Yeni Bir Dönemin Kurucusu: Nizâmiye Medreseleri ve Tesirleri

“Kendileri ve ataları daha önce uyarılmamış ümmî bir kavme gönderilen ümmî bir peygamber” vasıflarıyla tarif ve takdim edilmiş olan Hz. Muhammed Mustafâ (s.a.v.), kendisine bildirilen vahyin, ilk günlerden itibaren “sözlü/kavlî” hâlden “yazılı/kitâbî” hâle geçmesi için önemli tedbirler almıştır. Namaz ve sâir zamanlarda ezberden (hıfz) okunmasının yanı sıra vahiy kâtipleri eliyle o günün şartlarında yazıya elverişli ne varsa, Kur’ân-ı Kerîm onların üzerine yazılmıştır.

Ancak Mekke gibi önemli bir şehir devleti içinde o günün şartlarında okuma-yazma bilen sadece on yedi kişinin bulunduğu düşünüldüğünde, bu durum kendi içinde birçok zorlukları barındırmaktadır. Bu sebeple Peygamber Efendimiz, İslâm’ı öğretmek üzere Mekke’deki ilk medreseyi tesis etmiştir. “Dârü’l-Erkam” olarak isimlendirilen bu mekân, müslümanların yeni vahiyleri bizzat Allah Rasûlü’nünden telâkkî ettikleri, beraberce ibadet edip ilim öğrendikleri, dertleşerek teselli buldukları, mevcut zorluklar karşısında kenetlendikleri müstesnâ bir mekteb, huzurlu bir mescid ve güvenli bir karargahtır.

13 yıllık zorlu Mekke devrinin ardından hicret edilen Medîne, Mekke’de atılan tohumların yeşerdiği bir beldedir. Peygamber Efendimiz, Mescid-i Nebevî’de kadın ve erkekler için kurduğu ilim halkaları yanında, bilhassa Mescid-i Nebevî’nin bitişiğinde müstakbel âlim, vâli, kumandan, vergi memuru ve kadıları yetiştireceği “ikinci bir medreseyi” inşa etmiştir: Suffe. Burada kalan/yetişen kişilere de “Ashâb-ı Suffe” ve “Ehl-i Suffe” denmiştir. Bu seçkin akademinin mensuplarının sayısı zaman zaman 400’e ulaşmıştır. Bunların dışında Medîne’de Kur’ân eğitimin yapıldığı, “dârülkurrâ” adı verilen başka mekânlar da vardır.

Mescidlerle içli-dışlı olan dînî eğitim, her yaştaki insanın ilme yönelmesi ile zaman içinde sınıflara ayrılmış ve müessese hâlini almıştır. Mescidlerin içinde veya onlara bitişik şekilde ders verilen mekânlar, zamanla “medrese” ismini almış, İslâm dünyasının farklı bölgelerinde ulemâ etrafında medreseler tesis edilmiştir.

Bu medreselerin sistemli ve bir bütün olacak şekilde hizmet etmesi, Sultan Alparslan ve Sultan Melikşah’a vezirlik yapan Nizâmülmülk devrine denk gelir. Vezir Nizâmülmülk, ulemânın/vakıfların kendi imkânlarıyla İslâmî ilimleri öğretmesi geleneğini değiştirmiş, medrese inşasına devlet imkânlarından büyük bir bütçe ayırmış ve bu eğitim sistemini bir düzene koyarak medrese modelinde daimîlik sağlamıştır. Bahsettiğimiz üzere, her ne kadar medrese eğitiminin İslâm’ın ilk dönemlerine uzanan bir geçmişi olsa da Nizamülmülk’ün medrese işleyişine getirdiği katkılar sebebiyle ona “medreselerin kurucusu” gözüyle bakılmıştır.
Nizâmülmülk’ün medrese işleyişine getirdiği yenilikleri şöyle sıralamak mümkündür:

1- Medreselerin büyük imkânlarla bir külliye şeklindeki tesisi. Devletin öncülük ettiği, zaman zaman çeşitli kademelerdeki idareci ve zenginlerin ön ayak olduğu medreseler; ders verilen mekân, mescid, kütüphane, yatılı kalmaya müsait bir şekilde tanzim edilmiş odalar, yemekhâne, hamam vs. gibi tam bir külliye hâlindedir. Yirmi yaşını geçen erkek öğrenciler, dört yıl kalacak şekilde bu medreselere seçilir; dışarıyla irtibatı sıfırlanacak nisbette ilimle meşgul olur. Çok zengin kütüphaneleri ile her türlü ilmi derinliğine öğrenme imkânı bulur. Bir veya iki hocanın emrine tahsis edilen medresede hem hocalar, hem de talebeler ücret alırlar. Geçim kaygısıyla meşgul olmaz, kendilerini tamamen ilme tahsis ederler.

2- Medrese müfredatlarının belirlenmesi ve büyük oranda aynı müfredatın uygulanması.

3- Eğitimin aksamaması için zengin vakfiyelerin tesisi. Hem devlet imkânlarından ayrılan ödemeler, hem de zengin vakfiyeler sayesinde bu medreseler, savaş, iç karışıklık, yokluk ve sıkıntı dönemlerinde de eğitimlerine aksatmadan devam etmişlerdir. O kadar ki, kurucu devlet olan Selçuklular yıkıldığında bile başka devletlerin himayesinde varlıklarını ve eğitimlerini devam ettirmişlerdir.

4- Medreselerde dînî bilgilerin öğretilmesinin yanı sıra Ehl-i Sünnet inancının takviyesi, Ehl-i Sünnet mezheplerinin birbirine yaklaştırılması, Şiâ-Bâtınî mezheplerle ve bâtıl akımlarla ilmî-fikrî mücadele misyonu yüklenmesi, devletin yürütme/idârî ve yargı/kazâî mekanizmaları için vasıflı adamların yetiştirilmesi gibi hedefler gözetilmiştir.

5- Değerli ilim adamlarına sahip çıkılması, onlara çeşitli imkânlar tanınarak kendileri gibi talebeler yetiştirmenin sağlanması. Bu talebe ve âlimler vasıtasıyla, halkın sohbet ve irşadına yönelinmesi. Toplumun her kademesine ulaşacak şekilde sahih İslâm’ı öğrenme imkânlarının artırılması.

6- Sadece dînî ilimlerin değil, fennî ilimlerin de öğretildiği bu medreseler sayesinde uzun müddet farklı sahalarda birçok âlim yetişmiştir.

Selçukluların kurduğu bu medrese modeli, bu coğrafyada hükmeden daha sonraki devletler tarafından geliştirilerek tatbik edilmiş; Eyyûbîler, Memlûkler, Osmanlılar hem bu sistemin meyvelerini yemiş hem de kendileri de aynı metotla halkın eğitim ve idaresine devam etmişlerdir.
Nizamiye Medreseleri, Selçuklu Devleti’nin geliştirdiği bir medrese modeli olduğu hâlde Selçukluların hiçbir zaman hükmetmediği Kuzey Afrika, Endülüs vb. bölgelerde de örnek alınmış, hattâ Avrupa’daki meşhur yatılı üniversitelerin bile ilham kaynağı olmuştur.

O dönemde İslâm dünyasının büyük kısmını siyâsî hâkimiyetine almış olan Şiî-Bâtınî-İsmâilî akımlar; medrese sisteminin uygulanışı ve Selçukluların siyâsî-askerî müdahaleleri ile büyük bir güç ve itibar kaybetmiştir.

Nizamiye Medreseleri’nde Hanefî ve özellikle Şâfiî mezhebinin terviç edilmiş olması, bu bölgenin realitesinin göz önünde bulundurulması sebebiyledir. Selçuklu idarecileri Hanefî olmakla birlikte hükmettikleri coğrafyanın halklarının ihtiyaç ve özelliklerini göz önünde bulundurmuşlar ve medreseleri, genellikle Şâfiî mezhebine tahsis etmişlerdir.

Bu medreseler, İslâmî ilimlerin pek çok kolunda verdiği dersler sebebiyle daha sonraki dönemler için klasik kabul edilecek eserlerin yazılmasına fırsat vermiş; medresede okutulan kitaplar üzerine birçok şerh, hâşiye, ta‘lik ve ihtisar yazılmıştır. Bu durum, bazen farklı/orijinal eserlerin yazılmasını engeller hâle gelmiştir.

Medreselerdeki eğitim modelinin kabul görüp yaygınlaşması, Şiî düşüncesinin yayılıp ilerleyişini durdurduğu gibi, Mu‘tezile vb. Ehl-i Sünnet dışı inanç ve akımların da önünü kesmiştir. Hattâ bu durum, Ehl-i Sünnet içinde bulunan diğer hak mezheplerin müntesiplerini de git gide azaltmış ve Ehl-i Sünnet deyince neredeyse itikâdî olarak Eş‘arî-Mâturîdî, fıkhî olarak da sadece dört mezhep (Hanefî, Şâfiî, Mâlikî, Hanbelî) anlaşılır olmuştur.

Medreselerin İslâm dünyası üzerindeki en büyük tesirlerinden birisi, daha önce kanlı bıçaklı denecek şekilde birbiriyle mücadele eden Sünnî mezheplerin “kardeşlik potasında” eritilmesi; İslâm kardeşliği ile birliğinin büyük oranda tesisidir.

Medreselerdeki ulemânın tayin ve azlinin devlet adamlarının/idarecilerin eline geçmesi, ilmin/fikrin hürriyetinin kısmen azalması, belli bir eğitim programının/müfredatın devamlıtakip edilmesi medrese sistemine yöneltilen tenkitlerden birkaçıdır.

Bugün İslâm dünyasının her köşesinde var olan eserler, büyük oranda bu medreselerin yetiştirdiği ulemânın eserleridir. Yine dünyanın her yerinde az çok kendi gayretleriyle varlığını devam ettiren medreseler, İslâm’ın temellerinden öğrenilmesi zaruretinin bir işaretidir. Bugün medreselerin ıslahına ve tekrar ihyasına ihtiyaç vardır. İslâmî ilimlerle birlikte fennî ve sosyal ilimlerin öğretileceği, yeni eğitim metotları ile zenginleştirilecek medrese modeli, günümüz dünyasına tekrar yeni bir ruh ve heyecan üfleyecektir.

Daha geniş bilgi ve kaynaklar için: Nebî Bozkurt, “Medrese”, DİA, Ankara 2003, 28/323-327; Mustafa Baktır, “Suffe”, DİA, İstanbul 2009, 37/469-470; Abdülkerim Özaydın “Nizamiye Medresesi”, İstanbul 2007, 33/188-191; Ömer Faruk Demireşik, Selçuklu Müfessirleri (XI-XI. YY), Erkam Akademi, İstanbul 2022; Ahmet Ocak, Selçuklu Devri Üniversiteleri Nizâmiye Medreseleri, İstanbul 2017, 2. Baskı; Nizâmülmülk, Ebû Ali Kıvâmüddîn. Siyâsetnâme, (Terc. Mehmet Taha Ayar), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 10. Baskı, İstanbul 2017; Ziya Kazıcı, İslam Medeniyeti ve Müesseseleri Tarihi, Kayıhan Yayınevi, İstanbul 1999; a.mlf., Anahatlarıyla İslâm Eğitim Tarihi, İFAV, 6. Baskı, İstanbul 2021; Câhid Baltacı, XV-XVI. Asırlar Osmanlı Medreseleri, İrfan Matbaası, İstanbul 1976; Ahmed Çelebi, İslâm’da Eğitim-Öğretim Tarihi, Terc. Ali Yardım, Damla Yayınevi, 3. Baskı, İstanbul 1998.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Osmanlı’nın İlk Müderrisi: Dâvûd-i Kayserî Hazretleri

“Kendileri ve ataları daha önce uyarılmamış ümmî bir kavme gönderilen &uu...

İlmin ve Maneviyatın Mahfisi: Hazreti Pir Ramazan Afyonkarahisari

“Kendileri ve ataları daha önce uyarılmamış ümmî bir kavme gönderilen &uu...

İslâm Medeniyetinde Bir Eğitim Kültürü: Medreseler

“Kendileri ve ataları daha önce uyarılmamış ümmî bir kavme gönderilen &uu...