Ya Büneyye

Büyükler nasıl konfor alanının dışına çıkmak istemiyorlarsa minikler de çoğu zaman aynı tavrı sergiliyor. Mesela ağzına atmak varken makarnayı tutup da çatala batırmak zor geliyor. Beze salmak varken rahat rahat, lazımlıkmış, klozetmiş, terlik giy çıkar, el yıka... Zor geliyor yavrulara…

Annesinin yanından ayrılıp beşikte yalnız yalnız uyumak da zor geliyor belli ki. Hele ayrı odaya çıkarmak çocuğu zorlardan daha zor. Tüm bunların olmaması için çocuk direnirken olması için de anne çırpınır durur. İçlerinden bazıları gelişim ödevidir, zamanında yapılması ya da bırakılması gerekir. Mesela sütten kesmek çocuğu çok zorlu bir süreçtir.

Tüm bu olağan süreçler her anne için biriciktir ve alabildiğine özeldir. Doğum hikayesinin peşine geldiği için de anlatmakla bitmez. Oldu olmadı, alıştı alışamadı, öğrendi unuttu eylemleri arasındaki gelgitlerde bazen ters bir şeyler olur. Rüzgarda kalır çocuk, güneş çarpar, belki dondurma üşütür, teri sırtında soğur ya da tam bilinmeyen sebepler sonucu hastalanır çocuk. Rafa kalkar her şey.

Yeme içme kesilir, gül benzi büzülür, yanaklar pembe, dudaklar kurumuş, gözlerde içine çökmüştür. Öksürür, hapşurur, burun akar, salya sümük yüzünü kaplar. Anne için en can yakıcı dakikalar, saatler, günler başlar.

Yavrucuğum, ne olur öksürme… Öksürme, ben vazgeçiyorum geceleri çok defa sebepsiz yere uyanıyorsun diye sızlanmaktan.

Ya büneyye, ne olur öksürme… öksürme, ben vazgeçiyorum kalemle duvarları çiziyorsun diye kızmaktan.

Yavrucuğum, ne olur ağlama… içimde merhamet odunu yakma. Dayanabilir miyim sanıyorsun.

Ya büneyye. Ne olur ağlama… gözyaşların yapraktan düşen çiğ tanesi gibi ulaşıyor toprağıma. Bu tuzu bağrıma basma.

Yavrucuğum, öyle solgun bakma yüzüme… gül biraz. Parka gideceğiz bak, uzun duracağız, hemen ayrılmayacağız oradan.

Ya büneyye öyle solgun bakma yüzüme, gül biraz. Kedileri seveceksin daha. Çöpün kenarındakileri çağıracağım yanına. Pis demeyeceğim, dokunacaksın meraklanma.

Yavrucuğum tamam öksürme... Sen öksürdükçe benim içim parçalanıyor, sen oluyorum senin yerine.

Ya büneyye öksürme... Alışkın değilim bu haline. Öksürme artık. Dört adım uzaklaşmadan yanımdan, anne gel, demelerinden şikâyet etmeyeceğim. Soğuttun çaylardan, yarım kalan kahvelerden, tabakta kalan yemeklerden,ağzına aldıklarını getirip elime tükürmenden, su diye ortalığı yıkıp sadece bir yudum içmeden, yumurta yememenden, çikolatayı sevmenden de şikayet etmeyeceğim. Zaten şükür sebebimsin, daha da çok şükredeceğim.

Ya büneyye dedi Nuh aleyhisselam oğluna. Hz. Yakup da ya büneyye dedi. Şefkatle yavrucuğum, oğulcuğum dediler. Sadece onlar değil Hz. İbrahim kurban etmeye götürmeden İsmail’i, ya büneyye diye başladı sözüne. Merhametle adım attı yavrusunun yüreğine. Hz. Lokman öğütlerine ya büneyye diye başladı. Oğlum demedi oğulcuğum, yavrucuğum dedi. “Yavrucuğum Allah’a ortak koşma; çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür.” Dedi (lokman 13)

İyileşince, ağlaman kesilince, öksürüğün geçince hani... Yine gülersin, yine yemek yersin, bezi bırakırsın elbet, çatal kullanmayı öğrenirsin. Gece daha az uyanır, gündüz daha çok yemek yersin. Bunlar olur az çok, iyi kötü. “Yavrucuğum, sen Allah’a ortak koşma ve kendine zulmetme olur mu. Namazı kıl, uygun olanı buyurup fenalığı önle. Başına gelene sabret. Doğrusu bunlar azmedilmeye değer işlerdir.” Diyeceğim sana, Hz. Lokman’ın evladına dediği gibi (lokman 17)

Sen çabucak iyileş diye sebepsiz ağlamalarına, etrafı karalamana, park diye tutturmalarına hiçbir şey demeyeceğim diyorum ancak büyüyünce anlarsın ki demesem de rahat edemiyorum. Anneyim ama yorulabiliyorum, canım sıkılabiliyor. Tabii hasta olduğun kadar değil. İnsanım, senin de böyle hissettiğin zamanlar olacak büyüyünce.

Ya büneyye, senin iyiliğini, sağlığını, rahatlığını isterim hep. Daha çok istediğim ise ahiret iyiliğin, oradaki rahatlığın. Onun için bak büyükler ne güzel öğütler vermiş oğullarına, bana, sana, bize... Namazını kıl, iyiliği söyle, kötülüğü önle, sabırlı ol yavrucuğum...

Ben de sabırlı olmalıyım. Gül yüzünde güller açacak, hastalığın geçecek diye sabırlı olmalıyım. Ya Şafi deyip sarmalıyım seni, ya Rezzak deyip kucaklamalıyım. Taze söğüt dalı gibi sarkıyorsun hayata. Ben sana yağmur, ben sana güneş, ben sana rüzgar olmalıyım. Sen kök sal toprağa. Ya büneyye, bil ki nasip ettikçe Rabbim, izin verdikçe Rabbim, annen hep yanında...

(2) Yorum
  • Çok güzel bir yazı.Allah kalemine güç versin.

  • Teşekkür ediyorum kıymetli eşim

Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Sen Güle Bakıyorsun

Büyükler nasıl konfor alanının dışına çıkmak istemiyorlarsa minikler de çoğu...

İçimizde Bir Ülke

Büyükler nasıl konfor alanının dışına çıkmak istemiyorlarsa minikler de çoğu...

Çocukluğun Gölgesinde Bir Ömür

Büyükler nasıl konfor alanının dışına çıkmak istemiyorlarsa minikler de çoğu...