Sıradaki içerik:

Gece Vardiyası – 3

e
sv

Yola Revan / Filibe (Plovdiv)

avatar

Firdevs Ağaoğlu

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Bu ayki durağımız Bulgaristan’ın Filibe(Plovdiv) Şehri.  Balkanlar hakkında küçük bir merakı olanlar dahi bilir, bu topraklarda Türk demek Müslüman demek,  Müslüman demek Türk demektir. Özellikle Bulgaristan’da bu görüş hala aktif bir şekilde karşımıza çıkar. Camiler Türk ibadet yerleridir. Mahalleler Türk Mahallesi… Filibe de Osmanlı zamanlarda büyük oranda Türkleşmiş bir bölgeydi. Bugün de hatırı sayılır bir Türk nüfusa sahip. Ve şehir hala görünüşü değişse de köşe taşlarından, mimarisine, cumbalı evlerinden Arnavut kaldırımlı dar sokaklarına, Türk- Osmanlı izlerini kendi öz kimliğine işleyerek taşımaya devam ediyor. Bir Avrupa Birliği şehri olsa da 8bin yıllık o etnik dokusunu, kültürel mirasını, balkanların o eşsiz mozaiğini taşımaya devam ediyor. 2018 de Kültür başkenti olması ile belki birçok değişiklikler ve yenilikler yapılsa da, şehir hangi köşesinden bakarsanız bakın o ihtişamlı mozaik mirasını gururla taşıyor da, yenilikler sadece kurdele gibi takılıyor üstüne…

Büyük İskender’in Babası Hükümdar Filip tarafından kurulan Filibe, ‘Filip’in şehri’ demektir zaten. Filip’in kurduğu bu şehir, günümüzde olduğu gibi eski dönemlerde de bölgenin kavşak noktası olmuştur. Misal bölgenin en büyük Antik Stadyumu vardır bu şehirde. Uzun yıllardır süren arkeolojik araştırmalar sonucu tüm ihtişamı ile çıkarılmıştır bu stadyum.

 

 

Sonra devam eden kazılar sonucu ise buranın bir Antik Stadyum değil aslında Antik Hipodrom olduğu ortaya çıkmıştır. Hipodromun yolu bugün araçlara kapalı en işlek caddesi olarak bilinen Knyaz Aleksandar I caddesinin altındadır. Yolun sonunda tam da Cumaya Caminin yanında Hipodromun küçük Amfi Stadyumu bulunmaktadır. Ve bu şehrin gezilesi, görülesi yerleri de hep bu çevrededir. Antik stadyumu görmek için caddelerini biraz tırmanmanız gerekse de, tırmanmaya değer. Daha sonra sokakları izleyip indiğinizde Knyaz Aleksandar Caddesi’ne gelirsiniz, burası şehrin en işlek alış veriş caddesi ve yürüme yoludur. Yemek yiyebileceğiniz, bir şeyler içebileceğiniz güzel mekânlar bulunmaktadır. Fakat bizim önerimiz, yeme içme konusunda önceden mekân araştırması yaparak mekân seçmenizdir. Caddenin sonunda kavşakta Cumaya Camii (Hüdavendigar Camii) bulunmaktadır. Bu cami Sultan 1. Murat zamanında yapılmıştır. Hala aktif olarak kullanılan cami ne yazık ki bu şehirde ayakta kalabilen 3 camiden biridir. Hala hatırı sayılır bir cemaate sahiptir. Özellikle caminin altı kısmında bulunan çay bahçesi uğrak yeridir. Bizim de naçizane önerimiz bu çay bahçesinde oturup bir şeyler içerken, orada ki halk ile sohbet edip, dertleşmenizdir. Çünkü Balkan coğrafyasında yapacağınız en harika etkinliktir bir Balkan Türkü ile dertleşmek, hemhal olmak….

Caminin arka bahçesi ile çok güzel tasarlanmış yeşil bir park vardır, parkın üzerinde ise Arnavut kaldırımlı cumbalı evli eski sokaklara çıkmaktadır. Bu bölge ise Eski Kent olarak adlandırılan bölgedir. Eski kent bölgesi şehrin üç tepesi olan Nebet Tepe, Taksim Tepe ve Cambaz Tepe üzerinde yer alır. Bu bölgede en eski dönemlerden bu güne her zamanın mimarisini görme imkânınız vardır.

Adeta eski Anadolu şehirlerinde gezer gibi hissedersiniz kendinizi. Belki bir Safranbolu belki bir Beypazarı… Eski Kent bölgesi saatlerce yürüyebileceğiniz,  dar Arnavut kaldırımlı aşı boyalı evlerin arasından geçerek ulaşacağınız tepelerden şehri izleyebileceğiniz, size, nostaljik geziler yapma imkanı sunan güzel bir bölge.  Nebet Tepe’ye giderken eski kale kalıntısı olarak duran “Hisar Kapia’dan” eski kalenin tek ayakta duran kapısından geçerek eski Roma Dönemi kalıntı taşlarını görebilirsiniz.

 

 

 

Bu bölge her köşe başında farklı bir yüzyıla ait eserlerin bulunduğu kültürel bir şölen alanı gibi adeta. Eski kent bölgesinde iki önemli ev bulunmaktadır. Birincisi şimdilerde sanat galerisi olarak kullanılan Balabanov Evi, adından ilk Balaban tekkesi mi diye düşünsek de, aslında buralı bir Tüccarın konağıdır. İkincisi ise Etnografya Müzesi olarak kullanılan bir Bulgar Evi’dir.

Diğer Balkan şehirlerinde olduğu gibi bu şehrin içinden de bir nehir geçmektedir; Meriç Nehri. Nehrin yanında ise Şahabettin İmaret Camii vardır o güzel mimarisi ile. 1445 yılında külliye olarak yaptırılmıştır bu Camii. Hamamı, mektebi, imaret yeri, fakat günümüze sadece Cami kısmı ayakta kalabilmiştir. Diğer bir Osmanlı yapısı ise şimdilerde sanat evi olarak kullanılan Eski Osmanlı Hamamı’dır. Başka bir eser ise mimarisi ve güzel bahçesi ile eskiden Mevlevi Tekkesi olan Mevlevihane’dir.

Ne yazık ki günümüzde önemli ve üst düzey toplantıların yapıldığı bir Salon olarak kullanılmaktadır. Özellikle düğünlerde, partilerde ve danslı içkili toplantılarda da kullanıldığını öğrenince insanın içini burkan bir kültürel mirastır.

Şehirde ayrıca görmenizi önereceğimiz yerlerden ilki Aziz Petka Kilisesi’dir. Yeşil kubbeli yapısı ile halk tarafından eski kilise olarak bilinen bu yapı adeta bu şehrin tanıdık bir yüzü gibidir. Ayrıca Virgin Mary Katedrali de eski kentin köşesinde ziyaretimizi bekleyen bir yapıdır.  Nebet Tepe ile Cambaz Tepe arasında bulunan Antik Tiyatro Kalıntıları ise Filibe’nin en eski tarihi yapısıdır. Günümüzde hâlâ kültürel etkinliklerde kullanılan bir yerdir. Filibe, geçirdiği her dönemin kalıntılarını, mimarisini iç içe yaşatabilen kültürel açıdan çok zengin bir şehirdir.

Provdiv’in sokaklarını gezerken sanki yıllardır görmediğiniz çocukluk arkadaşınızı görmüşsünüz gibi bir his kaplar içinizi, hani yıllardır görmemişsinizdir de bakarsınız büyümüştür, değişmiştir ama hâlâ aynıdır. “Hiç değişmemişsin” dersiniz, “Özünde aynı Türk şehrisin işte, en eskisinden en yenisine sahip çıkmışsın”. Veya büyüdüğünüz sokağa yıllar sonra gitmek gibi bir his kaplar içinizi. İp atladığınız, top koşturduğunuz o sokakta binbir değişiklik olmuştur, ama aslında aynı sokaktır, aynı dönemeç, aynı kaldırım taşı. Plovdiv eski bir komşu, eski bir arkadaş gibidir ne kadar yabancı kalsa da özünde bize çok yakındır. Ve içine girer girmez 8 bin yıllık tarihini, siz sokaklarında gezdikçe usul usul anlatan bir Masalcı nine gibidir. Usul usul, tane tane…

 

 

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.