Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Yola Revan | Murat Hüdavendigar Hz. Türbesi ve Priştine

avatar

Firdevs Ağaoğlu

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 4 dakika)

Beldelerden bil belde, tepelerden bir tepe, Kosova Ovası’nı gören tepe. Yoğun bir sis indi birden, gelen fırtınanın habercisiydi sanki. Göz gözü görmez oldu. Oysa uzaklardan İslam Sancağını dalgalandırmak için gelen bu ordunun savaşı kazanması an meselesiydi. Lakin bu fırtına ordunun moralini de aldı götürdü. Kışladıkları yer tepe de olsa fırtınadan nasibini almıştı. Şartlar iyice kötüleşiyordu.  Komutanlardan şerefli bir komutan, gönlü Allah’ın dinini yaymak için yanan bir padişah. Baktı, baktı ve üzüldü, baktı ve nefsinden- kendinden bildi bu durumu. Ve gecelerden o gece açtı ellerini “Ya Rabbi! Bu fırtına, şu aciz Murad kulunun günahları yüzünden çıktıysa, masum askerlerimi cezalandırma!.. Allah’ım! Onlar ki buraya kadar sadece Sen’in adını yüceltmek ve İslam’ı tebliğ etmek için geldiler!.. Bu yakarışa yer gök şahitlik etti inledi, her toprak tanesi ayrı ayrı şahitlik etti titredi. Devam etti padişah duasına “Ya İlahi! Bu mü’min askerleri küffar elinde mağlup edip helâk eyleme!.. Onlara öyle bir zafer lütfet ki, bütün Müslümanlar bayram eylesin!. Dilersen o bayram gününde şu Murad kulun yolunda kurban olsun!..

Ya İlahi! Bunca Müslüman askerin helâkine beni sebep kılma! Bunlara yardım eyle ve zafer bahşeyle! Bunlar için ben canımı kurban ederim; yeter ki tek Sen beni şehidler zümresine kabul eyle!..

Asakir-i İslam için teslim-i ruha razıyım. Tek ki, bu mü’minlerin uğruna benim ruhum feda olsun. Beni gazi kıldın. Sonunda da lütfen ve keremen şehid eyle! Âmin!..” sabaha kadar sürdü bu kutlu yakarış. Ve sabah olduğunda dinen fırtına ve gelen zafer dahi duanın büyüklüğü altında eridi. Duanın tecellisi öyle hızlı olmuştu ki 700 yıl sonra dahi bu tepeye ayak basan herkesin yüreğini titretti, göz pınarlarında sel oldu, sel oldu da aktı. Bir dua ne kadar çabuk kabul olunur, asırlardır herkese ispatlamış oldu…

Evet, sizi 1. Kosova Savaşının olduğu bu tepeye götürmek istedim bu ay. Murat Hüdavendigar Han Hz.nin şehit düştüğü, diğer ismi ile Meşhedi Hüdavendigar tepesine.  Priştine’nın yanındaki bu tepe, Murat Han Hz.lerinin şehit düştüğünde iç organlarının defnedildiği yer. Tarihten hatırlarız savaş sonrası yaralı ve ölülerin durumunu keşfe çıkan 1.Murat’ı ölü taklidi yapan bir Sırp askeri arkasından hançerleyip şehit etmiştir. Rivayette iki veya üç gün tedavi edilen Padişah çadırında Rahmeti Rahmana kavuşmuş ve zafer gecesi ettiği duası vuku bulmuştur. Hünkâr’ın çadırının kurulduğu yere iç organları defnedilmiş ve sonrasında üzerine sade bir türbe dikilmiştir. Türbe bir iç, bir de dış bahçe olmak üzere iki bahçe ile çevrilmiş. Yıllar içinde bir iki çınar ağacı, birkaç yemiş ağacı, birde türbedarın ailesi için küçük bir ev eklenmiş bu bahçeye. Lakin Cennet bahçelerden bir bahçe göster deseniz bu sade bahçeyi gösterirdim şüphesiz. Öyle bir maneviyat sarıyor ki içinizi girer girmez; sanki 700 yıl önceden zafer nidalarını duyuyorsunuz, iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Sonra bir ses o kadar tiz o kadar acı “Han Hazretleri yaralandı, Han Hazretlerini bir Sırplı yaraladı.”  Kulağınızda ve beyninizde çınlayan bu ses ile Türbeyi gezip, Fatihalarınızı okuyorsunuz. Cennet mekân ecdadın cennet kokan türbesi ile şerefleniyorsunuz.

Türbenin dış bahçesinde bugün arkasında Murat Hüdavendigar Hz.lerinin duasının Türkçesi asılmış olan bir platform kurulu, yanına da Kültür evi olarak kullanılan bir konak yaptırılmış. Türk dernek ve STK’lar belirli günlerde ve etkinliklerde ecdadı anmak için aktif olarak kullanmakta bu yapıları. Türbeyi ziyaret ettikten sonra türbedar ve ailesi ile sohbet etmenizi öneririz. Oraya yıllardır sahip çıkan bu güzel ailenin söyledikleri yıllarca zihninizden silinmeyecek cümleler. Gelin birlikte kulak verelim. “Biz” diyor teyze, o güzel Balkan Türkçesi ile  “Bizim soy evlatçem, taa ilk türbedarın soyundan gelir. Kaç kuşaktır bu şeref bizim sülalede. Te neler gördük neler geçirdik. Ama koruruk (koruruz) canımız pahasına koruruk. Allah’dan niyazın öbür dünyada bu Mübareğin ayağının ucunda bir küçük yer nasip etmesi. Başka duam yoktur. Ah ne Mübarektir. Bazı geceler aydınlanır buralar, Mübareğin nurundan. “ Anlattıkça anlatıyor teyze, anlattıkça gözlerimiz buğulanıyor  “Ah kızçem savaş zamanı nece baskın yemişik, ama sokmadık Türbeğe gavurları. Benim erim (eşim) na burasında, göksünün (göğsünün) üstünde Türk Bayrağı var diye vurüldi aşağida (şehirde), Ama bırakacak mıyız Mubareği, bırakır mıyız can korkusuna, yıldıramazlar bizi. Erim öldi de vaz mı geçtik, biz kororuk, soyumuz hep bu şerefli görevde devam edecek. Ama duam öte dünyada Allah, mübareğin ayakucunda küçük bir yer nasip buyursun bana”. Anlattıkça ağlattı ve ağladı teyze öyle gururlu, öyle içten, öyle mağrur. Dilimizde şükran, rahmet ve minnetlerle, gönlümüzde daha da tomurcuklanan Balkan aşkı ile indik bu güzel tepeden şehre doğru… Şehir, tarihinin ihtişamı ağır oturaklı çevrelemiş olsa da,  Avrupa şehri olmaya çalışan bir şehir olarak çıkıyor karşımıza.  Eteklerinde kaç savaşın izleri duruyor olsa da, özgürlüğüne kavuşmak için ne mücadeleler verse de, Avrupa şehirlerine özenerek büyüyen caddeler, sokaklar ve evler çevreliyor her yeri. Bu ikilem içinde büyüyen bir şehir Priştine. Kosova’nın en önemli ve en büyük şehri.

Bölgenin en büyük Üniversitesine sahip olması, çevre ülkeler içinde önemini artırmakta. Şehrin meydanında Arnavut haklı için önemli olan Skandarbeg (İskender bey) Heykeli ve küçük bir süs havuzu bulunmakta.

Caddeleri, çarşı ve sokakları gezebilmek, şehrin kültürünü öğrenmek için geziye buradan başlayabilirsiniz. Meydanını ve çarşısını gezdikten sonra, Pristine için önemli iki yapıya değinelim. Birincisi “Kosova Ulusal Müzesi”. Müze Kosova’nın en büyük müzesi olması hasebi ile büyük öneme sahip olsa da tadilatta olduğu için açık bulunup gezilmesi pek mümkün olmayan bir yapı ne yazık ki. Diğer önemli yapısı ise 1982 yılında yapılan Ulusal Kütüphane. Farklı mimarisi, ihtişamı ve geniş kitap variyeti ile bölgenin görülmeye değer en önemli yapılarından biri.  Aziz Terasa Bulvarı ve Aziz Nikola Kilisesi şehrin önemli ve görülmesi gereken diğer noktaları diyebiliriz.

 

Priştine Osmanlıların ilk fethettiği topraklardan biri olduğu için, çok eski tarihi geçmişi olan bir yer. Fakat 700 yıllık tarihten ne yazık ki az bir eser korunabilmiş.  Ayakta kalabilen eserlerin başında elbette Cennet mekân ecdadımız Fatih Sultan Mehmet Han Hz.lerinin kendi fermanı ile yaptırdığı Fatih Cami gelir. Fatih Cami I. ve II. Dünya Savaşları arasında kiliseye çevrilse de II. Dünya Savaşı’ndan sonra tekrar camiye çevrilmiştir. Ama sadece bir minaresi ve cami kısmı ayakta kalabilmiş. Günümüzde nüfusun Müslüman olmasından dolayı çok değer görmektedir. Öyle ki Fatih Cami ulusal miras listesine eklenip, koruma altına alınmış. Vakit namazları için diğer bir önerimiz ise Yaşar Paşa Cami olacaktır. Tipik bir Osmanlı eseri olan cami, görülmeye değer bir yapı ve şehre yakın olması dolayısı ile çokça tercih edilen bir camidir. Diğer bir güzel cami ise 15. yüzyıldan kalma Priştine Piri Nazır Camisidir. Ama yıllardır tadilatta olan camiyi sadece dışarıdan görebilmekteyiz.

Şehirde bulunan diğer önemli yapılara göz attığımızda ise; şehrin önemli caddelerinden biri olan Nazım Gaffuru Caddesinin üzerinde Priştine için sembolik haline gelen Saat Kulesi çıkıyor karşımıza.  17.yy da yapılan Saat kulesi özellikle namaz vakitlerini gösterdiği için herkesin günün belirli vakitlerinde nazar kıldığı önemli bir yapı. Eskiden şehrin en uzun yapısı olan Kulenin saati 1970li yıllara kadar ilk mekanizması ile çalışmaya devam etmiş.  Caddenin sonunda ise Osmanlı yapısı bir çeşme dikkat çekmekte. Eskilerde sadece çarşı halkının değil, şehir halkının da aktif olarak tüm işlerinde kullandıkları, işlevsel ve işlek bir çeşme olduğu rivayet edilmekte. Bu güzel ata yadigârı hala sıcak yaz günlerinde, insanları serinleterek hizmetine devam etmekte.  Elbette sayamadığımız birçok güzel ve tarihi yapı bulunmakta bu şehirde. Lakin birkaç tanesine lisanımız yettiğince değinmek istedik. Eğer yolunuz düşerse, şehir halkı sizi sıcak bir şekilde selamlayacaktır. Ayrıca Türkçe bu bölgelerde oldukça geçerli bir dil. Ortak tarih ve dini paylaştığımız için hiç yabancılık çekmeden rahatlıkla gezebileceğiniz güzel bir şehir olarak kalsın aklınızda. “Fakat naçizane bana sorarsanız, bu topraklar için kanlarını dökmüş hiçbir şanlı şehidimizi ayırmadan, hepsini temsilen “Murat Hüdavendigar Han Hazretleri’nin şehadet şerbetini içtiği Meşhedi Hüdavendigar tepesini ziyaret etmek için dahi bu topraklara defaatle gelinir.”

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.