Sıradaki içerik:

Gece Vardiyası – 4

e
sv

Uzun İnce Bir Yol Esra Sırma

avatar

Esra Sırma

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Üçyüzonda gelmiş idim cihana…

Aşık Veysel Şatıroğlu

25 Ekim 1894 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Avşar boyunun Şatırlı Obasına mensuptur. Babası ’Karaca’ lakaplı Ahmet Ağa annesi Gülizar. Veysel yedi yaşına girdiği sıralarda köyde çiçek salgını başlar. İki kız kardeşi ile birlikte bu hastalığa yakalanır. Çiçek acımasızdır, kardeşlerini ve gözlerini Veysel’den alır. Geriye kırmızıya çalan karanlık bir dünya bırakır. Gözlerini kapamadan önce gördüğü renk kırmızı. Düşmüş ve dizi kanamıştır. Kendi anlatımına göre: ‘’Çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. Onu giyerek beni çok seven Muhsin’e kadına göstermeye gitmiştim. Beni sevdi. O gün çamurlu bir gündü, eve dönerken ayağım kaydı ve düştüm. Bir daha kalkamadım. Çiçeğe yakalanmıştım. Çiçek zorlu geldi. Sol gözümde çiçek beyi çıktı.

Sağ gözüme de, solun zorundan olacak, perde indi. O gün bugündür dünya başıma zindan.’’

Ben gidersem sazım sen kal dünyada…

Yaşama sevinci eksilir, soluğu boğazına düğümlenir. Ailesi Veysel’in bu durumuna çok üzülür. Gün geçtikçe içine kapanmaktadır. Göz bebeklerinde hiçbir hayal barınmaz, hiçbir düş kurulmaz. Hayat ona çoktan sırtını dönmüştür. Renklerin olmadığı bir gündür yine. Babası elinde bir saz ile gelir eve. Sivas’ın aşığı, ozanı bol bu diyarda; Karaca Ahmet’te şiire meraklı, tekke ile içli dışlı biridir. Verir sazı Veysel’in eline, şiirler okutup ezberleterek avutmağa çalışır. İlk saz derslerini Çamşıhılı Ali Ağa’dan alır. Komşuları Molla Hüseyin’de sazını düzenleyip kırılan tellerini onarır. Pir Sultan Abdal, Agâhı, Dertli gibi âşıkların deyişlerini seslendirir. Karanlık dünyası bir nebze aydınlanan Veysel; rüzgârları, çölleri, kapıları, yolları duyar olur. Görmenin, renklerin kıyısına varır. Kalbini açarak soluk almaya başlar. Dünyaya bulanmadan, öz Türkçesi ile sazına söz bulmaya çıkar. Boğazının düğümleri usul usul çözülür. Gökyüzüne çevirir başını, deyişleri ve sazıyla sonsuzluğa kanat vuran bir kuştur artık o.

Güzelliğin on par’etmez bu bende ki aşk olmasa…

Sazı ile buluşmuştur Veysel. Aradan çok zaman geçmiş delikanlı olmuştur. Babası evlilik çağının geldiğini düşünür. Akrabalarından bir kız bulur. Yirmi beş yaşında iken, köyün en güzel kızı Esma ile evlendirir. Ailelerin uygun gördüğü bu evliliğe, Esma istemeye istemeye razı gelir. Veysel çok sevmekle birlikte çok kıskanır karısını. Bu kıskançlık bir zaman sonra usandırır Esma’yı. Sekiz yıl birlikte geçer lakin daha ileri gitmez. Veysel görmüyordu fakat hissediyordu, bir gün gidecekti. Kabullenemediği bu evliliği ardında bırakıp, Hüseyin isimli bir genç ile bir gece vakti kaçar Esma.

Epey yol gittikten sonra ayakkabısının içinde ki, ayağını rahatsız eden şeyi çıkarmak için durur. Bir de ne görsün? Bir ay yetecek kadar para. Kaçarsa zor durumda kalmasın diye Veysel koymuştur der. Rivayet odur ki paranın yanında birde kâğıt vardır; Güzelliğin on par’etmez bu bende ki aşk olmasa…

Benim sadık yârim kara topraktır…

O yıllarda Ahmet Kutsi Tecer Sivas Maarif müdürüdür. Arkadaşları ile birlikte Halk Şairleri Bayramı düzenler. İşte bu bayramla âşıklık mesleğinin kapıları aralanır Veysel’e. Bunca zaman bağrına bastığı ne var ise şiirine karışır, sazına bulaşır, diyar diyar dolaşır. Anadolu’nun dört bir yanında çalar söyler. Vardığı yerlerde sevilir, saygı görür. Plak doldurur bazı dönemler saz öğretmenliği yapar. Evlenmiştir aynı zamanda, Gülizar ile. Bu hikâyede de Gülizar çok sever Veysel’i. Altı tane çocukları olur. Hasanoğlan’da öğretmenlik yaptığı vakitlerdir. Mektup gelir Gülizar’dan. Veysel eve gitmek için izin ister, müdür izin vermez. Akşam oturur müdüre bir mektup yazar, ‘Yine mektup aldım gül yüzlü yardan, özletme yolları gel diye yazmış.’ yatağının üzerine bırakır. Mektubu okuyan müdür ‘Âşık sabahtan sen git ’der.

Hacıbektaş’ta verdiği konser, son konseri olur Âşık Veysel’in. Vücudu yorgun düşer, halsizliği artar devasız derde yakalanmıştır. Bu onulmaz derdin adı akciğer kanseridir. Bilir çaresizliğini, Sivrialan’a geri döner. Son zamanlarını köyünde geçirir. 21 Mart 1973 günü, seher vaktine doğru, gözlerine beyazlar dolarken ruhu yollara düşer Âşık Veysel’in. Sadık yâri kara toprağa kavuşmuştur.

Kaynak: Tdv İslam Ansiklopedisi / aregem.ktb.gov.tr

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.