Üstadın Atı

Attığı tohum yıllar sonra binlerce gönülde kök salan bir adamdan bahsetmek istiyorum sizlere. Fikrin çilesini beyninin bütün hücrelerine yaymış kutsal emanetin bekçiliğini yapmak için gece gündüz kalemi ile damarlarından kan çekerek hiç durmadan yazmış bir adamdan. Zamanı kokutanların mürteci dediği adamdan. Çağını aşmış ve yedi güzel adamı yetiştirerek kurumaya durmuş tefekkür ağacının köklerini tekrar beslemiş; ardından gelecek Karakoçlara, Özdenörenlere ışık olmuş, son devrin, merhum en büyük şairinden. 35'ine kadar saati işlediği halde geçen ömrünü yaşanmamış sayarak geçmişini çöplük olarak gören, ardından manevi rehberini bulduktan sonra doğru yolun kalemşoru olarak gökyüzünü bilerek uçurtma uçuran Necip ve faziletli şahsiyet üstattan. Daha binlerce farklı cümleler kurarak tanıtabileceğimiz Ulvi şahsiyet Necip Fazıl Kısakürek'in at ile ilgili beyitlerine bakarak tefekkür dünyasına doğru küçük bir seyahat gerçekleştireceğiz.

"İşaret bekliyorum Yağız atım değerli
Yanarım sorarlarsa ne getirdin değerli"

Mürşidini bulduktan sonra sanata ve şiire bakışı değişen Necip Fazıl Kısakürek artık yaşama amacını İslam düşüncesini gelecek nesillere aktarmak olarak belirleyip, ötelere giderken değerli bir şeyler götürmek gayesiyle bütün hayatını vakfetmiştir. Kurduğu yayınevine büyük doğu diyerek batıya ve batıcılığa karşı manifesto ilan eden üstat yönünü güneşin doğduğu topraklara çevirip şiirinin ana temasına İslâm düşüncesini yerleştirmiştir. Karamsarlık ve ölüm temasını birçok şiirinde yer bulduğu şairin Kaldırımlar 2 isimli şiirinin son kıtasında şöyle bir beyit geçiyordu.

"Yağız atlı Süvari koştur atını koştur
Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları..."

Batı felsefesini Fransa yıllarında yalayıp yutmuş, yıllar geçtikten sonra bu felsefeye karşı yeni bir tefekkür anlayışı inşa etmiştir. Fikrin sancısını iliklerine kadar hisseden mütefekkir uzun yıllar fikirleri için mücadele ve mücahede etmiştir. Tabutu cansız bir at olarak tahayyül edip ölümün ölümsüz bir hakikat oluşunu işte şu dörtlüğüyle ifade ediyordu.

"Altımda gacır gucur
Kişner durur cansız at
İşte servili çukur
Ve ölümsüz hakikat"

Mukaddes yükün hamalı insandı onun için ve Sakarya Türküsü'nde bahsettiği gibi bu hamallığın sonunda rütbe ve mal makam şöhret dünyevi hiçbir şey bulunmuyordu...

"Hey gidi küheylan koşmana bak sen
Çatlarsan doğuran kısrak utansın"

İslam davasını kendisine emanet olarak bırakılan bir öksüz yapı olarak niteleyip kendinden sonraki nesillere sürdürmeyi vazife olarak bildirmiştir. Hatta şiirdeki çıtayı zirveye çıkarıp peşinden gelenlere seslenmiştir;

‘’Ustada kalırsa bu öksüz yapı
Onu sürdürmeyen çırak utansın.’’

Şiirdeki çıtayı zirveye çıkardıktan sonra da ardından gelenlere;

"Ben bir atım iradem elimde binicimin
Bir çocuk oyuncağı ucunda bir sicimin."

Takdir-i ilahiyi kendine binici olarak görüp iradesini bir yular misali takdirin eline bırakıp onu nereye götürürse oraya koşturacağını ifade eden şair dünyayı bir sicim olarak görüyor ve kendini yaratıcı rububiyet ve ilahi kudret karşısında bir çocuk oyuncağı gibi savunmasız olduğunu ifade ediyordu.
Bâki'den sonra Türk şiirinin yaşadığı zirveye taht kurmuş son yüzyılın şairi, sultan-ı şuarâ Necip Fazıl fikir dünyasını ve yüreğinde yaşadığı depremleri harf harf şiirine nakşetmiş onu dinleyen ve geleceğin büyük şairleri olacak gençlere şöyle sesleniyordu

"Genç adam yolumu adım adım bilirsin
Erken gel beni evde bulamayabilirsin"

Geç kalanlardan olmamak dileğiyle…

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Siborg Engelleri Ortadan Kaldırır mı?

Attığı tohum yıllar sonra binlerce gönülde kök salan bir adamdan bahsetmek istiyorum ...

Sözsüz Değil Ama Sessiz İletişim

Attığı tohum yıllar sonra binlerce gönülde kök salan bir adamdan bahsetmek istiyorum ...