Sıradaki içerik:

Tapınak Şövalyeleri ve Kutsal Topraklar

e
sv

Yavuz Sultan Selim’in Kutsal Emanetleri Teslim Alması

avatar

Fatma Sarı

  • e 1

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Devlet-i Aliye’yi Osmaniye’nin 9. Padişahı Hilafetin sultanı ve Hadimü’l Haremeyn(Mekke ve Medine’nin Hizmetkarı) olarak bilinen I.Selim yani Yavuz Sultan Selim Han ilahi Kelimetullah aşkı için ecdadının yolunda giderek dini islama birçok hizmetlerde bulunmuştur. Bunlardan en önemlisi şüphesiz ki mukaddes emanetleri teslim almasıdır. Bildiğimiz gibi Kutsal yani mukaddes emanetler Topkapı sarayında “Mukaddes Emanetler Dairesinde“ o günden bugüne kadar asırlardır özen ve itina ile korunmaya devam etmektedir. Kutsal emanetler Efendimiz (s.a.s) başta olmak üzere, diğer peygamberlere, halifelere ve sahabelere ait eşyaları içermektedir. Mukaddes emanetler Efendimiz (s.a.s) döneminden sonra hilafetle bağlantılı olarak  Emevi, Abbasi ve ardından Memlukler ve Memluklerden de Yavuz’a teslim edilmiştir. Mukaddes emanetler Efendimiz (s.a.s) döneminden sonra hilafetle bağlantılı olarak  Emevi, Abbasi ve ardından Memlukler ve Memluklerden de Yavuz’a teslim edilmiştir. Yavuz’un Kutsal emanetleri teslim alması ile halifeliği İstanbul’a taşıdığı ve hilafetin başkentinin de İstanbul olduğunu söyleyebiliriz. Peki kutsal emanetler Yavuz’a nasıl intikal etti? Yavuz’un Mısır seferine bir rüya üzerine çıktığı rivayet edilir. Denildiğine göre Yavuz Sultan bir gün dostu Hasan Can’ı yanına çağırır. Sohbetleri esnasında söyle Hasan can bu gece nasıl bir rüya gördün. Hasan can bir rüya görmediğini söylemiş ve fakat Yavuz “İnsan bütün bir gece uyurda nasıl rüya görmez der! Herhalde görmüşsündür” diye ısrar eder.

Gördüyse de bir şey hatırlamayan Hasan Can bir vesile ile kapıcı başı Hasan Ağa’nın bir rüya gördüğünü öğrenir ve Yavuz’un huzuruna onu çıkartır. Kapıcı Ağa şöyle der. “ Dün gecenin bir yarısı sarayın kapısı şiddetle çalınmaya başlandı. Kapıyı açınca birinin elinde Efendimiz’ in sancağı bulunuyordu. En önlerinde olanı şu gördüğün kalabalık kişiler Efendimiz’ in ashabıdır. Bizi o gönderdi. Şu dört kişi de Ebu Bekir Sıddîk, Ömer bin Hattab, Osman Zinnüreyn’dir. Ben de Ali bin Ebî Talib’im diye buyurdu. Resullullah Efendimizden Selim Han’a selam getirdik. Onu hizmetine bekliyor. Git Selim Han’a benim tarafımdan bildir. ” dedi ve kayboldu. Bunu duyan Yavuz gözyaşları içinde “Ya Hasan can biz sana demez miyiz biz cenabı hak tarafından sefere memur edilmedikçe yola çıkmayız” diye buyurur.

Aynı rüyayı meğerse Yavuz Sultan Selim’de görmüştür. Bu rüya neticesinde Mısır Seferine çıkan Yavuz ilk islam dini için tehlike oluşturan Safevi tehlikesini ortadan kaldırır. Filistin üzerinden Mısır’a doğru hareket ederek Mercidabık’ta Memlüklüleri mağlup etmiş fakat Mısır’a ulaşması gerektiği için meşakkatli bir yolculuk sonucu 13 günde Sina çölünüde geçerek Memlük hükümdarlığını Ridaniye savaşı ile sona erdirmiş ve Mısır fethedilmiştir. Sina çölünü geçerken Yavuz Sultan Selim’in hatta bir ara atından inerek yürüdüğünü görenler kendi aralarında konuşmaya başlamıştır. Hasan Can’dan Yavuz’a sormasını isterler. Hasan Can Yavuz’a sorunca, Yavuz Sultan “Hasan Can görmüyor musun, Allah Resulü, Fahri Kainat Efendimiz önümüzde yürüyor!“ diye buyurmuştur. Allah’ın izni ile, ordu susuzlukta çekmeden çölü geçmişlerdir.

Yavuz büyük bir merasimle 26 Ocak 1517’de Kahire’ye girmiş, sekiz ay kadar belli bir süre orada kalarak tebrikleri kabul eder ve Mekke şerifi Muhammed Ebu’l- Berekat, oğlu Ebu Nuumi vesilesiyle Kâbe’nin anahtarını gönderir ve Mukaddes emanetleri Yavuz Sultan Selim 6 Temmuz 1517 ‘de teslim alır.

Feridun Emecen Yavuz’un Mısır Seferi ile Osmanlı devletinin Arap Yarımadasında hakimiyetine başlangıç olarak görüldüğünü söyler. Mısır seferi ile Kudüs, Mekke ve Medine’de hakimiyet sağlanmıştır. Yavuz Sultan Selim mukaddes emanetleri Osmanlıya getirerek İslam dünyasının tek bir çatı altında birleşmesini de bir nevi sağlamış oldu. Yavuz’dan sonraki dönemlerde kutsal emanetler gelmeye devam etmiş ve bugünkü halini almıştır.

Yavuz Sultan Selim’in teslim aldığı Mukaddes emanetler arasında en önemlisi Halifeliğin sembolü sayılabilecek Efendimiz’ in (s.a.s) şairi Kab bin Züheyr Hazretlerine hediye ettiği Hırka-i Saadeti, sakalı, Kadem-i Şerifi (ayak izi), Uhud Savaşı’nda kırılan dişinin saklandığı mahfaza, mektupları, kılıcı, vahiy katipleri tarafından yazıldığı düşünülen Hümeze ve Tekasür sureleri, Hz. Osman’ın şehit edildiği sırada okuduğu düşünülen Kur’an’ı, Hazreti İbrahim’in taş tenceresi, Hazreti Musa’nın asası, Hazreti Davud’un kılıcı, Hazreti Yusuf’un cübbesi, halifelere ve sahabeye ait kılıçlar, Hazreti Fatma’ya ait gömlek, Kabe anahtarları, Hacerü’l Esved mahfazası, Veysel Karan’inin külahı gibi kıymetli emanetler yer alıyor.

Topkapı Sarayında mukaddes emanetlerin bulunduğu Has odada Yavuz Sultan Selim zamanında başlayan 24 saat kesintisiz Kur’an hafızlarca nöbetleşe okunmaya devam etmektedir. Hatta Yavuz Sultan Selim bunun için 29 Hafız seçilmesini istemiş ve 30.hafız olarak da kendisini eklemiştir.

Ecdat onları özenle bugüne kadar muhafaza etmiştir, hatta ramazanın 15. Gecesi Mukaddes emanetlerin bulunduğu has Oda’da bizzat padişahların da katıldığı bir temizlik merasimi yapılırdı. Asırlardır bir gözbebeği gibi korunan mukaddes emanetler bizim baş tacımızdır. Aynı zamanda hilafetin merkezinin halen bizlerde olduğunun göstergesidir.

Muhabbetlerimle…

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.