Yanlıştan Doğan Yanlış

Koştum. Bozkırın ortasında yelelerimde rüzgârı, yerin ayaklarım altından kaydığını hissedene kadar koştum. Hem de dört nala... Sürümden koparıldığımda çok küçüktüm. Acımasız bir avcı beni annemden ayırdı. Toydum. Avlanıldığım gün öyle sıkıydı ki boğazımdaki yular çaresiz hissettim. Ben bir yaban atıydım. Nerede görülmüş gönlümce dört nala gidemediğim ama gidemedim. Bir kamyon kasasında diyar diyar gittim. Ot verdiler yemedim, su verdiler içmedim. Günden güne eridim. Bir gün ıssız bir ormanda ölüme terk edildim. Çok geçmeden etrafımı kurtlar sardı. Keskin dişlerini geçirdiler etime. Artık ümidi kestim derken silah sesi duydum. Bir bir dağıldı etrafımdaki kurtlar. O gün beni kurtaran ve yaralarımı saran adam, şimdi dostum olan Selami Bey'dir. Aradan çok zaman geçti. Büyüdüm, güçlü bir kısrak oldum.

Seyisim Dadaruh'un, Selami Bey'in oğulları Samet ve Hasan'a tımar yapmayı öğrettiği günlerden biriydi. O iki afacan ne çok severler beni bir bilseniz. Kaşağı kapmak için birbiriyle ettikleri yarışı görünce değmeyin keyfime. Günlerden birinde büyük oğlan Samet geldi yanıma tek başına. Yana döne arandı durdu. Dedim herhalde kaşağıyı arar bizimki. Yine beni tımar etmeye heveslenmiş belli. Fakat bulamadı aradığını. Tam gitti daha gelmez derken baktım elinde güneşten daha parlak kaşağı ile beliriverdi. Dişleri sipsivri, kendisi yepyeni. Bir gayretle başladı bizimki tımara. Kaşağının sivri dişleri yaktı canımı, huysuzlandım. Samet anlamış olacak ki kaşağının sivri dişlerini köreltmeye koyuldu. Taş duvara, sert yerlere, nereyi bulduysa oraya sürtmeye başladı kaşağıyı. Tekrar denedi ama ne fayda yine yandı canım. Bir hışımla yalağın olduğu yere gitti. Eline koca bir taşı alıp başladı kaşağıya vurmaya. O güzel kaşağı paramparça oldu.

Ertesi gün Selami Bey kaşağının halini gördü. Aman bir küpelere bindi sormayın! Başta Dadaruh'un ağzını yokladı. Zavallı adam ne bilsin afacan çocuğun kırdığını. Sustu elbet. Sıra Samet'e geldi, daha Selami Bey ağzını açmadan "Ben yapmadım, Hasan yaptı." dedi. Selami Bey Hasan'ı çağırttı. "Hasan bana doğruyu söyle, kaşağıyı sen mi kırdın?" dedi. Hasan çaresizce yapmadığını söyledi. Babası tekrar sordu, tekrar reddetti. Tekrar sordu, tekrar reddetti. Selami Bey en sonunda dayanamayıp Hasan'ın yanağına okkalı bir tokat attı. Dadaruh ve Samet oldukları yerde kalakaldılar. Zavallı çocuk öyle bir ağlamaya başladı ki hıçkırıkları nefesini kesiyordu. Ağlayarak eve gitti. Onu daha sonra hiç görmedim. Her akşam Samet yanıma gelir ağlayarak ne kadar pişman olduğunu söylerdi. Duyduğuma göre Hasan'a babası yanıma gelmeyi yasaklamıştı. Çocuk her akşam ağlamaktan da abisine beni sormaktan da bıkmıyormuş. Keşke Samet'e doğruları söylemesi için geç olmadığını söyleyebilseydim. Yapamadım çünkü ben sessizliğe mahkumdum, söyleseydim de anlamazdı zaten.

Gel zaman git zaman aradan aylar geçti. Babası yüzünden Hasan yine gelemedi. Sonra bir gece Samet ağlayarak yanıma geldi. Kardeşi hasta olmuş, köydeki kadınlar biri ona kardeşinin öleceğini söylemiş. "Karar verdim, yarın babama kardeşimin masum olduğunu söyleyeceğim." dedi ve gitti. Sabah daha tan yeri ağarmadan evden yükselen feryatları duydum. Samet yine yanımda belirdi. Bu kez öyle koşarak geldi ki yanıma her şeyden kaçmak ister gibi. "Biliyor musun kardeşim öldü ve ben onun masum olduğunu diyemedim babama." Öyle bir dedi ki en beter keşkeden daha beter bir pişmanlık vardı yüzünde. O günden sonra Samet yanıma daha gelmedi.

Aradan yıllar geçti. Sadece bana bakan yaşlı Dadaruh'u gördüm o yıllarda. Bir de ara sıra Selami Bey'i. Adam günden güne eriyordu. Öyle bir yıkıldı ki nice enkazlar yanında hiç kalırdı. Hiç beklenmediğim bir gün Samet'i gördüm. Büyümüş delikanlı olmuştu. Benden çok şey götüren zaman, ona çok güç kuvvet katmıştı. Bana "Sen yaptın, kardeşimi sen öldürdün!" dedi. Şaştım kaldım, demek bunca zaman beni suçlamıştı olanlar için. Öyle bir hışımla söktü ki yerinden yuları, duraksadım. Ürktüm önce, beni peşinden sürüklerken hiçbir şey yapamadım. Beni ormanın en derinliklerine kadar götürdü. Çok iyi bilirim burayı, az ilerdeki kurtların inini bildiğim gibi.

Beni ilk gördüğü ağacın gövdesine bağladı. Kurtlara yem etmek için mi getirmişti beni buraya? Beni ağacın altında bırakıp geldiğimiz patikaya döndü. Arkasında bir kurt belirdi. Sonra bir kurt daha... Ben ağaçların arasında olduğum için fark edilmiyordum pek. Fakat o öyle değildi. Kişnedim, haykırdım hatta şaha bile kalktım arkasını dönüp baksın diye ama bakmadı. Son gücümle asıldım ipe ve kurtuldum. Ne yorgun bedenim ne de ipin kesip oluk oluk kan akıttığı boynum umrumdaydı. Dört nala koştum. Nihayet fark etti. Önce beni sonra kurtları... Kurtlar beni görünce üzerime doğru hareket ettiler. Samet kaçtı. Boynumdaki yaraya daha fazla dayanamayarak yere yığıldım. Selami Bey'in sesi doldu kulaklarıma. Kafamı kaldırıp baktığımda ise onu gördüm. Demek yokluğumuzu fark edip peşimizden gelmişti.

Yıllar önce tıpkı ben toy bir atken olduğu gibi beni kurtarmaya gelmişti. Bu sefer elinde bir silah yoktu, kuru bir dal parçasından olan sopa vardı sadece. Hiç düşünmeden atıldı ve beni kurtlardan korumaya çalıştı. Nafile ama... Hiç kurt sopayla kaçar mı? Başaramadı. Keskin pençeler indi göğsüne ve bacaklarına. Tam o sırada Samet göründü. Ağaçların arasından çıkageldi ama çok geçti. Bir yanda babası diğer yanda yıllarca sırdaşı olan atı. İkimizin ortasına çöktü. Babası ve benim aramda gelip gitti. Bir ona bir bana ağladı. Onun ağlayışlarıyla gözümü açtım daha toyken. Şimdi onun haykırışlarıyla gözümü kapatıyorum. Ömrünü onlara adamış bir at olan ben…

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Sekiz

Koştum. Bozkırın ortasında yelelerimde rüzgârı, yerin ayaklarım altından kaydığını hissed...

Asil

Koştum. Bozkırın ortasında yelelerimde rüzgârı, yerin ayaklarım altından kaydığını hissed...