Yalnız O Karışır

Biz Müslümanız. Bir hududumuz var. Dışına çıkamayacağımız, çıkmayı ar saydığımız sınırlarımız. Sınırsızlık şeytan ve avarelerinin dünyasında hakimdir. Söyleyecekleri sözlerin, yapacakları eylemlerin kısacası hayatlarının bir hududu yoktur. Fakat Müslüman, yaratıcısının çizdiği sınırlar içerisinde olmak için yaşar. Bizim için o sınıra yaklaşmak bile tehlikelidir. Hayatımızın bir düzenleyicisi vardır, terbiye edicisi, yönlendiricisi. Bizim bir Rabbimiz vardır ve bize yalnızca o karışır…

1966. İstanbul’da mevsim sonbahar. Cahit Zarifoğlu ve Rasim Özdenören, Alman Kültür Merkezi’nin düzenlediği ve kendilerinin de davet edildiği “Genç Şairler Toplantısı”na hazırladıkları metin ile birlikte katılılar. Davetliler ağırlıklı olarak sol cenahın müntesiplerinden oluşmaktadır. Fakat bu ikisi için de umursanacak bir durum değildir. Cahit Zarifoğlu tamda gözümüzü kapattığımızda hayalimizde belirecek şekilde giyinir. Kısa kollu, mavi bir gömlek ve siyah kravat. Toplantının ilerleyen dakikalarında konuşmacı Cahit Zarifoğlu’ndan bahseder, şiirlerinden parçalar okur ve şiir hususunda görüşlerini aktarması için zarif adamı sahneye çağırır. Ve söz genç şairindir.

Zarifoğlu muazzam bir konuşma yapar ve zafer kazanmış bir komutan edasıyla sahneden iner. Sıra kokteyle gelmiştir. Rasim Özdenören kalmak istemez. Zarifoğlu kalmaktan yanadır ve arkadaşını zor da olsa ikna eder. Yaptığı konuşmanın solcu ve Batı hayranı çevrelerde estirdiği soğuk rüzgar sebebiyle davetliler toplantının en gözde hatibini tebrik etmekten kaçınırlar. Bir kişi hariç;

Rasim Özdenören ile içki bulunan masaların uzağında, bir cam kenarında duran Zarifoğlu’nun yanına toplantıya Ankara’dan katılan İsmet Özel yaklaşır. Nazikçe tebrik eder ve sözlerini şöyle bitirir; “Toplantının yıldızıydınız.” Kısa bir hasbihalin neticesinde İsmet Özel, Cahit Zarifoğlu’na bakar ve “Bizim safımızda olmanızı isterdim” der.

Cahit Zarifoğlu’nun cevabı net ve değerlerinden emin bir seda ile gözlerini muhatabına mimleyerek ve demiri parçalayacak bir sertlikte dilinden dökülür;

“Allah korusun!” İsmet Özel’in yanında bulunan nasipsiz bir kişi “O da ne karışır” der. Zarifoğlu bu kez aciz muhatabı karşısında gönlündeki kuvvet ile haykırır;

“Bilakis, yalnız o karışır!” Ve aradan 8 yıl geçer. Şair İsmet Özel yıllar önce genç bir şairden duymuştur hayatlara karışanın kim olduğunu. Takvim yaprakları 1974 yılını gösterdiğinde İsmet Özel’in hayatında ve gönlündeki değişime de yalnızca o karışır. Şair İsmet Özel bir şiir yayımlar. İsmi Amentü’dür. Amentü yani inandım. Peki neye? Yalnız onun karıştığına. Her şeye ve herkese…

İnsan
eşref-i mahlûkattır derdi babam
bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
bu söz asıl anlamını kavradı
geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından
geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
kararmış rakamların yarıklarından sızarak
bu söz yüreğime kadar alçaldı
damar kesildi, kandır akacak
ama kan kesilince damardan sıcak
sımsıcak kelimeler boşandı
aşk için karnıma ve göğsüme
ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden
aşk ve ölüm bana yeniden
su ve ateş ve toprak
yeniden yorumlandı.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Bu Dünya İçin Değerliyim

Biz Müslümanız. Bir hududumuz var. Dışına çıkamayacağımız, çıkmayı ar saydığ...

Tekliften Önce Tanım

Biz Müslümanız. Bir hududumuz var. Dışına çıkamayacağımız, çıkmayı ar saydığ...