Yalan Söylemeyen Çocuk

(Okunma Süresi: 1 dakika)

Abdülkadir Geylani Hz.leri anlatıyor;

Küçüktüm. Arife günü çift sürmek için tarlaya gittim. Öküz ile tarlayı sürüyordum. Bir ara “Sen bunun için yaratılmadın ve bununla emir olunmadın.” diye bir ses duydum. Korktum, hemen eve döndüm ve anneme gidip; “Beni Hak Tealâ’nın yolunda bulundur ve izin ver Bağdat’a gidip ilim öğreneyim.” dedim. Annem sebebini sorunca, işittiklerimi anlattım.

Annem ağladı, babamdan miras kalan 80 altının 40 tanesini kardeşime ayırıp kalanını da koltuğumun altına dikip gitmeme izin verdi. Doğruluktan ayrılmamam için benden söz aldı; beni Bağdat’a uğurladı. “Haydi Allah sana selamet versin oğlum. Allah için senden ayrıldım. Kıyamete kadar bir daha yüzünü göremem.” dedi.

Küçük bir kafile ile Bağdat’ın yolunu tuttum. Hemedan yakınlarından eşkıya yolumuzu kesti. İçlerinden biri; “Ey fakir! Senin bir şeyin var mı?” dedi. Kırk altınımın olduğunu söyledim. İnanmadı. Alay ettiğimi zannederek bırakıp gitti.

İkincisi gelince ona da aynı cevabı verdim. İki eşkıya, reislerine gidip durumu anlattılar. Reis beni çağırdı. Yanına gittim. Paran var mıdır? Dedi. Kırk altınım olduğunu söyleyince, dediğim yeri söküp, altınları çıkardılar. Reisleri; “Niçin doğru söyledin?” deyince; “Anneme doğru olmak için söz verdim. Hıyanet edemem.” diye cevap verdim. Eşkıyaların reisleri bunları duyunca çok ağladı. “Bu kadar senedir ben, beni yaratıp yetiştirene verdiğim söze hıyanet ediyorum.” dedi. Tövbe etti. Kafilede bulunan diğer eşkıyalar da tövbe edip aldıkları malları geri verdiler.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir