Gıyaseddin Keyhüsrev’in naiplerinden Mikail bin Abdullah(Emineddin Mikail) tarafındankavuşmuştur. Fatih Sultan Mehmed Hân dönemi kadılarından ve İstanbul’un ilk Kadısı Hızır Bey, bu camiyi 1440 yılında onartmıştır.

Eskişehir merkezinde de bir Selçuklu eseri bizi karşılar:
Şu anda Eskişehir merkezinin en tarihi bölgesi olan Odunpazarı dahilindeki Alaaddin (1. Alaaddin Keykubâd) Camii, 1267 tarihli bir Selçuklu camiisidir. Özelliklerini yitirse de minaresi tipik Selçuklu minaresidir. 1944-1951 yılları arasında müze olarak kullanılan cami, 1951’den sonra onarılarak ibadete açılmış ve hâlen ibadete devam edilmektedir. Hâl-i hazırda caminin etrafında şadırvan, lavabo ve park vardır. Bu alanda daha önce mezarlık vardı ve mezar taşları iş makinaları ile kürenip bilinmeyen yerlere götürülmüş! Hatta camiinin alanında bulunan bir kafe için zemin çalışmaları esnasında bile birkaç çuval kemik çıkmış. Bu da ilginç bir bulgu…

Eskişehir’deki Osmanlı izlerine gelecek olursak; Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Bey, 1284 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı Mesut tarafından gönderilen fermanla aşiret reisliğinden çıkarak uç beyi olmuştur. Osman Bey, uç beyi olduktan sonra, gün geçtikce kuvvetlenmiş ve 1289 yılında hâkimiyet sahasına Eskişehir ve İnönü’yü de katmıştır. Eskişehir’in Osmanlı’nın kuruluş devresinde çok önemli bir yeri var. Karacahisar kalesi dediğimiz yerde –ki o dönemden sonra Sultan Önü diye anılmıştır- Anadolu Selçuklu Devleti’nden Osman Gazi’ye gelen hükümdarlık alâmetleri teslim edilmiş, Osmanlı’nın kuruluş hutbesi de burada okunmuştur. Yani aslında Osmanlı Devleti, Eskişehir topraklarında kuruldu desek hata etmeyiz. Dergimizin arka kapağında bulunan görsel; 3 kıtaya, 7 denize hükümran olan, dünyaya adalet, merhamet ve medeniyet bahşeden, krallara taç giydiren ve nice kralların tahtlarını alan Osmanlı Devleti’nin kuruluş hutbesinin okunması suretiyle temellerinin atıldığı bölgedeki Karacahisar Kalesi’nden geriye kalanlar…

Kurşunlu Camii:

Eskişehir merkezinde Osmanlı izlerine de rastlarız. Topkapı Sarayı Müzesi arşivinde bulunan vakıf kaydına göre, Vezir Çoban Mustafa Paşa tarafından 1525 yılında tamamlanan ve kubbesi kurşunla kaplı olduğundan Kurşunlu Camii olarak bilinen muhteşem mâbeddir Osmanlı’dan bize kalan… Bu kutlu caminin mimarı muhtemelen, Mimar Sinan’dan önce mimarbaşı olan ve gerçek adı Alaeddin Ali Bey olan Acem Ali, klasik Osmanlı mimarlığında adı bilinen ilk mimarbaşıdır.

Önemli şahsiyetler:

Eskişehir denince akla üç isim gelir: Seyyid Battalgazi, Yunus Emre ve Nasreddin Hoca…

Battalgazi hakkında gerçeklerle menkıbeler birbiri içine geçmiştir. Bazı kaynaklar Arap olduğunu söyler ki; anne tarafından soyu Hz. Peygamber’e dayandığına göre en azından anne tarafından Arap olması muhtemeldir. Bazı kaynaklar sonradan Müslüman olan bir azatlı köle derler. Bazı kaynaklar kökenini Arap coğrafyasına götürürken bazı kaynaklar Malatya’ya götürürler. Bazıları Abbasiler zamanında yaşamış derler; bazıları Emevî ki; bu daha akla ve tarihi bilgiye uygundur. Doğduğu yer, yaşadığı bölge neresidir bilmem ama asıl ismi Abdullah olan bu cengâver, Arap coğrafyası ve bizim bugün güneydoğu dediğimiz bölgelerde fî-sebîlillah cihad etmiş, Anadolu’ya gelmiş Akranion (Afyon) Savaşı’nda aldığı yara sebebiyle bugün adıyla anılan ilçemiz Seyitgazi’de defnedilmiştir. Kabrini 1. Alaaddin Keykubad rüya yoluyla bulmuş daha sonra büyük bir türbe yaptırmış ve çeşitli dönemlerde zikir odası, aşhane gibi yapılar eklene eklene bir külliye hâlini almıştır. Kanuni Sultan Süleyman Han, Irakeyn Seferi’ne giderken ziyaret etmiş, Matrakçı Nasuh Seyyid Battalgazi Külliyesi’nin ve Seyitgazi’nin tasvirini çizmiştir.

Nasreddin Hoca:

Çocukluğumuzdan bu yana fıkralarıyla, latifeleriyle büyüdüğümüz Nasreddin Hocamız, Eskişehir Sivrihisar doğumludur. Kaynaklarda yer alan bilgilere göre Nasreddin Hoca, Sivrihisar’ın Hortu köyünde 1208 (605) yılında doğdu. Köyün imamı/müderrisi olan babası Abdullah’tan sonra bu görevi kendisinin üstlendiği ve sonradan Akşehir’e göç ettiği anlatılır. Birçok kaynakta ise eğitimi Akşehir’de ikmâl ettiğini, vazifelerini ise köyünde yerine getirdiği anlatılır. Vefat ettiği yer hususunda Akşehir ve Sivrihisar Hoca’ya sahip çıkar. Sivrihisar’da hocanın oğullarına ait olduğu zannedilen kemik kalıntılarının oğullarına değil, hocanın kendisine ait olduğu sonucu ortaya konmuştur. Zira bölgede bulunan kabir taşı kitabesinde “Sahibü haze’l-kabru el-muhtac ila rahmetillah

Nasrüddin Hoca NS Ibn Şemsüddin Baba Baba” yazdığı açıklanmıştır. Nasreddin Hoca’nın kızlarından birine nisbet edilen bir mezar taşı da Sivrihisar’da bulunmuştur (Gölpınarlı, s. 10). Ayrıca İstanbul’un ilk kadısı ve Fâtih Sultan Mehmed’in hocası Hızır Bey’in de Sivrihisarlı ve annesinin, Nasreddin Hoca’nın torunu olduğuna dair bilgilere kaynaklarda rastlanmaktadır.

Yûnus Emre:

Fatih Duman der ki: “Her şehrin bir sahibi vardır.” Bu söze gönülden inanırım. Evet, her şehrin bir sahibi vardır ve Eskişehir’in de sahibi Yûnus Emre’dir bana kalırsa…

Yûnus Emre’yi anlatmak için ne bu kısım yeter ne dergi… Ben diyeyim ki Yûnus Emre Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinin Sarıköy’ünde doğdu. Anadolu’yu gezdi. Müthiş bir nefis mücadelesi verdi. Şahların kapısına eğri odun getirmedi. Gitti, gittiği yerlerde gökten onun adına sofralar indi. Geldi, şâhının kapısı önüne bedenini koydu ve: “Bizim Yûnus” taltifini aldı. Aşklı, cezbeli sözler söyledi. Çoğu âşıkı da kendine maddî-mânevi mutabaâtlı eyledi. Sonra bedeni öldü. Ölü bedenine Türkiye’de 30’dan fazla kabirler kazıldı ama dünyaya duyurdu ki: “Aşıklar ölmez” Âşıkların dillerinde, dervişlerin sözlerinde, zikir halkalarında, seyr-i sülûk temsillerinde hâlen yaşamaktadır.

Cümle ecdâdın, kıymetli büyüklerin ruhu şâd olsun…

Kaynakça:

1) eskisehir.gov.tr
2) Türkiye Diyanet Ansiklopedisi/Battalgazi, Nasreddin Hoca, Yunus Emre
3) kulturportali.gov.tr
4) eskisehir.ktb.gov.tr
5) sivrihisar.bel.tr ve Sivrihisar Facebook Sayfası

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Osmanlı’nın İlk Müderrisi: Dâvûd-i Kayserî Hazretleri

Bizim Eskişehir, adı gibi epey eski; ilk ve orta çağlarda Yunanca Dorylaion, Latince Dorylaeu...

İlmin ve Maneviyatın Mahfisi: Hazreti Pir Ramazan Afyonkarahisari

Bizim Eskişehir, adı gibi epey eski; ilk ve orta çağlarda Yunanca Dorylaion, Latince Dorylaeu...

İslâm Medeniyetinde Bir Eğitim Kültürü: Medreseler

Bizim Eskişehir, adı gibi epey eski; ilk ve orta çağlarda Yunanca Dorylaion, Latince Dorylaeu...