Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Yola Revan / Üsküp Skopje

avatar

Firdevs Ağaoğlu

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 4 dakika)

Ünlü eser Küçük Prens’te Tilkinin içimize işlen bir sözü vardır “Ölene kadar sorumlusun, gönül bağı kurduğun her şeyden”. Zahiri iklimle birlikte gönül ikliminin de bozulduğu çağda ilaç gibi bir söz. Bizi bilmeden bizi söylemiş aslında yazar. Bu sözü okuyunca hep İbni Haldun’un meşhur sözü geliyor aklıma “Coğrafya Kaderdir.” Peki, nasıl bağlanır bu iki söz birbirine. Eğer bu coğrafyada, ecdadın bıraktığı mirasın mirasçısı isen bu iki sözün toplamıdır kaderin zaten.

Ne kadar unutsan da öyledir ve öyle olmalıdır aslında. Dünyada son iki yüzyılda oluşturulan sınırlar belki devletler bazında önemli ve kısıtlayıcıdır. Ya kültür? Ya tarih? Ya miras? Ya kan bağı? Peki ya Gönül bağı? Evet, “Ecdadımızın GÖNÜL BAĞI kurduğu tüm coğrafyalardan ölene kadar sorumluyuz!” Görmek, tanımak, bilmek durumundayız. Ve dahi aynı ecdadın evlatları olarak sahip çıkmak zorundayız. İşte bu düşüncelerle çıktık yola. Nereye mi? Ayrılırken bir ananın evladından, etin tırnaktan ayrılması gibi kanlı ve acılı şekilde ayrı düşürüldüğümüz Balkan coğrafyasına. Ölene Kadar Sorumlu Olduğumuz Gönül Bağı Coğrafyamıza…

İnşallah her ay buradan sizlerle kalem ve kalemimin yettiğince Balkan coğrafyasındaki Seyahat notlarımı paylaşacağım.

Üsküp (Skopje)

İlk durağımızı Makedonya’nın Başkenti Üsküp. Üsküp’e indiğiniz andan itibaren doğu batı sentezinin muazzam bir çelişkisinin içinde buluyorsunuz kendinizi. Şehrin tam ortasından geçen Vardar nehri ve üzerine yapılmış Taşköprü; tarihi, coğrafyası, hayatı, ırkı ve dini ile şehri, bir bıçak gibi ortadan ikiye bölüyor. Eğer şehre Türk çarşısı tarafına indiyseniz eski bir Anadolu şehrini ziyaret etmiş gibi hissediyorsunuz.

Sokaklar, çarşılar, camiler, hanlar, hamamlar ve Arnavut kaldırımlar. Ama Makedon tarafına indiyseniz Avrupa şehri olmaya çalışan yeniyetme bir başkent karşılıyor sizi. Yeni yapı olmalarına rağmen eski roma dönemi mimarisine benzetilerek yapılmış büyük parlamento, belediye ve müze binaları, her sokaktan yaramaz çocuk gibi fırlayan büyüklü küçüklü heykeller… Makedon tarafında genelde yönetim binaları, alışveriş merkezleri, kafe ve barlar var. Tipik bir Avrupa şehri. Meydanın ortasında şahlanan bir ata binmiş Büyük İskender’in devasa Heykeli, Vardar Nehrinin diğer yakasında ise İskender’in babası Filip’in oğlunu selamladığı heykeli var. Tabi ki İskender’in başka heykelleri, eski azizler, sanatçılar, kahraman heykelleri. Heykeller kenti adeta, saymakla ve görmekle bitmez! Makedon tarafında en belirgin yerlerden birisi şüphesiz Rahibe Teresa’nın evi. Rahibe terasa Üsküp doğumlu ve eğitimini de burada almıştır, gitmişken görülesi bir yer.

Makedon tarafında gezilebilecek diğer yerlere baktığımızda; trafiğe kapalı büyük Şehir meydanı ve yürüme yolu, Müze binaları, köprüler, heykeller, Vardar nehri sahil boyu ve tabi ki şehrin sembolü olan Taşköprü anı fotoğrafı çektirmek için değerlendirilebilecek yerler olarak sayılabilir. Şimdi gelelim Türk tarafına. Makedon tarafından Türk tarafına Üsküp’ün de sembolü olan Taşköprü’den geçin ve hasret giderin köprünün her zerresiyle. Tam ortasında bulunan namazgâh taşının önünde durup, bir dua okuyun. Ve Vardar nehrine boylu boyunca bakın, köprüden geçerken kafanızı yukarı kaldırın ve Üsküp Kalesini, irili ufaklı görünen camileri, hanları ve minareleri seyredip, hissedin. O anda içinize dolan tarihi nice ansiklopedileri çürütseniz dahi elde edemezsiniz belki de…

Nehri geçer geçmez karşımızda duran büyük Filip heykelinin arkasında başlar Türk Çarşısı (Old Baazar- Eski Çarşı). Genelde tek ve iki katlı küçük binalar ile trafiğe kapalı dar çarşı sokakları, tüm esnafın Müslüman olduğu, genele yakının Türkçe bildiği bir çarşı. Çarşıda gezerken her köşe başında sizi selamlayan Osmanlı izleri vardır; hanlar, hamamlar, külliyeler ve tabi ki Camiler… Çarşının orta noktasında küçük ve sade Murat Paşa Cami var. İlk olarak 1600’lü yıllarda yapılsa da sonrasında birçok tadilat geçirmiş. Ama bahçesinde ki şadırvan olumsuzluklara meydan okumuş adeta. Türk çarşısı ve çevresinde çoğu deprem ve yangınlardan dolayı tadilat görmüş Osmanlı yapımı Camiler var. En belirginleri Kale de bulunan Mustafa Paşa Cami. Şehirlerin en güzel gözlem yerleri şüphesiz kaleleridir. Üsküp’ü bir de yukardan göreyim diye Kalesine çıkarsanız tamda kalenin üstünde sizi karşılar. Diğer camilerden ise; Kubbesi Piramit Şeklinde olan Yahya Paşa Cami, Üsküp’ü Fetheden Komutanlardan İshak beyin yaptırdığı İshak Bey Cami, Sultan Murat Hanin Kosova’da Şehit düşmesinden sonra Mübarek naaşını taşıyan kervanın durakladığı yere yapılan Sultan Murat Camii, Çarşının biraz dışında kalsa da Bahçesinde Yahya Kemal Beyatlı’nın annesinin mezarının da bulunduğu İsa Bey cami… Hepsi de mimarisi, yapısı, havası, “secdesi” ile güzel ve eşsiz camiler. Çarşıda her şeyi bulmak mümkün. Fakat amacınız alış-veriş yapmak ise aradığınızı bulamayacağınızı belirtmeliyim. Zira çoğu malzeme Türkiye’den ithal edilmekte. Fakat çarşının tüm sokaklarına girin, gezin, kaybolun. Tezgâhlardan alabileceğiniz taze meyveleri şiddetle öneririm. Karnınız acıktığında ise yemek konusunda hassas davrananlara uygun birçok mekân mevcut.

Köftesi, kuru fasulyesi ve peynirli salatası meşhur yemekleri. Akşamları bir gezintiye çıkıp şirin kafe ve çay ocaklarında çay kahve içmenizi hatta şerbetlerini tatmanızı ve çarşının akşamını da görmenizi özellikle önermekteyim. Ama lütfen çarşıda yemek veya alışverişte iletişime geçtiğiniz esnaf ile Türkçe konuşun ve hasbihal edin, sohbet edin, Türkiye’den selam getirdiğinizi söyleyin. Çok sıcak karşılayacaklardır ve mutlu olacaklardır. Son yıllarda Türk Turistlerin yoğunluğundan dolayı eski heyecanları kalmasa da çok memnun karşılamaktadırlar. Çarşıyı gezip, dolaşıp yorulduğunuzda oturup biraz dinlenmek ve yorgunluk kahvesi içmek isterseniz özellikle önereceğimiz yer “Kapan Han” olacaktır. Bakır cezve ile sunumu yapılan ve yarısı köpük, yarısı telveden oluşan enfes Türk kahvenizi Türk müzikleri eşliğinde eski köy kıraathanesi formatında afiyetle için. Üsküp’e bir saatlik mesafede bulunan Matka Kanyonu da görülmesi gereken yerlerden biri. Dağların içinden çağlayan nehri ve gölü ile tam bir doğa harikası, sakin ve doğa ile iç içe güzel zaman geçirebileceğiniz bir doğal güzellik.

Tetova Kalkandelen Alaca Camii

İkinci Durağımız; Kalkandelen Şehrindeki Eşsiz Alaca Cami.

Dışardan baktığınızda sizi şaşırtan içine girdiğinizde bin bir motifi ile kanınızı kaynatan, yüzünüzde tarifsiz bir tebessüm oluşturan motif cümbüşü. Şehirden uzaklaşana kadar yüzünüzdeki bu tebessümün gönlünüzde, zihninizde ve anılarınızda bırakın azalmayı, artarak mutluluğa çeviren eşsiz cami’! Diğer ismi ile müsemma Süslü Cami.

Şehir halkından rivayet edilir ki bu camiyi iki kız kardeş çeyiz paraları ile yaptırmışlar. Tabi iki çeyiz parası âlemi cihan olsa küçük bir cami yaptıracak kadar fazla olmaz. Lakin Osmanlı medeniyeti; yarım kalınca cami yapımı, şehrin hayırsever zenginleri yardımcı olmuşlar. İki kız kardeş vefat ettiklerinde ise şehir halkı cenazeleri caminin bahçesine defnetmişler. Rabbim Rahmetiyle Muamele buyursun, amel defterleri açıktır zira… Eski Anadolu şehirlerinde gelin olacak kızların çeyizi serilir sergilenirdi. Alaca Cami de bu iki kız kardeşin çeyizi gibi nakış nakış, içi ayrı nakış dışı ayrı nakış. Aslında bu cennet mekân kız kardeşlerin  çeyizleri yüzyıllardır serilmiş, sergide de biz hayırlamaya gidip geziyor, seyrediyor gibiyiz. İçimize dolan ise bin bir nakışın masum mutluluğu…

Eğer yolunuz Makedonya’ya düşür de Kalkandelen’e düşmez ise lütfen yolunuzun bu güzel camiye düşmesi için uğraş sarf edin, değecektir. Zahir ömrünüzde farklı ve çok güzel içinize dokunacak kadar masum bir Cami görün ve anı defterinize ekleyin.

Ve  Ohri’ye doğru devam edin

Hak nasip buyurur ise gelecek Ay Ohri’nin Yoluna Revan olacağız…

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.