Yabani Otlar

Yirmili yaşlarımın başı, üniversite ikinci ya da üçüncü sınıftayım. Adım başı internet kafe var. Ödev yapmak için oraların müptelasıyız. Bir gün, üniversite yakınlarındaki kafeden çıkan iki arkadaşımı gördüm. Birinin beti benzi atmıştı. Hayırdır, dedim. Facebook diye bir şey çıkmış. Çok kötü ya, dedi. Nasıl yani, internetteki bir şey mi, dedim. Evet, oraya fotoğrafını koyuyorsun. Herkes seni görüyor, sen de herkesi görüyorsun. Çok kötü çok… Ben girdim ve hemen hesabımı dondurdum, dedi.

Herkesin birbirini teklifsizce gördüğü bir ortam, hem tekin değildi hem de adaba uygun düşmezdi. İşin bir tarafı böyleydi ama bir taraftan da meraklandım nedir ne değildir diye. Hesap nasıl donduruluyordu ki? Arkadaşıma olan güvenimden olsa gerek, anca üniversiteyi bitirdikten sonra bir hesap açtım. O zamana kadar da epey yaygınlaşmıştı. Ben yine de fotoğraf yayınlamadan girip çıkmayı tercih ediyordum.

Genelde şarkılar, klipler, özlü sözler olurdu benim eklediğim hesaplarda. Sözleşmiş gibi çoğu kişi fotoğraf yayınlamaya çekinirdi. Bir gün yine bilgisayardan giriş yaptım hesabıma. Farenin ortasındaki tırtıklı çarkı çevirdikçe aşağılara doğru kayıyordu sayfa. Birden bir düğünün fotoğrafları çıktı karşıma. Ne evlenenleri ne de yanındakileri tanımıyordum. Gelin, damat ve yanlarına sıralanmış dört beş kişi gülümsüyordu bana. İrkildim birden. Mahrem bir yere girmiş, yanlış bir iş yapmış, görülmemesi gereken şeylere bakmış gibi hissettim. Kalbim hızlandı, yanaklarım kızardı, suçlandım kendi kendime. Evvelden öyleydi. Birisi size düğün, nişan fotoğraflarını göstermedikten sonra bakılmazdı. Fotoğraf albümlerini kastediyorum. Misafirlikte, nasılsa konu oraya gelir ve ev sahibi albümlerini getirirdi büyük mutlulukla. Bakarken de etraflıca tanıtırdı herkesi.

Nereden çıktı şimdi bu, nasıl oldu diye kendimi sorguladım. Gidip de sayfasına bakmamıştım. Bakamam ki tanımıyorum. Fotoğraflar birden önüme düştü. Merak işte, fareyi tekrar yukarı hareket ettirip fotoğraflara geldim. Fotoğraf orada biliyorum ama içindekilere ayrıntılı bakmadım. Aşağıdaki yorumlarda benim tanıdığım birinin iyi dilek temennisi yazılıydı. İlginç. Demek ki bendeki arkadaşlar listesinde kim var kim yoksa en ufak hareketlerini görecektim. O fotoğrafa bir daha bakmadım ama bakmaya doğru geçişimde o bir milat oldu sanırım. Yavaş yavaş yayınlanan fotoğraflar arttıkça, normalleşti bakmak ve dahası fotoğraf yayınlamak.

Daha geriye, lise yıllarıma gidelim. O zamanlar çektiğim bazı fotoğrafların arkasına tarihini yazmış ve birkaç cümlelik notlar almışım. Bazen duygularımı bazen de orada yaşanılan olayı not etmişim. Tanıdık geldi değil mi? Şimdi sosyal medya platformlarında yaptıklarımızın benzerini, kendimce yapmışım yıllar önce. Sosyal medya bu yaptığımı daha zahmetsizce ve kısa zamanda sunuyor. Daha çok kişiye ulaşıyor üstelik. Cazip…

Cazip olmayan, sosyal medyanın yaptığı hırsızlık; zaman hırsızlığı. Zamanımızı çalıp duruyor sosyal medya bizden. Bir merakla atıldığımız interneti, cebimizde her zaman ve her yere taşıyoruz. Bildirim sesi ile açılan ekranın kapanması dakikalar, hatta saatler alabiliyor. Oto kontrol internetin elinde gibi. Bak dediğine bakıyor, oku dediğini okuyor, dinle dediğini duyuyoruz. Kendimi istisna tutamıyorum maalesef. Yazı okumak için girip video izlerken buluyorum kendimi. Gereksiz şeyleri pek okumam ama gereksiz videolar izlediğim oluyor.

Domates, salatalık gibi bitkileri bahçesinde yetiştiren varsa bilir. Biraz ürün verdikten sonra sarı renkli, iplik iplik bir yabani ot bitkilerin yakasına yapışır. Bazen ağ gibi sarar onları. Sebze toplamak için girdiğiniz zaman, bir de bakarsınız ki o bitkinin ufak parçaları pıtrak gibi yapışmış üstünüze. Sosyal medyadaki durum da buna benzer. Sebze de topluyorsun ama bir yandan da üstüne yapışan otlarla oyalanıyorsun. Bunların sebzeye verdiği zarar da cabası. Her şey hepten kötü değil ama yabani otların sarmaladığı bir yer sosyal medya. Yabani ot temizliği de zaman kaybı olmaması adına önemli. “Asra yemin olsun ki insan zarardadır.” mealindeki ayette ‘asr’ kavramıyla zamana yemin ediliyor. Buradan hareketle sosyal medyadaki zamanı iyi ayarlayıp zarara uğramayanlardan olmayı dilerim, kendim ve hepimiz adına.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yerin Altındakiler, Üstündekilerden Çok

Yirmili yaşlarımın başı, üniversite ikinci ya da üçüncü sınıftayım. Adım ...

Boşluk

Yirmili yaşlarımın başı, üniversite ikinci ya da üçüncü sınıftayım. Adım ...

Hayali Olmayanın Hayatı Var Mıdır?

Yirmili yaşlarımın başı, üniversite ikinci ya da üçüncü sınıftayım. Adım ...