Uslu Çocuklar

"Çocuk olarak sevgimiz o kadar sınırsızdır ki; annemiz, babamız veya bizimle ilgilenen yetişkinleri mutlu edebilmek, onların nezdinde kabul görebilmek, kabullenilmek, onlar tarafından sevilebilmek için diğer tüm duygularımızdan, benliğimizden yani çocuk olmaktan vazgeçebiliriz."

“Çocuk olmak” ne kadar güzel bir tabir; umut verici, neşelendirici, gülümsetici, canlandırıcı. Pek çoğumuzu çocukluğumuzda ki özlediğimiz anılara, anlara götürür. Çoğunlukla hep aynı anılar ve anlar gelir gözümüzün önüne. Sonra içimizi hüzün, keder ve özlem kaplar. İçinde bulunduğumuz ana döneriz, gündelik yaşamımızın üzerimizdeki bunaltıcı etkisi biner omuzlarımıza, bir daha çocukluğumuza dönemeyeceğimizi idrak ederiz. Hatta biraz daha odaklanmayı başarabilirsek çocukluğumuzda bizi üzen, inciten olaylara ait duygu bulutu tepemize gelir ama yetişkinlere özgü bir rüzgâr hızla bu bulutu alıp götürür, göremedikleri yanılsama bulutu alır onun yerini; çünkü bize öğretilmiş olana göre sonuçta çocukluk her şeye rağmen iyidir, çocuklar her şeyi iyi olarak görürler, çocukken yaşanan her şey iyidir, her ne olduysa olsun öyle yaşanması gerekiyordur… Yetişkin yaşamı zordur, zorlayıcıdır, bunaltıcıdır? Ya bizlere anlatılan, öğretilen ve inandığımız, gerçek ve doğru sandığımız bunun tam tersiyse?

Ne demek istediğimi açıklayabilmek için filmi geriye sarmak istiyorum. Ne kadar mı geriye? Siz uslu bir çocuk olmadan önceki döneme; utandırılmadan, aşağılanmadan, hepimizin farklı şekillerde maruz kaldığı cezalandırılmadan önceki döneme. Haklısınız çok eskide kaldı o dönem, hatırlayabilmek çok zor… Ama genelde film şöyle başlar; bebekliğimizde ve çocukluğumuzda duygusal olarak canlıyızdır. Yani her duyguyu hissederiz, yaşarız. Acıkınca, canımız yanınca, üzülünce ağlarız. Yalnız kalmaktan korkarız. Kızarız, öfkeleniriz, kıskanırız, üzülürüz, merak ederiz ve sınırsızca severiz. Çocuk olarak sevgimiz o kadar sınırsızdır ki; annemiz, babamız veya bizimle ilgilenen yetişkinleri mutlu edebilmek, onların nezdinde kabul görebilmek, kabullenilmek, onlar tarafından sevilebilmek için diğer tüm duygularımızdan, benliğimizden yani çocuk olmaktan vazgeçebiliriz. Tüm bunları küçücük birer çocuk olarak yetişkinlerin dünyasında var olabilmek adına bilinçsizce yaparız. Ebeveynlerimiz onlara olan bu sınırsız ve koşulsuz sevgimizin, onlar tarafından kabullenilme, onaylanma ve sevilmeye olan ihtiyacımızın bilinçli ya da bilinçsiz olarak farkındadırlar ve genellikle bunu bize karşı bizleri evcilleştirmek için kullanırlar.

Çok şanslı olanlar tüm duygularıyla bir bütün olarak ebeveynleri tarafından kabul edilirler, takdir edilirler, onaylanırlar, duygusal açıdan bütün olarak ve sadece çocuk olarak sevilirler. Ama çoğu çocuk korkmaması, üzülmemesi, kıskanmaması, istememesi, merak etmemesi, karıştırmaması, sormaması gerektiğine inandırılır, zorlanır. Ancak bu şekilde kabul edilebilirler ve sevilebilirler… Henüz yetişkinlerin dünyasında güçsüz, çaresiz ve onlara muhtaç çocuklar olarak istenilmeyen ve kabul görmeyen duygularımızı içimize atarız, bastırırız, bilinç dışımızda onlar için kalın duvarlı bir hapishane yaparız ve hiç çıkmamak üzere o hapishaneye doldurup hapsederiz. Sonunda kabul gören, güya sevilen, uslu, akıllı çocuklar oluruz; farkında bile olmadan gerçek benliğimizden vazgeçip sahte benliklere bürünürüz.

Anlatmaya çalıştığım ebeveynlerin çocuklara iyi ve kötü, doğru ve yanlışı öğretme yükümlülüklerini ve çabalarını yermek, inkar etmek değil; zira bunlar çocukların öz benliklerine saygı duyarak ve sahip çıkarak ta yapılabilir. Duygusal açıdan bütün ve sağlıklı çocuklar bu şekilde yetiştirilebilir. Anlatmak istediğim aksine tam da bu kisve ile çocukların duygusal olarak budanmasıdır.

“Ağlarsan küserim” yerine “Neden ağladığını merak ediyorum” diyebiliriz.

“İyi çocuklar kardeşini kıskanmaz” yerine “Seni ve kardeşini çok seviyoruz” denilebilir.

En sevdiği oyuncağını yanlışlıkla kırdığımızda yaşadığı öfke patlamasında “Bunda öfkelenecek ne var, yenisini alırız” diye paylamak yerine “istemeden oyuncağını kırdığım için ben de üzüldüm” diyebiliriz.

Kendi vücudunu ve cinsiyetini merak ettiğinde utandırmadan uygun bir şekilde öğrenmesini sağlayabiliriz.

Arkadaşları kadar başarılı olamadığında aşağılamaktan vaz geçebiliriz.

Merak ettiğinde, sürekli sorular sorduğunda daha sabırlı olabiliriz.

Listeyi uzatıp sizleri sıkmak istemiyorum. Çoğumuz çocukken şu ya da bu şekilde ebeveynlerimiz tarafından duygusal açıdan budanıyoruz. Yetişkinlerin dünyasında zayıf, güçsüz, çaresiz ve onlara muhtaç olduğumuz dönemlerde tek yapabildiğimiz kabul görmeyen duygularımızdan vazgeçerek, onları bastırarak, bizden olmamız istenildiği şekilde uyum sağlamak oluyor. Çünkü ancak uslu çocuklar olarak duygusal varlığımızı devam ettirebiliyoruz; daha donuk, daha cansız, daha bunalımlı olarak…

Çamurun içindeki solucanları merak ettiği için paylanan ve engellenen bir çocuk okulda derslerine ilgisiz diye hırpalamaya devam edebiliyor; bu size tanıdık geldi mi?

Şimdi filme kaldığımız yerden devam edelim; gün gelir ve o çocuklar büyür, yetişkin olurlar… Tüm duygularımızla bütün olarak sevilmeye ve kabul görmeye ihtiyacımız ve hakkımız olduğu halde pek çok duygumuz ve vehçemizi daha küçücük, savunmasız ve çaresiz bir çocukken bilinçdışımızdaki kalın duvarlı hapishanemize hapsetmiş yetişkinler oluruz. Farkında bile olmadan öz benliğimiz elimizden alınmış, sahte benliklerle yaşayan yetişkinler olarak hayatımıza devam ederiz. Bir yerlerde çok değerli ve önemli bir şeyleri unutmuş, kaybetmiş, özleyen yetişkinler… Bir şeylerin eksikliğini ve özlemini hissederiz ama ne aradığımızı, nerede arayacağımızı nasıl bulacağımızı bilemeyiz.

Tek bildiğimiz çocukluğumuza duyduğumuz özlemdir.

Çocukluğumuzdaki güzel anılara ve anlara duyduğumuz özlemdir, diğerleri çoktan unutulmuştur çünkü, geriye bir tek onlar kalmıştır, takdir edilmeyen duygularımızı ve vehçelerimizi unutmaktan başka çare bırakılmamıştır bize. Bu bizim çocukken hayatta kalma, hayata uyum sağlama stratejimizdi ve gerekliydi de.

Duygusal açıdan bir bütün olarak kabul edilmeyişimizin, sevilmeyişimizin boşluğunu ikame sevgiler arayarak doldurma çabamıza tüm yaşamımız boyunca devam ederiz. Aynı hataları tekrar tekrar yaparız. Bunun psikolojideki karşılığı “yineleme zorlantısı”dır. Yani çözümleyemediğimiz bir sorunla ilişkili hatayı tekrar tekrar yaparak bir sonraki seferde çözümleme beklentisi ve refleksi içindeyizdir.

Antonio Damasio “Descartes’ın Yanılgısı, Duygulanım, Düşünce ve İnsan Beyni” adlı eserinde açıkladığı üzere; pek çok gözlemler, deneyler, kazalar ya da beyin tümörlerinin alınması gibi operasyonlar sonucunda beyinlerinin duygulanım merkezini yitiren kişilerin yalnız duygulanım yeteneğini kaybetmekle kalmadığını, karar verme yeteneğini ve yaşamlarını düzenleme yeteneğini de yitirdiklerini saptanmıştır. Uygulanan psikolojik testler, beynin geri kalan bölümlerinin işlevlerini gereğince yapabildiğini, sadece duygulanım ve eyleme geçiş ile ilgili faaliyetlerin önemli ölçüde hasar gördüğünü ortaya koymuştur. Burada açıklamak isterim ki anatomik olarak beynin duyular ve duygular ile ilgili bölümü, karar verme yeteneğimiz ile ilgili bölümünden farklı bölgelerdedir. Yani beynin karar verme ve muhakeme yeteneği ile ilgili bölümü hasar görmemiş olmasına rağmen, duyular ile ilgili bölümünün hasar görmüş olması karar verme ve eyleme geçme fonksiyonunu da etkilemektedir. Bütün bunlar insanın duygularına ulaşabilmesinin yaşamını düzenleyebilmesi için vazgeçilmez olduğunu göstermektedir.

Çocukluğumuzda geliştirdiğimiz uyum sağlama ve yetişkin dünyasında yaşayabilme stratejimizi yetişkinliğimizde de devam ettiriyoruz. Ama artık büyüdük. Zayıf ve çaresiz değiliz. Artık kendimize, tüm bastırılmış ve hapsedilmiş duygularımıza, vehçelerimize sahip çıkabiliriz. Üzerimize çöken yetişkinliğe özgü bunalım, hüzün, özlem buhranlarımızdan çıkabiliriz. Çocukluğumuza, geçmişte olanlara, yazgımıza açılan duygu geçitleri açabiliriz; sadece güzel ve mutlu anılara ve anlara gitmek yerine kalın duvarlı duygu hapishanemize gidip kapıyı açabiliriz. Bir çocuk olarak bunu kaldıramazdık, bu yükü taşıyamazdık ama yetişkinler olarak buna ihtiyacımız var. Yeniden canlı, neşeli, yaşam dolu olabilmek için buna ihtiyacımız var. Biraz durup düşünün; size iç görü kazandıran duygularınız güzel ve haz verici olanlar mıydı? Yoksa rezil, küçülmüş, kötü, aciz, utandırılmış, haddini bilmez, kinci ve şaşkın hissettiren türden duygularınız mıydı?

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yerin Altındakiler, Üstündekilerden Çok

"Çocuk olarak sevgimiz o kadar sınırsızdır ki; annemiz, babamız veya bizimle ilgilenen y...

Boşluk

"Çocuk olarak sevgimiz o kadar sınırsızdır ki; annemiz, babamız veya bizimle ilgilenen y...

Hayali Olmayanın Hayatı Var Mıdır?

"Çocuk olarak sevgimiz o kadar sınırsızdır ki; annemiz, babamız veya bizimle ilgilenen y...