Sıradaki içerik:

Nizamülmülk ve Nizam-ı Âlem

e
sv

Varlığın İmtihanı

avatar

Serdar Üstündağ

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Bazen doğruları, hakikatleri sıkça söylemek üzerimizdeki tesirinin giderek azalmasına sebep olur. Ölümün ibretlik manzarasını hatırlatmak, acı karşısında sabırlı olmayı telkin etmek veya bu dünyanın bir imtihan yeri olduğunu sıkça ifade etmek gibi. Belki de bu yüzden “Bir musibet bin nasihatten yeğdir.” Ne zaman mı? Dile getirilen nasihatlerin artık etkisiz hale geldiği zaman…

Bildiğimiz doğruların sıkça yüzümüze vurulması hakikate karşı açlığımızı törpülerken, bilmediğimiz yanlışlar hayatımızda ağır bedeller ödetmek karşılığında bizlere tecrübe sunmaya devam eder. En büyük tecrübeler belki de bu sebeple en büyük bedeller karşılığında kazanılmıştır.

Allah bazı kullarına dünyevî nimetleri verir manevi nimetleri vermez. Bazı kullarına manevî nimetlerini verirken dünyalık yönüyle mahrumiyet takdir edebilir. Bazılarına hem dünyalık hem manevi nimetler verirken bazılarına ikisini birden vermeyebilir. Önemli olan verilen veya verilmeyen üzerinden muhatap olduklarımızın imtihanını verebilmektir.

Fakirliğin imtihanı zenginliğin imtihanından kolaydır

Evet, fakirliğe sabretmek, fakirliğin imtihanını vermek; zenginliğe sabretmekten ve zenginliğin imtihanını vermekten çok daha kolaydır. Fakirsiniz çok şeye sahip olmak istiyorsunuz fakat elinizde imkân yok, ne yaparsınız? Başkalarının sahip olduğu ama sizin sahip olamadığınız dünyalıklara bakıp mecburen iç geçirip beklersiniz. Fakat zenginliğe sabretmek bu kadar kanaatkâr bir huy değildir. Daha güzel evde oturmak, daha kaliteli bir otomobile, daha şık ve çeşitli kıyafetlere sahip olmanın yetmediği, her gün daha farklı isteklerini tatmin için baskı yapan nefsin hırsı ve istekleri bizi bir türlü rahat bırakmaz. Kenarda durdukça rahatsız eden zenginlik, sürekli neler yapacağımızın sınırlarını zorlayarak helal haram fark etmeksizin hayal dünyamızda bizleri baskı altına alırken; gecelerimiz, gündüzlerimiz fakir birinde olduğu kadar sakin ve huzurlu geçmemeye azmetmiştir sanki. Elimizdeki imkânlara sahip olamayanlara üstenci bakmaya ve kendimizi üstün görmeye götüren kibir ve ucub, sonsuz hayatımızı da tehdit eder hale gelirken; zenginliğe sabretmenin fakirliğe sabretmek kadar kolay olmadığını ancak dünya imtihanını kaybedince anlamak gibi büyük bir tehlikeyle bizi karşı karşıya bırakır.

Biz Müslümanlar bir zamanlar fakirdik, küçük evlerin olduğu geniş mahallelerde komşuluk haklarına riayet ederek mutlu bir şekilde yaşayan dedelerin torunlarıydık. Mübarek gecelerde ellerinde helva, hamur ekmeği, şerbet bulunan tabaklarla kapı kapı dolaşıp komşu duası almaya çalışan anneannelerin torunları… Şimdi ise yüksek duvarlarla çevrilmiş özel güvenlikli sitelerde alt komşusunu tanımayan, birbirlerinin hastalığından, vefatından, düğününden, cenazesinden haberdar olmayan bir neslin fertleri… Ellerinde akıllı telefon ile dünyaya gözünü açan, ağladığında tabletle susturulan Z kuşağının ebeveynleri… Kendisine Cebrail a.s gelince “Neredeyse komşunun komşuya mirasçı olacağını zannettim” buyuran Peygamber Efendimizin komşuluk haklarını neredeyse tamamen unutan ümmeti… En pahalısından ve en akıllısından telefonlarıyla paylaşımcı olmayı sosyal medya paylaşımlarıyla karıştıran, TV’lerde hemen her gün duyduğu ölüm haberlerini Venezuela’daki bir sokak kedisinin ölümü kadar alakasız takip eden nesil…

Şimdi hemen en fakirimizin bile kapısında arabası var. En geniş ekranlarda dünyayı odamıza getiren plazma TV’lerde, patlamış mısırını yerken bir film izliyormuşçasına Doğu Türkistan’daki Çin mezalimini, Arakan’lı Müslümanların Budist satırlarından kaçmak için yalın ayak çamur deryası sularda sınırı geçme telaşını, Suriyeli küçük çocuğun patlayan bombanın etkisiyle kulakları tırmalayan korkulu çığlıklarını susturmaya çalışan babanın çaresizliğini; ellerinde battaniye, kucağında bebekleriyle sığındıkları küçük şişme botlarla birazdan soğuk sularına gömüleceğini bilmeden büyük ümitle Akdeniz’i geçmeye çalışan mültecileri izliyoruz.

Sahi biz fakirken mi daha Müslümandık? ya da şöyle düzeltelim; bizler fakirken mi daha vicdanlı insanlardık? Bunları ısrarla ve defalarca söylemenin neticeyi değiştirmediği bir zaman diliminde, bin nasihatten daha evlâ olan hangi musibeti bekliyoruz? Fakirlikten yenisini alamadığı için yamalı elbiseleriyle helal kazancın peşindeki alnı terli ecdadımızın dönemine kıyasla daha zengin ve refah içinde olan bizler zenginliğin imtihanını gerçekten verebildik mi? Varlığın imtihanını vermek zorken yokluğun yani mevcut olmayan bir şeyin imtihanından bahsedebilir miyiz?

Sevmenin imtihanı sevilmenin imtihanından kolaydır

Bazen seversiniz, âşık olursunuz, mâşukun hasretiyle geçen uzun geceler uykusuz sabahlarla buluşur. Bir kuş gibi çırpınan yüreğinizdeki ateşi gözyaşlarınızla söndürmeye çalışırsınız. Tatlı bir acının pençesinde vuslat hayaliyle kıvranan benliğiniz o acıdan kurtulmayı bir an bile istemez. Kavuşmak istersiniz ama mâşuk ufuk çizgisindeki bir tüy bulutu kadar uzaktır. Sabredersiniz zaten yapacak fazlaca bir şey de yoktur. Sevmenin imtihanı; aşk acısına, hasret ve geciken vuslat acısına sabretmekten ibaret diyebiliriz. Buna maşukun rengine boyanmak ve benliğinden geçip maşukta fâni olmayı da ekleyebiliriz. Fakat sevilmenin yani mâşuk olmanın imtihanı daha zordur. Âşık iken verdiği imtihanı maşuk makamına gelince veremeyen çoktur. Kendisi için yanıp tutuşan, yüreği kendi aşkıyla atan, gecelerini uykusuz geçiren birine karşı kendini üstün görmeden sevilmenin imtihanını vermek en az âşık kadar benlikten uzaklaşmayı zaruri kılarken bu imtihanı geçmek benlikten geçmekle eş değerdir. Âşık olmak maşuk olmaktan yani Şems olmak Mevlana olmaktan zordur. Âşık olmak varlıktan geçmekle, maşuk olmak âşıklara bende olmakla kaimdir.

Makam sahibi olanların, olmayanlara nispetle durumu; zengin fakir misalinden farklı değildir. Hülasa; varlık ve yokluk imtihanında birleşir bütün yollar. Şuan biz hangi tarafta mıyız? Hemen ayaklarımıza bakalım, onlar hangi tarafta duruyorsa sonsuz hayatımızda duracağımız yeri görmemiz açısından bizin için yeterli olacaktır, vesselam…

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.