Sıradaki içerik:

Bir Olur

e
sv

Yağız Gönüler ile Kitap Tadında Bir Söyleşi

avatar

Hasna Para

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Merhaba Yağız Bey. Okumak sizin için ne ifade ediyor?
Merhaba. İnsanın yaşamını bir şekilde anlamlı kılmak zorunda olduğunu düşünüyorum. Bu anlamlandırma meselesinde her insan farklı bir çabayı sırtlayabilir. Kimi müzikle, kimi şiirle, kimi okumakla, kimi yazmakla… Önemli olan tüm bu çabaları ‘sahiden’ yapabilmek, ‘öylesine’ değil. Gerçekten okumak, gerçekten söylemek, gerçekten dinlemek… Dolayısıyla anlamak için okuyorum. Neyi anlamak için? Yaşamı, kendimi, dünyayı, insanları, yaratılmış her şeyi… Bir de şunu söylemek lâzım, her şeyde bir anlam aramak da iyi değildir. İnsanı hasta eder.

Ruhuna Kitap adlı bir kitap önerme platformunuz var, bize biraz bundan bahseder misiniz, daha çok ne tür kitaplar tavsiye ediyorsunuz?
Şubat 2012’de yayın hayatına başladı Ruhuna Kitap. Blog formatında başlamıştı ve öyle de devam ediyor. Bu formattan vazgeçmek istemiyorum. Daha afili bir şeyler yapmak elbette mümkün, hatta basit, ama sade ve kendi hâlinde olabilmenin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Ruhuna Kitap blogu, samimi okurların sevdikleri kitaplar hakkında söz söyledikleri bir mecra. Buna kimileri kitap incelemesi der, kimileri kitap tahlili yahut değerlendirmesi. Ama asla tanıtımı değil. Biz kitap tanıtımı yapmıyoruz. Biz gerçekten, kitap öneriyoruz. ‘Bunu okuduk, sevdik ve hakkında yazı yazdık’ diyoruz. Yani blogdaki yazıların ekseriyeti, yazıyı yazan kişinin sevdiği kitaba dairdir. Elbette bir kitabı boylu boyunca eleştiren yazılarda mevcut ama çok nadirdir. Biz daha çok sevdiğimiz kitaplar hakkında yazmayı seviyoruz. Bunu daha anlamlı bir çaba olarak görüyoruz.

Blogun birçok yazarı olduğu için genel bir kitap türünden bahsedemeyiz. Herkes kendi ilgilendiği ve sevdiği konu üzerine okuyor ve ona göre yazıyor. Kimi roman, kimi felsefe, kimi psikoloji, tasavvuf, tarih, siyaset… Her türden kitap var blogda. Arşivi çok geniştir.

Siz hangi türde okumayı daha çok seviyorsunuz?
Aslında tüm okumalarımın özünde tarih var. Mesela tasavvuf tarihi okumayı çok sevdiğim gibi futbol tarihi okumayı da çok seviyorum. Türk tarihinin özellikle manevi tarafına dair okumalar yapmaktan büyük lezzet alıyorum. Yani şiir üzerine, mûsıkî üzerine… Diğer yandan psikoloji, felsefe okumayı da yine çok seviyorum. Ardından roman ve deneme geliyor. Çoğu zaman belirli bir konu üzerinden gittiğim için genelde üç kitap birden okumayı tercih ediyorum. Çantamda hep ‘duran’ bir kitap vardır, yolda okuduğum bir kitap vardır, bir de evde çalışma masamda yahut yatağımın başucunda duran bir kitap vardır. Kısacası kitaplar vardır ve zaman kısıtlıdır. Zaman gözetmeden okumak lâzımdır, diyelim. Kitap okumak için zaman aranmaz, yaşadıkça kitap okunur diye düşünenlerdenim.

Okumak bir ihtiyaç mıdır, bir kaçış mıdır? N’için okuyoruz?
Kaçışların tümünde insanın kendinden uzaklaşması vardır. Kimse kusura bakmasın ama sabahın çok erken saatlerinde koşmak için kendine bir sahil kenarı arayanların da yalnız vakit geçirmekten hoşlanmayanların da mutlaka bir şeylerden kaçtığını düşünüyorum. Zaten insan korktuğundan kaçar, bazen de kaçtığı için korkar elbette. Dolayısıyla kitap bir arayıştır, çabadır, mücadeledir. İnsanın insanı bulma çabası, oradan iyiye-güzele doğru bir yolculuk. Yani insan önce birini bulur, sonra yola koyulur. O kadim söz, “önce yoldaş, sonra yol”…

Sizce daha çok kendimiz için ve kişiliğimize hitap eden kitapları mı okuyoruz yoksa bize dayatılanları mı?
Bu bir tercih ve uyanıış meselesi. Ne okuduğunu bilmek için belli bir yolu katetmek gerekiyor. Yola çıkar çıkmaz ‘ben daima doğru kitaplar okuyorum’ demek mümkün değildir. İnsan en önce, muhakkak ona önerilen kitapları okur. Arkadaşı, eşi, dostu, hocası… Sonra başlar kendi seçimlerini yapmaya. An gelir, o zamana kadar okuduklarını bir hiç olarak görür. Bu kibir değildir, bu kendini bilmektir, kendinle buluşmak. Bir insan bir şekilde okumaya başlarsa bir süre sonra zaten kendi tercihlerini düşünerek yeni okumalar yapacaktır diye düşünüyorum.

“Yıllar geçse de lezzetini unutamam” dediğiniz bir kitap var mı?
Lütfi Filiz, Noktanın Sonsuzluğu. Dört cilttir. Rahmet olsun o güzel gönül insanına.

Hangi yazar sizi çocukluğunuza götürür?
Sadece bir yazar söylemek güç. Her romanda ya da metinde diyelim, insan çocukluğuna dönebilir. Bazen bir roman bazen de tamamen akademik bir psikoloji kitabı çocukluk denen o uçurumun kenarına sürükleyebilir sizi. Böyle kitaplara meraklı olduğumu söyleyebilirim.

“Dönüp dolaşıp okurum” dediğiniz şiir?
Dönüp dolaşıp okuduğum tek bir şiir yok aslında, birkaç şiir var. Biz onları türkü formunda tanıyoruz, biliyoruz. Bunlardan birini söyleyeyim. Derviş Himmet’tendir ve merhum Kâni Karaca muazzam okur, şöyle başlar: “Uyan be-hey gâfil hâb-ı gafletten / ömrün gelip geçti haberin var mı? / bir haber aldın mı sırr-ı vahdetten / mürg-i cânın uçtu haberin var mı?”

Şuan hangi kitabı okuyorsunuz?
Şu sıralar Kemal Varol’un Âşıklar Bayramı’nı Ahmet Yaşar Ocak’ın İslam-Türk İnançlarında Hızır Yahut Hızır İlyas Kültü’nü ve Jung’un Seçme Yazılar’ını okuyorum.

Editör kimdir, kime denir? Okuyucularımıza anlatır mısınız?
Bu soruyu mesaisini uzun yıllardır hem dijital pazarlama alanında hem de yayıncılık alanında editörlük yaparak geçiren biri olarak ve kısaca cevaplamaya çalışayım. Editör, tıpkı metin yazarı gibi (kardeş meslekler olduğunu düşünüyorum) futboldaki kaleciye benzer. Onun kalede beklediğini bilmek diğer herkese güven vermelidir. Yeri geldiğinde takımın kaptanı olmaktan, yani tüm sorumlulukları göğüslemekten çekinmemelidir. Sesini çıkarmaktan çekinmemeli, vaziyete ve akıbete eleştirel bir gözle bakabilmelidir. Bir dokunuşuyla her şeyi kurtarabilir (penaltı kurtarmak) ancak diğer yandan da bir hatasıyla her şeyi berbat edebilir (elindeki topu kaçırmak). Çok iyi bir göze ve kuvvetli bir kaleme sahip olmalıdır. Editörün sadece okuyanı makbul değildir, editör aynı zamanda iyi yazandır. Tüm bunlar iyidir hoştur da bir kitap çıktıktan sonra kimse editörü hatırlamaz, editörden de kimse bahsetmez zaten. Tıpkı bir takımın şampiyon olduktan sonra önce 9 ve 10 numaraların masaya yatırılması gibi. Oysa kaleci 1 numaradır. Bir maçı forvetsiz alabilirsin, oyun kurucusuz alabilirsin ama kalecisiz alamazsın. Editörsen kimseden vefa beklemeyeceksin. İşini iyi yapıp kenara çekilmekten keyif bile alman gerekebilir ki samimiyetle tavsiye ederim. Buna fanzin kültüründe “stay underground” derdi eskiler. İşini yap ve kenara çekil. Adını kimse bilmese de olur. Önemli olan işin gerçekten iyi yapılmış olması; dürüstçe, hakkıyla ve kuvvetlice.

Dilhâne’nizde yer edinmiş bir ön sözü bizimle paylaşır mısınız?
Friedrich Nietzsche’nin Putların Alacakaranlığı kitabından: “Kötü insanların şarkıları yoktur.”

Kıymetli vaktinizi bize ayırdığınız için teşekkür ederiz.
Vaktimizi kıymetlendiren söyleşiniz için biz teşekkür ederiz.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.