Sıradaki içerik:

Demir Yaylı Dukak ve Kör Derviş

e
sv

Unutuşun Şairini Hatırlayış

avatar

Gülnihal Yeşiltepe

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

“Hoyrattır bu akşamüstüler daima.
Gün saltanatıyla gitti mi bir defa
Yalnızlığımızla doldurup her yeri
Bir renk çığlığı içinde bahçemizden,
Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan
Lavanta çiçeği kokan kederleri;
Hoyrattır bu akşamüstüler daima.”

Dizeleri, kah gönül evimizin penceresine vuran güneşin bizi terk ettiği vakitleri anlatır kah bir çiçekte kokan kederi burnumuza kadar getirir. Söylenmemiş aşkın güzelliğini, kağıtlarda yarım bırakılmış şiirleri serer gözlerimizin önüne. Taa yıllar öncesinden. Olvido… Unutuş… Susmuş ninnilerle gıcırdayan bir beşiğin iniltisi. Bilinen ifadeyle “Unutuştan aldanışa bir hatırlama öyküsü.” Ve hepimizin o güzel, şirin, çapkın ve vefalı komşusu Fahriye Abla (Ah Fahriye abla, hala dağları karlı Erzincan’da mısın diye sorasım gelir ara sıra.)

Yukarıda ismini andığım iki şiir ve daha birçok estetik şiirin sahibi, Türk şiirinin ismiyle müsemma şairi Ahmet Muhip Dıranas’ın mahzun kaleminden mağlup kağıdına dökülen şiirleri hatıramızda bir yerlerde söyleneceği günü bekler durur. Az ve seyrek yazdığı şiirleri adeta aşkın, doğanın, hatıraların ve ölümün tadını hissettirir gibidir. Ona göre “İnsan yanınca Kerem gibi yanmalı/ Uykudan bile mahşer gününde uyanmalı” dır. Hisleri öyle derinden, öyle gerçekçi yaşamayı savunur. Ve onu hatıra getirmek için nereye baksak “Oradayım hep ben, orada, derinde/ Gemilerin ihtiyar köpüklerinde” diye seslenir ardımızdan.

Bazen “Ah, yazık ki bütün insanlık güneşsiz.” diyerek iliklerimize kadar üşütür, bazen de “Kavuşur sabaha en uzun geceler / Ve serin durur her avunuş testisi.” diyerek su serper avunuş testisinden yüreklerimize. Her şiiri yaşar gibidir ve yaşatır okuyanı. Güzeldir ve güzel yazmıştır. Son kaldırışına kadar kalemini ve son dizesine kadar ömrünün.

Ahmet Muhip Dıranas 1 909’da çok sevdiğini bildiğimiz Sinop’ta doğmuştur. Şairin ismi anıldığında eserleri kadar Sinop ve ondan sebep doğa sevgisi akıllara gelir ki doğa sevgisini bir yazısında “Beni ihtiyarlığa doğru götüren bütün yıllar ve bütün yollar boyunca hülyalarımda küçüklüğümün ormanlarını kurdum.” şeklinde ifade etmiştir.
“Bir Kadına” isimli ilk şiiri Muhip Atalay imzasıyla Milli Mecmua’da yayımlanan yetenekli şair, lise yıllarında Faruk Nafiz Çamlıbel ve Ahmet Hamdi Tanpınar gibi usta şairlerin öğrencisi olma şansına sahip olmuştur. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın vesilesiyle Fransız şair Baudelaire ile tanışmış ve onun “Kötülük Çiçekleri” adlı kitabını okuyabilmek için Fransızca öğrenmiştir.

İstanbul’da bulunduğu vakitler Cahit Sıtkı Tarancı, Orhan Veli Kanık, Sait Faik Abasıyanık, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Baki Süha Edipoğlu ve Şevket Rado gibi şair ve yazarlardan oluşan bir ortam içinde bulunmuştur. Ayrıca resim yapan ve bir resim koleksiyoncusu olan Ahmet Muhip, Cahit Sıtkı Tarancı ile birlikte “Fransa’da Müstakil Resim” isimli iki ciltlik bir eser çevirmiştir.

Gittiği üniversitelerde eğitim hayatını tamamlayamayan şair Güzel Sanatlar Akademisi müdürlüğü, Halkevleri Kültür ve Sanat Yayınları yönetimi, Ankara’da Çocuk Esirgeme Kurumu yayın müdürlüğü, İş Bankası yönetim kuruluğu üyeliği gibi pek çok kurum ve alanda çalışmıştır.

Şiirlerinde sese ve şekil güzelliğine önem veren, Türkçede yeni bir şiir dili ve yapısı yaratmaya çalışması ile Türk şiirinde önemli bir yer edinen Ahmet Muhip Dıranas şiirler, köşe yazıları, tiyatro eserleri, tercüme ve adapteler, inceleme ve makaleler sığdırdığı ve birçok esere imza attığı 71 yıllık ömrünü 21 Haziran 1980’de tamama erdirmiştir ve vasiyeti üzerine Sinop’a defnedilmiştir. Bize de şairden geriye dilimize dolanan, gönlümüze yer edinen o güzel ve özgün şiirleri kalmıştır.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.