Sıradaki içerik:

Demir Yaylı Dukak ve Kör Derviş

e
sv

Vicdan Terzisi Yahut Terazisi

avatar

Tuğçe Sarıtaş

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Düşüncelerimizin de bir vicdanı olmalı dedirtiyor şu zaman insana. Düşündükten sonra bile tekrar düşünmeliyiz ki düşüncemiz varmasın meçhul menzillere, olmasın sebep bir kavga bir kargaşa veyahut bir infiale, aman kırıp dökmeyelim ne bir ümit ne bir nefes diye. Yıkımın kolay inşanın zor olduğunu hatırlatmak gerek çamuru nisyanla yoğrulmuş insanoğluna. Hüzün üç kuruştur canlar pazarında, üzmek de kolaydır işte bundan. Ama biz sevgiyi satın alalım bir latif söz, bir naif nazar ile. Biz fıtratı cemal olan kullarız, güzeli sever güzeli düşünür güzeli veririz. O halde naif bir libas biçelim fikriyatımıza, vicdanımız terzimiz olsun.

O en güzel terzidir öyle ki merhameti işler nakış nakış, biz haya ederiz zulmetmekten, sonra cesareti işler, biz dik başlı kartal kesiliriz karanlık semalarda, ne dipsiz kuyular korkutur gözümüzü ne de kuyuları kazanlar.

Adımları gökyüzünü sarsan adamlar oluruz ama bir karıncayı dahi ürkütmekten imtina eden.

Dile getirdiğimiz, kelime tahtlarına oturttuğumuz her fikrimizi, kalp süzgecinden geçirmeli, vicdan terzisinde giydirmeliyiz. Çünkü biz çok haşin düşünüyoruz ve bu, bazen zamanın bile pansuman yapamadığı yaralar bırakıyor geride. Anlatmaya çalıştığım şey de tam olarak bu. Bazen biz farkına varamasak da, her ne kadar soyut bir varlığı olsa da düşüncelerimiz de bir kalbi kırmaya muktedir tıpkı güzelleştirmeye muktedir olduğu gibi. Peki nasıl ölçeceğiz, hududunu nasıl bileceğiz? Bu sorunun cevabı asırlar önce heybetli bir adam tarafından verilmişti: “Vicdanınıza sorun.“

Demek ki mizanımız vicdan olmalıymış, sağ kefeye vicdanı sol kefeye fikrimizi koyalım. Herhangi bir kötülük bir adaletsizliğe vicdanımız el vermeyecektir bir atasözü tabiriyle ifade etmek gerekirse. Ve ilk sorgu burada onun divanında başlar. Yemek sofrasında haber bültenini seyrederken canlı yayına servis edilen “Bombardımanın devam ettiği bölgeden göçler devam ediyor…”haberi üzerine “kalıp savaşsalarmış ya(!)”dedikten sonra çorbasını kaşıklayan adam mesela, vicdanını da oturtsaydı masaya ve sorsaydı kendine “Ya ben olsaydım yerinde, ne yapardım?” diye. Ah bir sorsaydı kendisine, üzerine sağanak sağanak fosfor bombaları yağdırılan o parkta oynayan çocuğun babası ben olsaydım. Vicdanında tartsaydı ah, merhamet ağır gelmez miydi?

Akşam işten eve giderken, yol kenarındaki bankta üstü başı darmadağın belki baygın belki sarhoş bir genci “Ne biçim insan bunlar, din iman kalmamış” diye kınayan o adam ah bir sorsaydı kendisine neden? Çocukluğu darp edilmiş gençliği yıpratılmış varlığı hiçe sayılmış o genç, kendisini sevmeden o bakışlara yardım mesajları gönderiyordu belki de. Nerden bileceğiz biz şahit olduğumuzun hakikati ne kadar yansıttığını, arkasında gizlenen sırları? Mecburiyet kelepçeleri vurulan mazlumlar nelere maruz kaldılar, neler görüp geçirdiler de çareyi insandan, vatandan uzakta olmakta bildiler. Çaresizlik sancıları çeken insanların nelerden vazgeçmek zorunda kalıp da, nelere nasıl tutunduklarını bilemeyiz. Vicdan nazarıyla baksak görebiliriz belki. Bir kalbe dokunabilir, yarasına merhem sürebilir, umudu tekrar inşa edebiliriz. Elimizi vicdanımıza koyalım, bir fikre kötülük bulaştırdığımızda sızlayacaktır ve yine o, sakın aman sakın “İncitme sen ahbabını incinmeye senden, Bu alem-i fanide zarafet budur işte “diyerek güller koyacaktır avucumuza. Çünkü bizim şiarımız gönüller yapmaktır. O vakit fikriyatımızı öyle sorguya çekelim ki vicdan mahkemesinde; her bir adım hatta niyetimiz dahi muhabbete vesile, zulme hendek olsun.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.