Sıradaki içerik:

Mamafih

e
sv

Üsküplü Kemal

avatar

Büşra Cansız

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

“Bir Türk’ün gönlünde nehir varsa Tuna’dır, dağ varsa Balkan’dır” demiş Üsküplü Kemal. 1884 Üsküp doğumlu, Türk edebiyatının önemli isimlerinden olan Yahya Kemal Beyatlı’nın asıl adı Ahmed Agah’tır. Doğduğu toprakların maddi ve manevi birikimlerini bünyesinde barındıran şair, 18 yaşına kadar Balkan topraklarında yaşamıştır. Özellikle Üsküp’te geçen yıllarını hasretle ve büyük bir sevgiyle anlatır. Yahya Kemal’in sanatının başlangıcı olan Üsküp ve Balkan şehirlerinin izlerini, birçok eserinde büyük bir özlemle anlatışına tanık olmaktayız. Üsküp’te doğan İstanbul’da ölen şair, doğduğu ve büyüdüğü topraklara olan hasretini her zaman canlı tutmuştur. Balkanların fethi, Müslümanlaşması, kahramanlıklar, medeniyetin oluşumu, kaybı, şehirlerin Osmanlı kimliği ve kültürü coşkulu-lirik bir şekilde ele alınır şiirlerinde.   Kendi Gök Kubbemiz adlı kitabında yer alan “Kaybolan Şehir” adlı şiirinde memleketi Üsküp’e olan sevgisini ve derin özlemini okumaktayız. Yıldırım Bayezid’in fethiyle bir Osmanlı şehri olan Üsküp’ün kaybını en derin Yahya Kemal hissettirir bize. Ruhuyla ve bedeniyle tamamen bir Türk şehriyken, nasıl olurda bizim değil derlerdi inanamayız. “Vaktiyle öz vatanda bizimken, bugün niçin Üsküp bizim değil? Bunu duydum, için için. Kalbimde bir hayâli kalıp kaybolan şehir! Ayrılmanın bıraktığı hicran derindedir!” Şair, ruhundaki bu büyük ıstırabı şiirinde böyle dile getirmiştir. Elden hiçbir şeyin gelemeyişini kalemiyle döker dizelerine. Onun bu özlemini ve hasretinin derinliğini okuruz biz şiirlerinde. Balkanlardaki Türk ruhunun temsilidir o!

“Vakıa Tuna’nın kıyılarından ve Balkan’ın eteklerinden ayrılalı kırk üç sene oluyor. Lakin bilmem uzun asırlar bile o sularla o karlı tepeleri gönlümüzden silebilecek mi? Zanneder misiniz ki bu hasret yalnız Rumeli’nin çocuklarının yüreğindedir? Rumeli toprağına ömründe ayak basmamış bir Diyarbekirli Türk de aynı hasretle bu türküyü söylemiyor mu?” Yahya Kemal Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım adlı kitabında Balkanlara yaptığı seyahat kısmını anlatırken, memleketine duyduğu derin özlemi böyle dile getirmiştir.

Bizim çocukluğumuz Balkan şehirlerinde geçmedi, belki topraklarının havasını hiç içimize çekmedik ancak aynı hasreti, aynı hicranı bizde yaşıyoruz. Her Türkün kanayan, sancılı yarasıdır Balkanlar, bu topraklarla olan duygusal bağımızı koparamamıştır zaman…  “Çok sürse ayrılık, aradan geçse çok sene, Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene.”

Türkiye’de, tarihe ve coğrafyaya dayalı bir milliyetçilik anlayışını da temsil eden şair, şiirlerinde vatan ve millet aşkını derinden hissettirir.

Orta Asya’dan Anadolu’ya ve oradan da Avrupa üzerine akın eden ecdadın, bu geniş coğrafya üzerinde kurduğu kültür ve medeniyetin kapılarından biri olan Balkanların fethi ve kaybedilişi, Yahya Kemal’in üzerinde durduğu iki önemli temadır. Akıncıları birer kahraman olarak efsaneleştiren şair, mazinin hasretini de serhatlik olarak anlatır. Fetih ruhu, akıncıların ayak sesleri onun şiirlerinde diridir hala…

“Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik, Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik. Haykırdı, ak tolgalı beylerbeyi “İlerle!” Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kafilelerle.”

Balkan şehirleri, şairin kaybolan şehri Üsküp yıllarca dinmeyen bir yara, kaleminde yaşattığı yitik bir hatıra olmuştur. Osmanlı medeniyetiyle yoğrulmuş bu şehirlerin birer birer kaybedilişi Yahya Kemal’in edebiyatında büyük bir hasretle anlatılmıştır.

Açık Deniz adlı şiirinde Balkanların kültürünü, tarihini çocukluğunda kalan hatıralarıyla özetler adeta. Osmanlı’nın yenilgisi, yaşadığı kayıplar karşısında mazideki akıcıların şanlı fetihlerine sığınır.

Gurbetlik onda derin bir hicran bırakmış, ard arda gelen kayıplar ve hüzünler karşısında kalemine sığınmıştır…

“Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum; Her lâhza bir alev gibi hasretti duyduğum. Aldım Rakofça kırlarının hür havâsını, Duydum, akıncı cedlerimin ihtirâsını.

Mağlûpken ordu, yaslı dururken bütün vatan, Rü’yâma girdi her gece bir fâtihâne zan.

Gittim son diyâra ki serhaddidir yerin, Hâlâ dilimdedir tuzu engin denizlerin! Duydum ki rûhumuzla bu gurbette sendeniz, Dindirmez anladım bunu hiç bir güzel kıyı; Bir bitmeyen susuzluğa benzer bu ağrıyı.”

Yahya Kemal’i Yahya Kemal yapan unsurların başında gelir Balkanlar. Keza edebiyatının oluşmasında da gelişmesinde de bu toprakların etkisi büyük olmuş, acısı da sevinci de, özlemi de ilmek ilmek işlenmiştir eserlerine. Dolayısıyla Balkanları anlamak Yahya Kemal’i anlamaktır, Yahya Kemal’i anlamak Üsküp’ü anlamaktır…

1958 senesinde İstanbul’da vefat eden şair ardında büyük bir miras bırakmıştır.

Hayattayken yayımlanmayan kitapları, öldükten sonra miras kalmıştır bize. Ne ilginç değil mi istese bu kitaplarından bir servet elde edebilirdi. Kelimeleri seçişindeki mükemmeliyetçilik de saklıdır belki de sırrı. Bazı şiirlerinde mısralar üzerinde yıllarca düşünmüştür. Onun geçmişe sırtını dönmeyen, geleneği yıkmadan ahenkle işlediği şiir anlayışı da mirastır bize. 5 şiiri dışında bütün şiirlerini de aruz ölçüsü ile yazmış, musiki ile yoğurmuştur.

Yazımı aruzdan ve eski edebiyattan vazgeçmeyen Yahya Kemal’in, hayata bakışını da en güzel anlatan şu diyalog ile bitirmek istiyorum:

–  Harabîsin, harabâtî değilsin, Gözün mâzidedir, ati değilsin.

Yahya Kemal’den Ziya Gökalp’e cevap:

– Ne harâbîyim, ne harabâtîyim, Kökü mâzide olan atiyim.

Selam olsun Yahya Kemal’in Kaybolan Şehri Üsküp’e, selam olsun hala bizden olan Evlad-ı Fatihanlara…

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.