Yeni Evin Hediyesi

Sağı solu iğde ağaçlarıyla kaplı bu yol nereye çıkıyor olabilirdi ki? İçi eşyalarımızla dolu bu kamyon yanlış adrese mi götürüyor bizi? Cıvıl cıvıl kuş sesleri ile kaplıydı yeryüzü. Akşamüzeri hava kararmak üzere hocanın eli kulağındadır. Ah benim bu temizlik ve düzen takıntım. Odalar yerleşmeden halılar serilmeden banyo temizlenmeden nasıl abdest alacaktım nasıl namaz kılacaktım. Bir hal çaresi bulunurdu elbet. Eşim yaklaştığımızı söyledi. Anneannemin hediyesi olan bu evi ilk defa görecektim eşimi sıkı sıkı tembihlemiş sürpriz olsun istemişti. Bildiğim tek şey evin bahçeli olmasıydı. Tek şeritli dar bir yoldan karşıdan gelen araçlara sağa çekilerek yol vererek ilerliyorduk kamyon zor sığıyordu bu yola. Şehrin ortasında sanki bir köy yolu gibiydi. Kulağım bir taraftan ezanda. Namaz, yerleşmemiş odalar, temizlenmemiş banyo.

Yemyeşil ağaçlar arasında beyaz üç katlı bir ev süzülerek gittiğimiz yolun sonunda karşımıza çıktı. Elektrik direğinin üzerinde çıkmaz sokak yazıyordu. Son durak evimizdi. Bahçe kapısının önünde birkaç kişi toplanmış bizi bekliyordu. Kamyonun hemen arkasına biz durduk. O sırada ezan okundu ve kas katı kesildim. Yüzüme soru işaretleri sıralanmıştı. Sıcacık gülümseyen mavi gözleriyle, ucu görünen beyaz saçlarını sol eliyle eşarbının içine yerleştirmeye çalışan Müşerref teyze “hoş geldin kızım evine, geleceğinizden haberim vardı. İki gün önce eşin temizlik şirketinden elemanlar getirmişti o vakit öğrendim bugün eşyaları taşıyacağını. Yemek hazırladım. Ezan okundu istersen namazını da kılarsın.” Yüzümdeki soru işaretleri namaz, yerleşmemiş odalar temizlenmemiş banyo mavi gözlü komşumun dilinde cevabını bulmuştu. Kamyondan eşyalar boşatılırken ben bütün ulvi ihtiyaçlarımı karşılamıştım.

Hava kararmış yaprak ve kuş sesleri yerini cırcır böceklerine bırakmıştı. Bir anda hızla yanıma gelen kutup yıldızı gibi parlayan gözleriyle bacaklarımın arasında dolaşan sürtünen sanki bu çöplüğün horozu benim der gibi önüme düşüp evinim yolunu gösteren gri parlak kalın tüyleriyle bir kediyi takip ederek gidiyordum evime. Hiç bu kadar sırnaşan bir kedi ile karşılaşmamışım. Bu pek mümkün de değildi kedilere karşı fobim varken. Ama bu çok farklı bir şeydi. Hem korkuyordum hem de uzaktan seviyordum. Sevimli bir yüze sahipti. Dokunmasına sırnaşmasına tahammül edemiyordum. Çocuklar bahçe kapısının önünde yapıştırıcıya benzer bir özelliğe sahip kediyi severken “ bunun adı prit olsun çok yapışıyor ayrılmıyor” deyince önce şaşırdılar daha sonra kabul etmelerinin belirtisi olarak prit diye seslenmeye başlamışlardı. Adını kulağına okumamıştık belki ama tıpkı okunmuş gibi bir sahiplik göstererek her seslenişte dönüp bakması onu ilk görüşteki farkını ortaya çıkarıyordu.

Saatler gece yarısına yaklaşırken kamyondan eşyalarımız çıkarılmış yorulan hamallar soğuk içeceklerini içmiş kamyonun kapaklarını kapatıyor baş hamal taşıma ücretini yapılan pazarlık sonunda teslim alıyordu. Bahçe kapısını kapatırken yine aynı şeyi hissediyordum. Bacaklarımın arasında gece yarısı kutup yıldızı gibi parlayan gözleriyle bana bakan bir çift göz. Hadi git yat buralar bana emanet der gibi bir bakışa sahipti. Boş bulduğumuz koltukların üzerine hepimiz sızıp kalmıştık. Korkacak bir şey de yoktu aslan yürekli dişi bir kediye emanettik.

Ezan sesiyle yeni bir güne uyanmıştık. Ah be hocam ne de güzel okuyorsun dinledikçe dinleyesi geliyor insanın. Ezan bittikten sonra sanki bir bebek ağlaması, emzirilme ihtiyacı ya da altını kirletmiş gibi acil bir durum var dercesine bir miyavlama ilk defa duyuyordum. Çünkü kedilere karşı olan fobim benim onları tanımam için fırsat tanımamıştı. Mutfakta açılmayı bekleyen kolilerin arasından bulduğum kapalı bir paket sütü vermek için kapıya doğru yaklaşınca miyavlamanın ritmi değişmeye başlamış çabuk ol neyi bekliyorsun gibi bir hal almıştı. Kapıyı açar açmaz içine kurbağa kaçmış bir kedi gibi bu sefer vırrak vırrak diye sesler çıkarıyordu. Dışarda bulduğum plastik kabın içine sütü boşaltana kadar her an üzerime atlayıp paketi alarak kendi dolduracak kadar sabırsızdı çok acıkmıştı.

Evi yerleştirip düzenimizi kurmuştuk. Bir taraftan da bir kedi ile nasıl yaşanır öğrenmeye başlamıştık. Evin işleri bitince yüzümüzü bahçeye döndük. Eşimle birlikte gidiyor meyve ağacı fidanları, rengârenk güller, menekşeler, leylaklar, hanımelleri alıp geliyorduk. Şunu çok iyi anlamıştım bir canlıyı tanımak için onunla ait olduğu doğasında yaşamak gerekiyormuş. Her an her yerde ve yanımdan ayrılmıyordu. Bana olan bağlılığı evdeki herkeste şaşkınlık uyandırıyordu. İyice alışmıştım. Dokunması sırnaşması beni rahatsız etmiyordu aksine hoşuma gitmeye başlamıştı. Bahçeye her çıktığımda selam veriyor bir öpücük ver dediğimde ağzını uzatarak yanağıma bir öpücük konduruyordu. Dişilik içgüdüsüydü belki bana olan yakınlığı.

Her yeni günün ardından günler aylar ilerliyordu. Prit artık ailemizin bir parçası olmuştu. Havalar soğumaya başlayınca çocuklar boş karton bir kutu ile ona yuva yapıyorlardı. Peki ya yağmur ya da kar yağdığında ne olacaktı. Üzülüyorlar kaygıya düşüyorlardı. Kıyamazdım elbette. Bütün gün yanımdan ayrılmayan bana arkadaş olan aslan yürekli bir kedi evin girişinde kalabilirdi.

Yağmurlar yağmaya başlamış ara ara kar kendini gösteriyordu. Çiçeklerin, meyve ağacı fidanlarının gövdenin yere yakın olan kısmını toprakla doldurmuştum. Elimde olsa üzerlerine battaniye örtecek yanlarına soba yakacaktım. Ama doğanın kanunu gereği her bitki ve hayvanın soğuğa karşı bir savunma gücü vardı. Geceyi evin girişinde gündüz ise dışarda gününü geçiren kocaman yürekli bu hayvanda bir değişiklik vardı. Her geçen gün karnı büyüyor koşarken zıplarken güçlük çekiyor bazen çok yemek yiyor bazen de az yemek yiyordu. Bahar kendini göstermeye başlarken Prit’in karnı iyice büyümüştü ve neredeyse yürüyemeyecek hale gelmişti.

Her sabah yaptığım gibi bu sabahta eşimi işe yolcu ettikten sonra bahçeyi dolaşırken Prit yanımda belirdi. Yemek istemiyordu bana ağzının içinde mırıldanıyor bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Dolanıp duruyor bir yer arıyordu. Toprağı eşelemeye başladı. Ama hiçbir yer içine sinmiyordu. Sürekli yer değiştiriyor eşelemeye devam ediyordu. Mırıldanmalar hız kazanmıştı. Evet, o gün bugündü. Ailenin yeni üyeleri aramıza katılacaktı. Çocukların artık giyemediği küçük gelen kıyafetlerini bir leğenin içine yerleştirip Prit’i üzerine oturtarak doğumu yapmasını bekledim. Başını okşuyor sırtını sıvazlıyordum. Bana güvenebileceğini yanından ayrılmayacağımı söylüyordum. Dört adet yavrumuz peş peşe gelmişti. İlk defa şahit olduğum bu durum anneannemin evle birlikte hediyesi olmuştu.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Bu Dünya İçin Değerliyim

Sağı solu iğde ağaçlarıyla kaplı bu yol nereye çıkıyor olabilirdi ki? İçi eşyal...

Tekliften Önce Tanım

Sağı solu iğde ağaçlarıyla kaplı bu yol nereye çıkıyor olabilirdi ki? İçi eşyal...

Yalnız O Karışır

Sağı solu iğde ağaçlarıyla kaplı bu yol nereye çıkıyor olabilirdi ki? İçi eşyal...