Yedi Güzel Adam

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Bu insanlar dev midir?
Yatak görmemiş gövde midir?
Bir yara açar boyunlarında,
Kol kola durup bağırdıklarında.

Cahit Zarifoğlu

Türk edebiyatı ve düşünce tarihinde önemli izler bırakan, ufuklarımızı açan, yol gösteren yeniden başlamamıza vesile olacak anılarıyla karşımıza gelen, “edebiyat”, “şiir”, “cihad” denilince akla ilk gelenler olan yedi güzel adam… Onlarca ismin aynı yolda kesiştiği; Mehmet Akif İnan, Cahit Zarifoğlu, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören, Erdem Beyazıt ve Alaaddin Özdenören. Maraş’ta aynı lisede okumuşlardır. Gençliklerinin en güzel ve en heyecanlı dönemlerini çokça okuyarak ve yazarak geçirmişlerdir. Harçlıklarından arta kalan paralarla edindikleri Yeditepe, Dost, Seçilmiş Hikâyeler, Türk Dili, İstanbul ve Türk Sanatı gibi dergiler, buna verilebilecek en güzel örnektir.

Küçük şehirlerde dergi ve gazete ulaşım problemleri olmasına rağmen vazgeçmemişlerdir. Birbirlerini her zaman cesaretlendirmiş, yazmaya teşvik etmişlerdir. Bu teşvikleri birbirlerini etkilememiştir. Her biri farklı alanda ilerlemiş, farklı türden eserler vermişlerdir. Bu yüzden onlar, yedi güzel adam olmuşlar.  Her birinin farklı anlatımı, farklı üslubu…

Yazmayı boş bir iş görmemişlerdir. “Kim için?”, “ne için” yazdıklarının farkında olarak yazmışlardır. Bir kişinin imanına vesile olabilmek, hayatını değiştirebilmek… Hakkı ortaya koymanın, Allah’ın dinine yardım etmenin sadece savaşmak olmadığını en güzel şekilde göstermişlerdir. Tek bir kitap için yazılan binlerce kitabı anlamak, anlatabilmek için çaba sarf etmişlerdir. Yazdıkları yazıları, ümmet ve millet bilinci doğrultusunda yazmışlar, İslami hassasiyeti edebi zeminde tutmuşlardır. Kendi aralarında bir lider olmadan okuma ve yazma faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Aralık 1976 yılında, “Mavera” adında dergi çıkarmaya karar verirler. Bu dergide amaç şahıs merkezli olmadan, belli kişilere bağlı kalınmadan sadece dergiyi çıkaran yazarlara ve sanatçılara göre şekil alan, “gerçek” bir toplum dergisi olmasıdır. Bu amaçla yeni bir dergi kurulacak ve hiç kimse derginin kurucu isminde dahi yer almayacaktır. Bu işi hakkıyla yapacak olan gençler derginin sorumlusu; yazı işleri müdürü konumunda yer alacaktır. Yedi güzel adamdan ise yalnızca yazı talep edeceklerdi. Böylece dergi, bireylere göre şekillenen statüsünden ayrılarak asıl amaçlanan “yazma” eylemine odaklanacaktı. Heyecanları taze, okuma ve yazma aşkıyla yanıp tutuşan bu gençler için dergiyi çıkartmak kolay olmamıştır. Kimi hanımının bileziklerini, kimi maaşını, kimi emekli sandığından aldığı borç paraları koymuştur. Zor şartlardan geçen Mavera, 164 sayı çıkarmış 14 yıl varlığını devam ettirmiştir. Bu kadar uzun sürmesinin nedeni bireysel durumlarla hareket etmek yerine toplum bilincine sahip bir dergi olmasındandır. Ve yaptıkları her işi Allah ve resulünün koyduğu sınırlar çerçevesinde gerçekleştirdikleri içindir.

Peygamber efendimiz (sav) “Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.” (Ebû Dâvud, Libâs, 4/4031) hadisi üzerine Yahudilere benzememek için Ocak ayında çıkacak olan dergiyi öne alıp aralık ayına yetiştirmişlerdir.

Mavera’nın kurucularından, yedi güzel adamdan biri olan MEHMET AKİF İNAN yazı hayatına lise sıralarında başlamasına rağmen 1970’ten sonra eserler vermeye başlamıştır. İslami Şiir Akımı içinde yer alır, edebiyatımızın vukufiyeti olarak tanınır. Eski Osmanlı şiiriyle çağdaş bir bağ kurmaya yönelen yeni bir sanat nazariyesini ortaya koyan yazıları ve bunun örneklerini teşkil eden şiirleri ile bilinir. “Divan şiiri ile ilgi kurmanın ve ondan çağdaş şiirimize yeni açılımlar getirmenin, modern çağrışımlar taşımanın sağlanabilmesi için, eski edebiyatımızın dayandığı medeniyet dünyası ile yeniden bağ kurmanın gerekliliğini” söyler. Çünkü Divan edebiyatı, İslam medeniyetinin bir ürünüdür. O medeniyeti tanımadan, Divan şiirini gereği gibi kavramak, onun tadına varmak mümkün değildir. Hayatını İslam üzere düzenlediği içindir; eserlerindeki vukufiyet, bu güzel tat..

O güzel adamlar güzel atlara binip gittiler. Vefatının 20. senesinde MEHMET AKİF İNAN’IN en beğenilen mısraları..

Doğ ey güneş erit taştan adamı,
Ve kurut taşları diken elleri.

(ŞEHİR GAZELİ)

Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde,
Götür Müslüman’a selam diyordu.
Dayanamıyorum bu ayrılığa,
Kucaklasın beni İslâm diyordu.

(MESCİD-İ AKSA)

Değil hayalinden akan sözleri
Aklından geçeni duyar yüreğim

(YÜREK GAZELİ)

İçimin zehrini konuşsun diye
Beklerim rüzgârdan haberlerini

(MELCE)

Bir uyku bölmezse anılarımı
Korkarım çıldırtır bu hayal beni.

(ZAMAN)

Her eylem yeniden diriltir beni
Nehirler düşlerim göl kenarında.

(ŞEHİR GAZELİ)

Senden her kaçtıkça sana yaklaştım,
Göç nasibim özlem kanımdır benim.

(ÖLÜM)

Sahip olmadığın neyim kalmıştır,
O inceliğin işgalindeyim.

(YOL)

Göklerden bir haber gibidir umut,
Görünmez bir yerde saklanmış̧ mahcup.

(AKŞAM)

Seninle giyinen kurak yılları,
Anarak yaşamak istemiyorum.

(KASİDE)

Gözlerin kalbime değmeden önce,
İstanbul o kuşlar acep nerdeydi?

(BİR YALIM )

Cami avlusunda vurdular seni,
İçinde secdeler çağıldıyordu.

(ŞEHİT)

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir