Sıradaki içerik:

Bir Olur

e
sv

Yeni Bir Slogan: Çocukluğunuz Bize Emanet

avatar

Merve Diken

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

İstanbul’un orta halli, 16 mahallesinden 3’ü varoş olarak adlandırılan, bir ilçesinde doğup büyüdüm. 5 yıllık bir tebdili mekanın ardından kürkçü dükkanında iş bulup bitişik ve hemen hemen benzer demografik özelliklere sahip ilçesinde yaşamaya devam ediyorum.

Bu semtte ortalama her 3 sokaktan birinde ‘çocuk oyun evi’ başlığı altında bir mekan bulunmakta. Çocuk oyun evi… Mekanların gözümü ısırması seyir halindeyken oldu. Aşırı seyirme hali beni konu üzerinde araştırma yapmaya itti ve aşırı merak eder oldum. Ne oldu da çocukların böyle bir eve ihtiyacı oldu?

Bu evlerin bizim ilçe ve çevre 2 ilçe için 8-10 tane civarında olduğunu düşünüyordum. Saha çalışanı olduğum için bölgeyi taradığımı, bazı mekanların isimlerini ezberlediğimi ve bu rakamın üzerine çıkmayacağını düşünen emin adımlarla çalışmama başladım.

Sahada çalışırken sokak aralarında gördüğüm oyun evlerini not alma kararımla işe koyuldum. Birkaç saat sonra şaşkınlıktan ağzım kapanmıyor, gözlerim kocaman açılıyordu. Orta halli dediğim, varoş mahallelerinin bulunduğu bu semtte her 3 sokak arayla ‘çocuk oyun evi’ , ‘mekanik kum evi’ , ‘çocuk parti evi’ gibi bir sürü benzer isimde mekan vardı. Dışarıdaki gölgelerden fark ettiğim kadarıyla içleri boş değildi. Hem boş olsa mekanlar ayakta kalabilir miydi? Günü şaşkınlık içinde geçirdim. Artık benim için bu mekanların varlığından çok, bu mekanlara ihtiyaç duyan ‘çocuklar’, hatta çocuklarını bu mekanlara taşıyan ebeveynlerin araştırılması gerekiyordu.

İlk olarak çevremde çocuğu olan arkadaşlarımla iletişime geçtim. Ben olaya çok uzak kalmış olacağım ki, mekanlardan haberi olmayan tek bir arkadaşım bile çıkmadı. Sonra çocuğunu bu mekanlara götürenleri tespit edip sorularımı ardı ardına dizmeye başladım. İlk sorum yönlendiriciydi. ‘Kış olduğu için mi oyun evini tercih ediyorsunuz?’ Belki de kendi kendime bir medet ummuştum. Ama maalesef ki yanıt ‘yooo’ şeklinde gelmişti. Bir çoğunun dakikası 1 TL olan , daha vasat mekanların 5 dakikası 1 TL’den çocuk bulduğu bu mekanlar aşırı bir taleple karşılanmasının sebebi acaba neydi? Görüştüğüm ebeveynlerin çok büyük bir kısmı çocuklarını sokağa yalnız gönderemediklerini, komşuluk ilişkilerinin gelişmediği için çocuğun akranlarına kolay ulaşamadıklarını, ebeveynlerin vakitleri kısıtlı olduğundan da açık havada fazla zaman geçiremediklerini; oyun evine çocuklarını götürdüklerinde ortamın güvenli olduğundan çocuğu takip etmeye gerek duymadıklarını ve oturup dinlenebildikleri cevaplarını vermişlerdi. Benim için en önemli kısmını oluşturan cevaplar ise çocuklarını oynatırken kendilerinin de sosyal çevre edindiklerini söyleyen, kısacası 1 taşla 2 kuş vuran ebeveynlerdi. Sonuçta ulaşılan sonuç şu oldu ki bu evlatlar, sosyalleşebilmek, oynayabilmek, akran etkisini yaşayabilmek vb. nedenlerden bu mekanlara mecbur kılınmış durumdaydılar. Kendi çocukluğumu düşünmeye başladım. Okulum olduğu halde eminim hafta içi en az 3’er saat, hafta sonu da en az 8’er saat sokakta oynuyorduk. Sokakta doyamadıysak, terlik gösterilerek eve sokulduysak, ya da hava soğuksa, hastaysak… evde oyunlara ve arkadaşlara beraberliklerimize devam ederdik. Ödevlerimizi bile beraber yapardık ki arada ortamı kaynatıp oyuna dönüştürebilelim. Şimdi bu aileleri çocukluğumla kıyaslıyorum. Hanede 1 tanecik bile evlat olsa ve günde sadece 1 saat bu mekanlara götürülseler ki madem buralar oyun evi, çocukların sosyalleşme alanları o halde günde 1 saatin altına düşemez. Oyun evinin aileye masrafı 1800 TL ile 360 TL arasında değişmektedir. Ciddi bir rakam olduğunu düşündüğümden bu konuyu da ebeveynlere danıştım ki cevap biraz daha şaşırtıcıydı. ‘ne 1 saati, hafta 1 kere gidip 1-2 saat kalıp geliyoruz’ Peki ya sonrası? Çocuk oyun oynayalım dedikçe, parka gidelim dedikçe, arkadaşıma gidelim dedikçe; ‘seni oyun evine götürüyorum ya daha ne istiyorsun’ cevabı önlerindeki seti meydana getiriyordu. Sonrasında ise, modern oyun evlerinde ve arkadaşlarında canı kalan çocuklar. Bu gider düşünüldüğünde elbette karşılanması mümkün değil ancak adı üzerinde ‘çocuk’ için haftada 1-2 saatlik oyun evi; oynama, öğrenme, akran etkisini yaşama için ne kadar yeterli olabilir? Ebeveynlerin gurur duyarak savundukları bir nokta daha vardı. ‘Yahu çocuklarımız sadece oralarda oynamıyor ki, evde de oyuncakları ile oynuyorlar.’ Peki ya arkadaş? Ebeveyn? Yok. Çünkü ebeveynin işi var. Arkadaş ise güven veren bir ortam olmadığı için kimse ile evlerde görüşülemiyor…. İşte böyle… Son zamanlarda merak saldığım oyun evlerinden küçük bir kesiti ola ki farkındalık getirebilirse diye paylaşmak istedim. Yanılıyor olmayı çok isterim ama modern çağdaki oyun evleri çocuklarımızın elinden çocukluklarını alması için kurulmuş işletmeleri andırıyor bana. ‘Haftada 1-2 saat çocuk ol – çocukluğunuz emin ellerde – çocukluğunuz bize emanet’ sloganlarını duyuyor sanki kulaklarım, yutkunuyorum. Farkındalık, selam ve dua ile…

1991 İstanbul doğumlu olup, Sosyoloji Lisans ve Yüksek Lisans mezunuyum. ‘Dert’im’ ile tanışıp, öğrenimimi sürdürdüğüm Balıkesir şehrinde ‘Kuantum ve Tasavvuf’ merakımla yazmaya başladım. ‘Niyetiniz Ümmeti Muhammedi Ateşten Kurtarmak Olsun’ sözünün muhatabı olarak gençler üzerinde çalışmaya, gençlik kulüplerinde eğitimin içinde olmaya ve en önemlisi yazmaya devam etmekteyim. İyi okur, iyi yüzer, iyi kahve içerim. Şimdilerde bir de iyi yazmaya niyet etmiş olup; ‘iyi’ anılmak isterim.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.