Yolculuk

Okumak, bir yola çıkmaktır. Bu yolculuk, insanın kendini arayış yolculuğudur. Kendini bilen, hakikati bilir ve bu dünya hayatında var oluş gayesine uygun yaşar. Okudukça yol alır ve yolda karşılaştıklarına nazar etmeye başlar. Kitapların arasından başını kaldırdığında diğer insanların, canlıların ve kainatın farkına varır. Sabah doğan güneşin, esen rüzgarın, denizde yürütülen gemilerin, gökyüzünde uçan martıların alemdeki yolculuklarına şahitlik etmeye başlar. Yolda karşılaştığı beli bükülmüş ihtiyar, ağlayan bir çocuk veya inleyen bir hasta daha farklı bir anlama bürünür gözünde.

Kitaplar bizim kimliğimizdir. İnsan önce kendini tanımalı ve okuyacağı eserlerle keşfine devam etmelidir. Hemhal olduğumuz şeyler, bizi o alandaki kitaplara sürükler. Çevremize veya sosyal medyadaki profillere baktığımızda kişilerin okuyup paylaştıkları kitaplardan hangi alanlara ilgilerinin olduğunu anlayabiliyoruz.

Şu anda yayınevlerinden çıkan yüzlerce kitapla karşılaşabiliyoruz. Bu yeni çıkan kitapların hepsinin de başarılı bir çalışma olduğundan söz edemeyiz. O halde dimağımızı hakikatle besleyecek, mizacımıza uygun eserleri bulmakta gayet seçici olmalıyız.

Nuri Pakdil’in, “Kelimeler, Allah’ın bizlere bir lütfudur” sözü, kullanacağımız kelimelerin nadide birer parça gibi korunması ve israf edilmemesi gerektiğini öğretiyor bizlere. Okuduğumuz eserler, bir bakıma kullanacağımız kelimeleri belirler.

İnsanı yücelten, değerini ortaya koyan kelamların sadece sözde kalıp uçmaması ancak bu kelamların kağıda dökülüp kitap haline getirilmesiyle mümkün olur. Nasıl ki en büyük kitabımız Kuran-ı Kerim ilk anda değil de daha sonra kitap haline getirildiyse, asırlar öncesinde yaşayan gönül dostlarının ve büyük zatların sözleri, şiirleri daha sonra bir araya getirilerek kitaplaştırılmış ve günümüze kadar ulaşmıştır. Bazı şeyler dilden dile ulaşsa da zamanla söyleyiş biçiminin değişmesi kaçınılmaz olur. Ama kitap öyle değildir. Sözü korur ve iki kanadının arasında muhafaza eder.

İlkokul öğretmenlerimiz bizlere kitabı dost olarak tanıtmışlardır. O yaşlar, dostluk kavramını tam olarak anladığımız yaşlar değildi, fakat olgunlaştıkça anlıyoruz ki kitaplar bizi dinleyen, bize yapraklarının arasından naifçe ses veren, yol gösteren gerçek dostlar. Her okuduğumuz kitap ya bir eksiğimizi tamamlıyor ya da bir yaramızı sarıyor. Dostlarımız da bizim eksiklerimizi tamamlayan ve dertlerimize derman olan varlıklar değil midir?

Rasim Özdenören, “Bol bol okuyun, okumayı terk etmeyin. Derdi olan okur, derdi olmayan ise okuyarak dert sahibi olur. Asıl mesele bir derdimizin olmasıdır.” Diyerek idealist bir dava insanı olmanın okumakla mümkün olacağını ne de güzel dile getirmiştir. Kitap okumayı hayatının ayrılmaz bir parçası haline getirenler bir gayeye ulaşmak, kendisini geliştirmek için mücadele eden müstesna kişilerdir.

Gecenin bir yarısında uykumuz kaçtığında veya ruhumuzu dinlendirmek için uzlete çekildiğimizde sesiyle, sözüyle bizi rahatsız etmeden ruhumuza dokunan ve arkadaş olan yine kitaplardır. Öyle bir an olur ki annenizi, kardeşinizi arayamazsınız ve o anda kitaplar sizin imdadınıza yetişir. Okurken sizinle konuşur, aradığınız cevabı verir ve gerekirse sizi sessizce dinler. En önemlisi de açığa çıkaramadığımız bazı duygularımızla yüzleşmemizi sağlar kitaplar. Bazen kendimizi, yazarın “Sevgili Dost” hitabının muhatabı kabul ederiz ve her sorusuna cevaplar aramaya kalkarız. O halde kitaplara cansız diyemeyiz bilakis canlı ve konuşan bir varlıktır kitaplar.

Kişi değerini nasıl ki dostlarından alıyorsa, okuduğumuz kitaplarda bizim şahsiyetimizi belirliyor. Eskimeyen dostlarımız vardır mesela. Kendilerini görmeye, konuştuklarını dinlemeye doyamadığımız. Bazı kimselerden duyarız ki ruhuna hitap eden, kendisine her okumada başka anlamlar katan, defalarca okuduğu kitaplar ve takip ettiği yazarlar vardır. Her bir satırını yol kabul eden ve o yoldan her geçişinde farklı manzaralara şahit olduğu ve artık kendisini o yolun bir parçası hisseden okurlardır onlar.

Zira kitapların etkileyici gücü vardır ve insan gücünü kitaplardan alır ve etkilenir. Okudukça daha iyi anlar, daha iyi yazar ve en önemlisi de düşünme yetisi gelişir. Güç dediğimizde sadece kaba kuvvetimiz akla gelmemeli. Kelime haznemizin zenginliği lisanımızın gücüdür. Kitap okuyanların kendilerini daha iyi ifade ettiğini ve bunun da insana birçok yerde kazanç sağladığını görüyoruz. Ruhsal olarak da kendimizi güçlü hissetmemiz kitaplarla olan bağımızın kuvvetli olmasına ve bizi rahatlatmasına; içimizdeki öfkenin sakinliğe, bizi bunaltan iç sesimizin sükunete ermesine ve böylelikle de sağlam ve güçlü bir ruha kavuşmamıza sebep olur.

Kütüphaneler bundan dolayı insanı etkileyen en huzurlu mekanlardır. Bir mekanı kitaplardan daha güzel ne süsleyebilir, ne canlı tutabilir ki; O mekana uğrayanlara, her bir kitap farklı renklerdeki çiçeklerin kokusunu sunar, anlam kazandırır, çok sesli koro gibi kimi halk müziğini, kimi musikisini fısıldar. Kahramanların her biri sayfaların arasından bizi selamlar sanki. Kimisiyle dağlar aşar, kimiyle yolda kalırız. Aslında kitapları okurken kendimizi o kahramanların yerine koymayız, bilakis o duyguları yaşayan, üzülen, ağlayan, sevinen, mutlu olan bizzat kendimizdir. O halde kitaplar bizim gerçek rengimizdir; Rengimizi aldığımız kimliklerimizi soldurmayalım.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yerin Altındakiler, Üstündekilerden Çok

Okumak, bir yola çıkmaktır. Bu yolculuk, insanın kendini arayış yolculuğudur. Kendini bilen, ...

Boşluk

Okumak, bir yola çıkmaktır. Bu yolculuk, insanın kendini arayış yolculuğudur. Kendini bilen, ...

Hayali Olmayanın Hayatı Var Mıdır?

Okumak, bir yola çıkmaktır. Bu yolculuk, insanın kendini arayış yolculuğudur. Kendini bilen, ...