Vefatının 52. Yılında Ahmet Hüdai Hazretleri

Hak dostları gönüllerini bir rahmet dergâhı hâline getirdikleri için, o dergâh vefatlarından sonra da hizmet etmeye devam ediyor. Lâdikli Ahmet Hüdai Hazretleri de hakkın dostluk ikliminden feyizlenerek bütün mahlukatı kucaklayan engin şefkat ve merhametiyle, Konya ve Türkiye’de seviliyor, vefatından yarım asır geçmesine rağmen hatırlanıyor ve asırlar boyunca hatırlanacağına bizler bütün kalbimizle inanıyoruz. Zira unutmayan unutulmaz.

Ahmet Elma Hazretleri 1888 yılında Konya Vilayetinin Sarayönü Kazasına bağlı, Lâdik (Halıcı) kasabasında dünyaya gelir. Babasının adı Mehmet, annesinin adı Emine'dir. Üç erkek bir kız olmak üzere dört kardeşi vardır. Yıllarca çobanlık yaptığından dolayı Çoban Ahmetolarak anılmaya başlanmıştır. Kendisine Hüdai adıylada hitap edilmiştir.

Ol Mevlam koymuştur Hüdâî adım
Melekler ederler gökte feryadım
Mevlamın aşkından almışım tadım
Yansa da ayrılmaz haktan Hüdâî

Hatice Hanımla evlenmiş, İkisi erkekdördü kız olmak üzere altı tane çocuğu vardır. Hâlâ hayatta olan torunları bulunmaktadır.Ümmî olarak hayat sürmüştür.(Okuma yazması yoktur). Bu durumunu şu beytinde dile getirmektedir:

Bir üstaddan okumadım, yol nedir erkân nedir.
İlm-i zahir okumadım, kalpteki bürhan nedir.
Ey beni yaratan Hüdam, cümle bilgi sendedir.
Dertliler geldi kapına, hem dermanı sendedir.

İmzasını atamadığı için mühür kullanırdı. Mektuplarını evlatları ve dostları yazardı. Bir arkadaşından mektup geldiği zaman sevenlerine okuturdu. Cevabi mektuplarını da yine onlara yazdırırdı.

Yirmi altı sene askerlik yapmış bir İstiklal Savaşı gazisidir. Kanal Harekâtı’nda İngilizlere karşı arkadaşları ile birlikte harp ederken sağ om­zundan hilal şeklinde yaralanır. En yakın dört arkadaşının kahramanlıklarını ve şehit düşüşlerini ya­ralı bir vaziyette seyreder. Sonra bölgeleri düşman istila eder. Düşman askerleri,yaralı askerlerimizi, “Ölmeyen kalmasın!” diyerek süngülerler. Bu esnada Lâdikli Ahmet Ağa başını bir şehidin kolunun altına sokar.Düşmanlar, “Hiç diri asker kalmadı.” diyerek uzaklaşıp giderler.Orada, aç susuz yaralı bir vaziyette kalır. Ellerini açarak yalvarır: “Allah’ım, beni düşman eline bırakma!”

Bu yakarış yerine varmıştır. Cenab-ı Hakk’ın izniyle Hızır aleyhisselam atıyla gelir. Lâdikli Ahmet Ağa’ya matarasından bir bardak aşk şerbeti içirir. Ancak yarısına kadar içer, tamamını bitiremez. Şerbeti içtikten sonra açlığı ve susuzluğu bir anda gider. Yaranın verdiği ağrı ve hâlsizlik de son bulur. O zaman dili söylemeye başlar:

Ne garip garip bakan Tîh’leTûr’a
Ömründe kuş bile uçmadı bura
Seni Hakk’a yaklaştırdı bu yara
Yansa da ayrılmaz Hakk’tan Hüdâî

Hızır aleyhisselam, “Gel seni hastaneye götüreyim.” deyip atına bindirir ve Kudüs’teki hastanenin ka­pısına getirir. Hızır aleyhisselam, “Seninle arkadaşlığımız bundan sonra da devamedecek.” deyip oradan uzaklaşır gider. Hastanedeki­ler, yaralı asker gelmiş diyerekonu içerialırlar.Biraz sonra hasta­nenin içerisi türüm türüm kokmaya başlar. “Lâdikli Ahmet Ağa ise hastanede tedavi olduktan sonra tekrar cepheye koşar: Kendi ifadesiyle, “Çok sürmedi bizi terhis ettiler, artık memleketim olan Lâdik’e gelmiştim. İşte Hocamın bana çölde yaralı iken gelip kurtardığı sırada verip içirdiği, bana hayat bahşeden o sudan sonra bende bir aşk başladı. Aşk ateşi beni günden güne sinemi yakmaya ve beni dağlara, ıssız yerlere sürüklemeye başladı. Evde duramaz oldum, derdimi de kimseye anlatamıyordum. İşte böyle günler aylar geçiyor, hep gözlerim yolları gözlüyor, onu bekliyorum. Çünkü “Geleceğim.” demişti. Gönlümdeki yangın ateşi arttıkça, lisanım gönlümdeki feryadı dışarıya döküyordu. Tam on iki sene geçmişti aradan. Nihayet bir gün Elhamdülillah, Hocam teşrif edip göründüler, artık dünyalar benim oldu.

İşte o günden sonra, hemen hemen her gün uğrar, lüzum eden ders ve malumatı verirdi. Zaman geldi artık beni alır, kendisi ile beraber manevi toplantılara götürürdü. Kendisi gelmediği zaman manevi telefonla haberleşir, emredilen yere saatinden önce varırdım. Daima böyle saatinden önce vardığım için de üstadım beni çok sever memnun olurdu.”

Ahmet Ağa, zamanının çoğunu odasına gelen misafirlerine hizmet ederek geçirmiş, kimseye yük olmamış, herkesin yükünü almaya çalışmıştır. İnsanları iyiliğe yönlendirmiş, kötülükten men etmek için nasihatlerde bulunmuştur.Boş kaldığı zamanlarda dağlarda çobanlık yapmış, tarla ve bahçelerini ekip biçmekle meşgul olmuştur.

Ahmet Hüdai Hazretleri kul hakkına dikkat edip harama düşmekten şiddetle sakınmıştır. Anlattıklarına göre vefatına kadar Hazreti Hızır’a talebelik etmiştir.

“Hocamı yedi adım geriden takip ederim, hocam yüzüme baktığı zaman yüzümün rengi solardı diye söylemiştir. Son zamanlarda hasta yatağında “Sen gidince biz ne yapacağız Ahmet Ağa”?” diye üzüntüyle soran sevenlerine; “Allah var evlatlarım, Allah var keder yok.” demiştir.

Sürekli sohbetlerini dinlediğim, Konya Müftülüğüde yapmış olan, Rahmetli Tahir Büyükkörükçü Hocamız Konya Kapı Camisi’nde vaazlarına başlarken, “Muhterem Kapı Camisi’nin cemaati” diye söze giriş yapar ve birçok kez Lâdikli Ahmet Ağa’dan bahsederdi. Kaynaklarda rastladığımıza göre, Tahir Büyükkörükçü Hocamız naklediyor. Ahmet Ağa Hazretleri bir süre Hızır Aleyhisselam’la iletişim kuramıyor. Hazreti Hızır, uzun bir süre ziyaret etmiyor. Ahmet Hüdai Hazretleri bu duruma çok üzülüyor ve bir gün evinin damına çıkıp hüngür hüngür ağlıyor. Bir süre sonra görüşme sağlanıp bağlantı kurulunca hocasına ziyarete gelmeyişinin sebebini soruyor ve şu cevabı alıyor; “Yolda yürürken bir kibrit kutusu vardı, üzerinde uygun olmayan resimlere gözün kaydı, bu yüzden seni ziyaret edemedim.” diye cevap veriyor. Menkıbeleri hiç bitmiyor Lâdikli Ahmet Efendi Hazretleri’nin. Bir gün bir yakını olan esnaf Konya’nın manevi büyüklerinden Hacı Veyiszade Efendi’ye Lâdikli Ahmet Efendi Hazretleri’nin kendisini hiç ziyaret etmediğini söyler. Sebebini merak eder. Hacı Veyiszade Efendi şu yanıtı verir. “Evladım, Ahmet Ağa kul hakkına çok dikkat eder. Sen dükkânın önüne kaldırıma malzeme yığıyorsun, milletin geçişini engelleyerek kul hakkı işliyorsun. Ahmet Ağa kul hakkı çiğneyenleri ziyaret etmez.” yanıtını verir. Torunu Ahmet Elma tarafından şiirleri ve hayatı kitap hâline getirilmiştir.
 

KAYNAKÇA:

  1. Yrd. Doç. Dr. Sinan GÖNEN, Tayyimekânve Tayyizaman Bağlamında Lâdikli Ahmet Ağa İle İlgili Efsanelerin Çözümlenmesi.
  2. Osman Karabulut,Üveysi Veli Lâdikli Hacı Ahmet Ağa, Konya 1993.
  3. Mehmet Göçergi-H. Halis Kestane,Lâdikli HacıAhmed Ağa Hazretlerinin
  4. Hayatı/Divan-ı Hüdaî, Konya 2001.
(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Bakmak ve Görmek Üzerine Derlediğim Karışık Hikmetli Notlar

Hak dostları gönüllerini bir rahmet dergâhı hâline getirdikleri için, o...

Öğüt

Hak dostları gönüllerini bir rahmet dergâhı hâline getirdikleri için, o...

Safların Belirlendiği Gün

Hak dostları gönüllerini bir rahmet dergâhı hâline getirdikleri için, o...