Vakt-i Seher

Gece söndürürken kandillerini bir bir, huzur-u ilâhiye durdu. İki hasretlik, ayın ve güneşin, arasında bir düğüm olup atıldı adeta. Gülden damlalarla ıslatırken sinesini, özlem buram buram sardı her yanını. Sabırla koydu alnını vefalı dostunun kucağına, beklemeye başladı sessiz harflerin arasında.

Pencerenin pervazına konan güvercinlerin zikrine eşlik ederek beyaz libasına büründü. Eman dileyerek vurdu rıza kapısının tokmağına. Baş gözünün sürgüsünü çekmesiyle gönül gözünün açılması bir oldu. İçeriden gelen ‘‘Lebbeyk!’’ nidasıyla göz göz oldu. Tıpkı yağan yağmurdan sonraki toprak gibi…

Besmeleyle girdi eşikten, Fâtihalarla arz-ı hâl etti Zül Celali vel İkram’a (c.c). Gözyaşlarıyla sürmeleyince gözlerini, buhar olup mesken tuttu gökyüzünde. Süzülüverdi bulutların yamacına. Arşla ferş arasında zikzaklar çizerek ilerledi. Yüreğindeki kıvılcım kor ateşe dönüşmüş, tüm azâlarına yayılmaya başlamıştı. Benzi sapsarı kesilmiş, kalbi yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. ‘‘Estağfirullah!’’ diyerek Adem’ce nedâmetini dile getirdi. Tevbe suyuyla içindeki yangını söndürmeye çalışsa da bu, ateşi daha da harlamaktan başka bir işe yaramıyordu. Yandıkça duman duman tütüyor, tüttükçe eriyordu hakikat güneşinin çehresinde. Hüdhüd yoldaşı, Ebabiller ise sırdaşı olmuştu.

Ve şimdi bir girdap gibi bütün alemin onda dürüldüğü noktadaydı. Salat-ü selamlarla yunup yıkanınca vasıl oldu kâinatın incisine. Kenzi mahfi sırrının muhatabı ile sükuna erdi zerreden kürreye varlık alemi. Nûr-î Muhammedî ile kat kat açılıyordu perdeler. Zümrüt yeşilinden murad alınca göz bebekleri, burcu burcu gül kokuları esti gönül ikliminde. Çiçek çiçek serildi Beytullah’ın asrı saadet rayihasıyla sarhoş olmuş yollarına. Hacerül Esved’i öptü Hazreti Ömer’in nidâsıyla. Bismillahi Allahu Ekber, diyerek gönül kıblesini selamladı. Hâlis bir niyet ile zamanın aksine yolculuğa başladı. Her şavtın arasında bir nefes ve tek cümle: ‘‘İlahi ente maksudi ve rızake matlubi.’’

Boncuklar döne döne yol almış, tesbih tavafını tamamlamıştı. Saba yelinin tatlı esintisiyle yavaşça beyaz örtüsünü kaldırdı. Kulak vererek davetsiz misafirlerine, devam etti seyrü sefere:

‘‘Cûşa gelir dağ ile taş feryâd eder vakt-i seher
Cûşa gelir dağ ile taş feryâd eder vakt-i seher
Her nesneyi kaplar telâş feryâd eder vakt-i seher
Her nesneyi kaplar telâş feryâd eder vakt-i seher.’’

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Şemsiye

Gece söndürürken kandillerini bir bir, huzur-u ilâhiye durdu. İki hasretlik, ay...

Gülden Terazi

Gece söndürürken kandillerini bir bir, huzur-u ilâhiye durdu. İki hasretlik, ay...

Sen Güle Bakıyorsun

Gece söndürürken kandillerini bir bir, huzur-u ilâhiye durdu. İki hasretlik, ay...