Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Yıldırım Han Diyarının Çocuğu

avatar

Selman Devecioğlu

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Okuyorken şiirlerin dizelerini,
Hayal ederim Üsküp’ün caddelerini,
Süleymaniye’de bayram namazı kılar,
Yahya Kemal ile zihin maziye dalar.

Yahya Kemal, kendi cümleleriyle Yıldırım Bayezid Han diyarı ve binbir türbeyle müştehir Müslümanların yaşadığı Üsküp’te 2 Aralık 1884 tarihinde dünyaya gelir. Gönlünde farklı bir yeri vardır Üsküp’ün. Türkiye sınırlarının dışında kalsa da yazıları ve şiirlerinde özlemle bahsettiği bir şehir olmuştur onun için.

Üsküp ki Şar Dağı’nda devamıydı Bursa’nın,
Bir lale bahçesiydi dökülmüş temiz kanın…
Çok sürse ayrılık aradan geçse çok sene,
Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene.

Yahya Kemal’in asıl adı Ahmet Agâh’tır. Babası Üsküp adliyesinde icra memurluğu ve belediye başkanlığı da yapmış olan Mişli Naci Bey’dir. Annesi ünlü divan şairlerimizden Leskofçalı Galip Bey’in yeğeni Nakiye Hanım’dır. Soyadı kanunu sonrası Sırbistan da yer alan Niş’i fetheden Üçüncü Mustafa’nın sancaktarlarından Şehsuvar Bey’e kadar soyunun dayandığını öğrenen Yahya Kemal, Beyatlı soyadını alır. Beyatlı’nın, şehsuvarın Türkçesi olduğunu hatıralarında nakleder.

Yahya Kemal için annesi Nakiye Hanım tartışılmaz bir yere sahiptir. Kendi deyimiyle anne; “Doğru yeri bulduran bir pusuladır. Hatıralarında ve şiirlerinde annesine olan hasretini dile getirir. Bir anısı şu şekildedir.

“Annem bana: Oğlum, dünyada iki insanı sev… Peygamber Efendimizi, bir de Sultan Murad Efendimizi sev! derdi.

Bu Murad adında, Balkanların büyük fatihlerinden Birinci Murad’la İkinci Murad’ın hizmetleri ve hatıraları birleşiyordu. Türkleri Balkanlara yerleştiren, Sırpları, umumiyetle İslavları mağlup eden; Üsküp’te ulu camiler yücelten Türk hükümdarları, Balkan Türklerinin hafızasında tek bir Murad adıyla yaşıyordu. Hasılı annemin söylediği Murad, her iki Murad’dan birleşmiş bir semboldü. Annem, Türkleri Rumeli’ye onların yerleştirdiklerini bilirdi. Esasen Birinci Kosova zaferi ile İkinci Kosova muzafferiyetini kazanan iki Murad, Üsküp’ün erkek ve kadınları tarafından tefrik edilmezdi. Şehrin orta yerindeki tepede bir cami bulunan İkinci Murad’ı ora halkı daima Murad Hudavendigâr’la karıştırır, ikisini bir adam zannederdi.

Bir gün evimizde kadın misafirler bulunduğu bir sırada annem bu kadınların yanında beni öperken “İnşallah şehit olur.” demiş ve ağlamıştı. Yanındaki kadınlar: “Aman, ne söylüyorsun?” demişlerdi. Fakat annemin gözyaşları samimiydi. Hiç şüphesiz, gözünün önüne gelen manzaraya dayanamamakla beraber, bir şehit annesi olmanın faziletini de idrak etmekte idi.”

Yahya Kemal ilköğrenimine Üsküp’te başlamış, çocukluğunun en güzel yıllarını bu şehirde yaşamıştı. Fakat babası Naci Bey daha modern bir şehir olarak düşündüğü Selanik’te kalmak arzusuyla bütün aileyi peşinden sürüklemişti. Şairimiz, “Annem Üsküp’ü bütün kalbiyle seviyordu. Orada hayat sürmek, ölünce İsa Bey mezarlığında babası Dilaver Bey’in yanında gömülmek istiyordu. Selanik onun nazarında karışık yapıya sahip bir kentti” diye ifade etmiştir. Selanik’e gidileceği sırada babasının Nakibe Hanı’ma ait çeyizleri tellallar çarşısına gönderip satması üzerine gururu incinen anne kahırdan yataklara düşer yalvarmalara rağmen aile Üsküp’ten kopar. Memleket hasretine ve baba Naci Bey’in sorumsuz, alkolik hâline dayanamayan anne, ince hastalığa yakalanır. Bunun üzerine tekrar Üsküp’e taşınan aile annenin vefatıyla büyük sarsıntılarla karşılaşır. Yahya Kemal annesinin ölümüyle aile huzurunu da yitirmiştir. 1903’te özgürce sefahat sürme niyeti ile Paris’e giden Yahya Kemal; burada jöntürk muhitine girer. Memleket onun için mahpus, Avrupa’yı nurlu bir âlem olarak düşler. Paris’te siyasi bilgiler okur ama diplomasız olarak 1912’de İstanbul’a geldiği zaman tarih ve edebiyat camiasında ismi bilinen sohbetleriyle dikkat çeken bir aydına dönüşür. Turancılığı ve Türk İslam fikrini benimser. Şairin “Kökü mazide olan atiyim” sözü bu düşüncenin kanıtı olarak ortaya çıkar. Paris yıllarında İslam’dan uzaklaştığını belirten şair; hayranı olduğu Arbert Sorel’in öğrencisi olur ve onun tesirinde kalır. Sorel’in Asya Tarihine Giriş eseri kendisini etkiler. Yahya Kemal’e göre, “Tarih yapıldığı zaman değil, ancak yazıldığı zaman devamlılık kazanır. Onun tarih anlayışında 1071’in önemi büyüktür. “Malazgirt Savaşı’ndan öncesi Türk tarihi Malazgirt’ten sonrası Türkiye tarihi”dir. Darüşşafaka Lisesi’nde edebiyat ve tarih öğretmenliği yapar. Ziya Gökalp’in önerisiyle medeniyet tarihi ve batı edebiyatı tarihi kürsülerinde görev alır. İlk önemli manzumeleri Yahya Kemal imzasıyla İrtika ve Malumat dergilerinde yayımlanır.

Yahya Kemal’in sağlığında hiçbir kitabı basılmamış, şiirleri ve nesirleri vefatından sonra, talebesi ve dostu Nihat Sami Banarlı ve Yahya Kemal Enstitüsü tarafından bir külliyat hâlinde neşredilmiştir. Yeni tarzda yazdığı şiirler; Kendi Gök Kubbemiz 1961, eski tarz şiirleri; Eski Şiirin Rüzgârıyla 1962, İstanbul hakkındaki yazıları; Aziz İstanbul 1964, Kurtuluş Savaşı yazıları; Eğil Dağlar 1966’da biz okuyucularının istifadesine sunulmuştur.

Millî Mücadele döneminde halkı gayrete getirecek yazılar ve mitingler yapan Beyatlı, döneme damgasını vurmuş, 1923 Türkiye’sinin oluşumuna inkâr edilemez destekler vermiştir. Lozan Konferansı’nda müşavir olarak tayin edilmiş, Urfa Yozgat, Tekirdağ bölgelerinden mebus seçilerek, TBMM’de halkı temsille vazifelendirilmiştir. Diplomatik hizmetleri yürütmek üzere birçok ülkede bulunan Beyatlı; en son Pakistan büyükelçisi olarak atanır ve buradan emekli olur. Şair 1 Kasım 1958 tarihinde Cerrahpaşa Hastanesi’nde bu dünyaya gözlerini kapar.

Türk dili konusunda çok hassas olan Yahya Kemal, “Benim istediğim Türkçenin hususi ahengine göre seçilmiş kelimelerle şiir yazmaktır.” der. “Türk dili ağzımda annemin ak sütüdür.” ifadesini sürekli dillendirmiştir. Kullandığı üslubunda, sade ve yalın bir tarz benimsemiş, şiirlerinde okuyucuya farklı dünyaların kapısını aralamıştır. Medeniyetler arasında köprüler kurmuş, Osmanlı İmparatorluğu’nun, Cumhuriyet Türkiye’sinin elinden tutup, “Siz yaşlı bir çınarın dalları, İslam’ın sarsılmaz dağlarısınız.” demiştir. Bizler de Yahya Kemal’i okuyarak, gözlerimizi açmalı, gönül aynalarımızın tozunu silmeliyiz. Malazgirt’te at koşturmalı, Koca Mustafa Paşa’da konaklamalıyız. Fatih’le fetihlere katılıp, kaybolan şehri tekrar kazanmak için uğraşmalıyız.

Kaynakça:

  1. Gedik Murat, (2018), Yeni Düşünce dergisi, Aralık, Sayı 821
  2. Erzen Melih, (2014), Yahya Kemal ve Ahmet Haşim’de Anne İmajı. Türkiyat Araştırmaları dergisi s.35
  3. Ayvazoğlu Beşir. (1995), Eve Dönen Adam, Yahya Kemal, Ötüken yayınları İstanbul.
  4. Banarlı Nihat Sami. (1997) Yahya Kemal’in Hatıraları, Fetih Cemiyeti yayınları, İstanbul.
  5. Beyatlı Yahya Kemal. (1999) Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebî Hatıralarım, İstanbul, Fetih Cemiyeti yayınları.
  6. Erol Ertan. 2013, Yahya Kemal Beyatlı’nın eserlerinde Balkanlar, Türkiyat Araştırmaları dergisi, S.33
  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.