Ve Bir Kuş Daha Kanatlanır Adı Şehit Olan

Karanlığın en dibinde çıkmaz bir sokağın en kuytusunda geceyi ikiye bölen keskin, tiz bir çığlık.

Göz kamaştıran bir karanlık, yıldızlar yok, sis inmiş geceye, sis inmiş yüreklerce.

Vakit; insanın kendine takılıp kaldığı vakitlerden bir vakit.

İnsan en çok kendine yabancıdır, bundandır hep dönüp dolaşıp kendine takılması. Kendini anlayamayışındandır bütün insanlara karşı şaşkın bakışları.

Vakit, zamanın bir araya getirilemeyen parçaları lime lime ederek kimseye eyvallah demeden geçtiği anlardan bir vakit.

Zaman ilaç olamayacak kadar acı…

Islık çalan merminin sesi ile irkildi asker. Aklında ‘Telgrafın Tellerine Kuşlar Mı Konar’ türküsü vardı. Yüreğindeki kanadı kırık kuşlara inat özgürce uçan kuşlar.

Kurşun yüreğine saplandı askerin. Asker bir anda bütün kuşları özgür kıldı. Gülümsemesi yüzünde buz gibi kaldı.

Attığı her adımda sanki yılların bezginliği, gökyüzünün yalnızlığı, yer yer anlaşılamamanın hüznü, gereksiz aceleciliğin çarpık gülüşü vardı.

Bütün hayatım kendimi bulmakla geçti, ben kimdim; asker, evlat, baba, oğul, ağabey, kardeş… Hepsinde farklı bir ben vardı.

Hangisi asıl ben, kaç yüzlüdür insan?

Annem ne yapıyordur ki şimdi? En son küçük kızım için patik ördüğünü yazmıştı mektupta. Örmüştür şimdiye çoktan. Giymiştir belki de Elif’im.

Telgrafın telleri boş kaldı anne. Özür dilerim.

Babam, sırtımı dayadığım asla yıkılmayacağını bildiğim koca çınar ağacım.

Ali abinin dediği gibi, şimdi ben de babamın en hüzünlü yanıyım.

Bir ateş düştü, düştüğü yeri yaktı.

Eşim Müzeyyen… Bir gözleri var anlatamam. Aslında anlatırım da şimdi pek yeri değil. Geceleri Müzeyyen diye yatıp sabahları Müzeyyen diye kalkardım. Siz Müzeyyen’i bilmezsiniz.

Ah Müzeyyen. Ne olur başkasını sevme.

Sahi neydi türkünün devamı, anam çok severdi, ben de o seviyor diye severdim. Ama anam şimdi çok üzülecek, kalbindeki kuşları erkenden bıraktın diyecek.

Kara bir haber yayıldı dört bir yana. Tez duyulması gereken bir ehemmiyetle her yüreğe oturdu yas.

Bir söz ile yığıldı adam bir söz yüreğine indi annenin.

Sözün ağırlığı bir taş gibi oturdu yüreklere.

Vatan sağ olsun!

Bir el yetişti anneyi düştüğü yerden kaldırıverdi, babanın sırtını sıvazladı. Yanan yüreklere su serpmeye, acılarına ortak olmaya, kendi yürek yangınını bırakıp başkalarının yarasına merhem olmaya, kararan yürekleri aydınlatmaya gelen bir can; Sinan can.

Kuşlarını özgür kılan, evlatlarını son bir kez öpmeden, eşlerine sarılamadan, ana babalarından helallik alamadan giden her bir gönlü kırığın yarasına ilaç olan bir şifacı.

Yüzündeki içli gülümseme ile içinin güzelliğini, rengini paylaşan bir iyi hal habercisi.

“Çoğumuz sadece hayatın ölüme boyun eğdiğini sanır oysa ölüm de hayata boyun eğip sırası geldiği ana kadar ona itaat eder.”

Acı bir siren sesi hançer gibi kesiyor geceyi.

Ve bir hayat daha son buluyor.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Gece

Karanlığın en dibinde çıkmaz bir sokağın en kuytusunda geceyi ikiye bölen keskin, tiz bi...

Kadın Cinayetleri Üzerinden Kaygı ve Korku İnşâsı

Karanlığın en dibinde çıkmaz bir sokağın en kuytusunda geceyi ikiye bölen keskin, tiz bi...

Kıbrıs Semalarında Bir Cengiz

Karanlığın en dibinde çıkmaz bir sokağın en kuytusunda geceyi ikiye bölen keskin, tiz bi...