Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Yolculuk (2. Bölüm)

avatar

Cihad Güner

  • e 4

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Saat 02:12

Yusuf’un beyninde şimşekler çakıyor. Sigarası bitmek üzere iken , Sebahat gidene kadar kafasını kaldırıp bakamadı. Yağmur ve gözyaşı. Sigara izmariti elinden düştü ve doğrulup Sebahat in ardından baktı. Sebahat salınarak yürüyorken hissetmiş olacak ki otobüsün merdivenlerine geldiğinde duraksadı. Yusuf son bir gayret ile doğrulup ardın sıra koşar adım yürüyerek Sebahat in yanına kadar gelmişti. Kesik kesik konuşmaya başladı o sıra Sebahat yüzünü yarım dönerek

-Sebahat! Dur Allah aşkına dur. Yıllar yılı yenilmiş birini yeniden bu şekilde vurup nereye?
Evet gittim, senden uzağa Okumaya. Varoş bir hayatım oldu her anlamda.

Okulu zor bela bitirdim çalıştım aynı zamanda. Ne çalışmak ama kazandığımı anında bitirip el elde baş başta gezdim. Bohem bir hayat sürüp gençliğin büyüsüne kapıldım. Ve kaçınılmaz hatalarım da oldu. En dibi gördüm. Seni değil kendimi bulamadım. İlk iki yıl böyle sürdü. Sonra Annemin duası mı senin muhabbetin mi bilmiyorum ölümle burun buruna geldim. Ondan sonra yani bir nevi ölümü tadımca bu şekilde devam etmeyeceğini anladım. Her şeyi değiştirdim elimden gelen her şeyi. Tövbe ettim. Hatta namaza başladım ve gittiğim bir yerde bana Kuranı Kerimi bile öğrettiler. Bunlardan sonra temizlendikten sonra sen düştün gönlüme. Her yağmurda seni düşledim ben. Yağmur sonrası ne kadar güzel kokarsa bir şehir öyle güzel düşledim seni.

Bunların yanında gelmek öyle kolay olmuyor. Bir bahane bulup geleyim dedim, tuttu beni bir şey, bir şey beni engelledi. Bir kitapta şu cümleye denk geldim, şöyle diyordu; “Buluşmamız mahşere kaldı” ismi Uzun Hikâyeydi herhalde. Altını çizmişim bir gün senin eline geçerse o yara izini gör diye.

Sebahat in gözünden bir kaç damla yaş süzülünce Yusuf duraksadı. Sesinde hüzün ile mutluluğun, iç içe girmesi vardı.

-Senden bir haber gelmeyince ellere karıştın sandım. Ki sen onca yol gitmişsin ama sonunda yurdunu bulmuşsun. Dedim ya bende bekledim seni. Şikâyet gibi algılama ama gönlüm yoruldu. Gün saydım haftaları kattım. Bugün değilse yarın elbet. Çarşambayı bekledim mesela. Biliyor musun sana hiç kin gütmedim. Vardır bir işi dedim.

Yusuf en çokta gecenin bir yarısı bölük pörçük uykularımdan uyandığımda aklıma geldiğinde sevdim.

Bu son cümleyi söylerken yüzü çocuk gibi kızardı Sebahat in. Yağmur şiddetini arttırdı. Korunaklı bir yere geçeceklerine ikisi de yağmurun altında kalmaya kalmayı gözleriyle Anlaştılar. Yağmurun altında sırılsıklam iki genç. Sorsan usulce ıslanıyorlardı. İnsanların garip bakışlarına maruz kalıyorlardı fakat bu pekte önem arzetmiyordu onlar için. Daha doğrusu farkında bile değillerdi.

-Sebahat
-Buyur Yusuf.
-Aramiza sadece yıllar girmiş, fakat kimse girmemiş. Biz ayrılmamışız.
-Ayrılmamışız lakin yoğrulmuşuz.

Muavinin sesi duyuldu; Ankara beş dakika Ankara Beş dakika.
Yusuf bir heyecanla atıldı
-Gidecek misin? Benim otobüs heralde gitmiştir. Dilersen sabaha kestirelim bileti.
Beş yıl neticede, özlem dindirmek öyle kolay olmasa gerek. Aşık olunca böyle oluyor heralde. Sebahat kabul edip boş bir banka yöneldi. Yusuf o arada bileti almaya içeri gişeye gitti. Biletleri kestikten sonra cebine baktı 60 Tl vardı. Bu demek ki kendisine bilet alamayacak. sadece Sebahat’in biletini alabildi.

Diğer bileti iptal ettirdi. Yaklaşık bir beş dakika sonra nihayet geldi Sebahat in yanına oturdu.
-Sabah 05:20 otobüsü varmış Ankara’da. Saat daha 02:35 yaklaşık iki saatimiz var. Buyur biletin.
-Çok teşekkür ederim.
-Alışabildin mi oralara?
-Kısmen.
-Epeyce vakit oldu nihayetinde, zorda olsa insan alışıyor.
-Evet, denizi seven biri olarak bozkır zorluyor.
-Her yerin ayrı güzelliği var.
-Anlatsana İstanbul nasıldı?
-Nereden başlanır ki, ıhlamurlar, erguvanlar. Biraz Süleymaniye, biraz Çamlıca. Üsküdar’da mola Eyüpsultan’da ziyaret, oradan Fatihin ana caddesi. Anlayacağın her şey ama her şey seni bekliyor.
-En çok erguvanları özledim biliyor musun. Hatırlarsan seninle boğaza yakın bir yerde erguvan ağacının altında oturup bir şeyler yemiştik. Çay söylemiştin.
İkisinin de yüzünde tatlı bir tebessüm peyda oldu.
-Mutlu bir hayatımız olacağına inanarak; Ne olursa olsun, senin yerin bende hiç eksilmeyecek biz hep beraber olacağız. Demiştin. Sanki olacakları hisseder gibi. İlk ve son defa “hep seni düşünüyorum” demiştin. Seven adam düşünürdü bilirim. O zaman mevsim ilkbahardı, İstanbul yeniden doğar gibiydi. Sonra babamın kazası.
-Evet biliyorum.
-Düzelemedi bir daha. Yatalak durumda. Sonra gittik orada okul kazandım Ankara’da. Abimler destek oldu okulda iken.
-Buraya neden geldin. Malum sormayı unuttum.
-Okuldan arkadaşım burada ziyarete geldim. Aslında senin de burada olduğunu tahmin ediyordum fakat ihtimal vermiyordum görüşebileceğimize.
-Müsade edersen bir sigara yakayım.
-Az içsen için çürüyecek.
Yusuf tebessüm ederek
-Kalbimiz çürümesin Sebahat. Sebahat yazık oldu demiştim biraz önce. Ve yıllar öncede.
Elindeki sigara izmaritine bakarak konuşuyordu. Ve sol kolu uyuşmaya başladı fakat umursamadı
-Geldin mi şimdi?
-İstersen gelirim elbette.
-Bunca yıl beklemişiz. Sen ve ben. Öyle ki ömrümüzün ikindisine doğru ilerliyoruz gibi. Şimdi Vuslat vaktiyse eğer, şükürler olsun. Ama bilmiyorum sen mi geldin ben mi geldim.

Yusuf garip bir şekilde terlemeye başladı. Beyaz gömleğinin beyaz gömleğinin üsten bir düğmesini açtı sanki ateş içinde gibiydi nefes alıp vermede zorlanıyordu. Kalkıp su almaya niyetlendi takat getiremedi.

Sebahat’e dönüp “su” dedi. Bir yudum su Sebahat. Oturduğu yerden yer sırt üstü yıkıldı. Sebahat şaşkınlık içerisinde dondu kaldı adeta. Yusuf diye haykırdı. Yusuf boylu boyunca yerde uzanırken sol kolu göğsünün üzerinde sağ elini sımsıkı Sebahat tutuyordu. Gozleri yarı açık bir vaziyette zor bela en sevdiği türküyü mırıldandı;
“yazık oldu yazık şu genç ömrüne
Bilmem şu feleğin bana cevri ne”
Heceler gibi devam etti “Hakkını helal et”
Sebahat gözyaşları ile feryat ediyordu.
“Yıkılıyor gök kubbenin direkleri yıkılıyor Yusuf gidiyor”

İnsan yığını oluştu hemen orada. Ambulansı arayanlar ilk yardım edenler. Fakat ne fayda. Yusuf son nefesini vermişti. Gözleri açık gitmişti
Yusuf gitti, hem de genç yaşında.

‘’Ölen ten imiş, aşıklar ölmez.’’

Bizim Yunus (k.s)

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.