Türkülerin Esrarı

Hani şöyle bir söz var ya “müzik ruhun gıdasıdır” diye. İşte bu gıdalardan biri de kalbimizde iz bırakan o yanık türkülerimizdir. Ancak burada unutmamamız gereken çok önemli bir nokta var ki o da kalp ayine-i Samed olduğundan, temelde oraya ancak Allah aşkı yerleşir. Allah aşkının göstergesi olarak da Kur’an-ı Kerim tilaveti kalpleri tatmin eder. Yani kalbin asıl gıdası Kur’an-ı Kerim ve Allah’ın zikridir. Allah aşkının dışındakiler ise, Allah adına ve O’nun rızası dairesinde olmalıdır. Bu bağlamda türkülerimiz de Allah için yapılırsa meşrudur; şehevî ya da elemli hissiyat için ise gayri meşrudur.

Mevlânâ hazretleri, muhteşem eseri Mesnevî’de bu konuyu şu ifadelerle vurgulamıştır:

“Padişahın rebab(1) sesini dinlemekten maksadı, iştiyak çekenler gibi O (ilâhî) hitabı hayal etmekti. Zurna ve davul sesleri, bir parçacık o küllî neferin, Kıyamet Günü’nde çalınacak olan Sûr’un sesine benzer…. Hikmet sahibi kimseler ‘Bu mûsikî nağmelerini (makamları) gökyüzünün dönüşünden aldık’ derler. Halkın Tamburla çaldığı, sesle söylediği ezgiler, gökyüzünün dönüşünün sesidir.”

Yukarıdaki ifadede de belirtildiği gibi, tasavvuf musikisi gibi türkülerimiz de beşerî heveslerin tatmini için icra edilen bir etkinlik değil; kalbini İlâhî bir rabıtayla irtibatlandırmak suretiyle, manevî iklimde ferahlama ameliyesidir.

Osmanlı Devleti'nin son döneminde hizmet vermiş bir devlet adamı ve yazar olan Prevezeli Abidin Paşa (d. 1843, Preveze - ö. 1906) ise bu hissiyatı şöyle dile getirmiştir:

“Ney’den âşıkâne sadâlar çıkar, kâmil olan insandan da âşıkâne ve ârifâne sözler çıkar. Ney’in sesi, dinleyenlerin aşklarını artırır, ârif olan kişi de hikmet dolu sözleriyle istidatlı kimselerin aşklarını çoğaltır. Ney’in güzel âvâzından ekseriya bir hikâye, bir aşk macerası hissolunduğu gibi, ârifin sözlerinden de çok kere hakiki âşıkların halleri, lâhût âleminin sırları işitilir ve hissolunur.”

Kalbin tali olarak diğer bir gıdası da kalbe işleyen, damarlara zerk edilen türkülerimizdir. Ancak burada unutulmaması gereken en önemli unsur şudur; türkülerin, manevî olarak kalpte İlâhî bir rabıta oluşturmasıdır. Şehvani duyguları veya elem, üzüntü, keder gibi duyguları depreştiren türküler, tercih edilen meşru unsurlar değildir. Bu bağlamda tasavvuf musikisi tıpkı bülbül, kanarya, papağan gibi kuşların musikivari ötmelerinin Allah’ı tespih etmeleri gibi, meselâ bir neyin nağmelerinin Allah’ı tespih etmesi teşbihi yapılır. Bunun için Bediüzzaman Said Nursi, İşârâtü’l-İ’câz isimli eserinde aşağıdaki tasviri yapmıştır:

“Kulaktaki zar nûr-u îmân ile ışıklandığı zaman, kâinâttan gelen mânevî nidâları işitir. Lisan-ı hal ile yapılan zikirleri, tesbihatları fehmeder. Hattâ o nur-u iman sayesinde, rüzgârların terennümatını, bulutların na’ralarını, denizlerin dalgalarının nağamatını ve hakeza yağmur, kuş ve saire gibi her nev’den Rabbanî kelâmları ve ulvî tesbihatı işitir. Sanki kâinat, İlahî bir musikî dairesidir. Türlü türlü avazlarla, çeşit çeşit terennümatla kalblere hüzünleri ve Rabbanî aşkları intıba’ ettirmekle kalbleri, ruhları nuranî âlemlere götürür, pek garib misalî levhaları göstermekle, o ruhları ve kalbleri lezzetlere, zevklere garkeder. Fakat o kulak, küfür ile tıkandığı zaman, o leziz, manevî yüksek savtlardan mahrum kalır. Ve o lezzetleri îras eden avazlar, matem seslerine inkılab eder. Kalbde, o ulvî hüzünler yerine, ahbabın fıkdanıyla ebedî yetimlikler, mâlikin ademiyle nihayetsiz vahşetler ve sonsuz gurbetler hasıl olur. Bu sırra binaendir ki, şeriatça bazı savtlar helâl, bazıları da haram kılınmıştır.”

“Evet ulvî hüzünleri, Rabbanî aşkları îras eden sesler, helâldir. Yetimane hüzünleri, nefsanî şehevatı tahrik eden sesler, haramdır. Şeriatın tayin etmediği kısım ise, senin ruhuna, vicdanına yaptığı tesire göre hüküm alır.” (, s. 71, 72).

Bediüzzaman hazretlerinin tespit ettiği kriterler gayet açıktır. Bu kriterleri analiz edecek olursak, meşru dairedeki türküler, ya da herhangi bir müzik konusunda aşağıdaki unsurlara odaklanmak gerek:

- Türküler, yetîmâne hüzünleri ve elemleri terennüm etmemelidir.
- Türkülerin güftesi; yani sözleri şehveti, galiz ve kötü sözleri ve nefsânî arzûları tahrik etmemelidir.
- Türkülerin sözleri, dinimizin haram kıldığı hiçbir şeyi; bu bağlamda gıybet, laf taşıma, aşağılama, iftira, kin, düşmanlık, haset gibi dinimizin kerih gördüğü sözleri ihtiva etmemelidir.
- Türküler, milli kültür ve adetlerimize uygun kıyafetlerle söylenmeli ve yozlaştırılmış jest ve mimik ya da kıfayetlerle icra edilmemelidir.

Kısacası türküler, İslam’a uygun bir şekilde mubah sözler, elbiseler, jest ve mimikler ile yapılmalıdır.

Yukarıdaki kriterler çerçevesinde, şöyle söylenebilir; türküler bağlamında çalgı aleti çalmak ve sözlerini terennüm etmenin haram ya da helallik durumu, insanda oluşturduğu etkiye ve İslâmî ölçülere göre belirlenmektedir.

Selçuklu ve Osmanlı dönemlerindeki türküler, Anadolu’nun hissiyatını terennüm eden önemli bir özellikler ve sırlar saklamaktaydı. Kimisi ilâhî aşkı terennüm ederken, kimisi mecazî aşkları terennüm ederdi. Ancak mecazî aşklarda bile bir edep ve terbiye vardı. Cumhuriyet döneminde de bu tür türküler bestelenmiş ve halkın dilinde terennüm edilmiştir. Ancak Cumhuriyetin ilk yıllarında hem Tasavvuf musikisi hem de klasik müzik ve türkülerimiz yasaklanmış, onların yerine batı müziği dinlemesi mecburi kılınmıştır. Klasik müzik söyleyenler bile baskı altında tutulmuştur. Böyle bir yasaklama getirilmesinin sebebi ise, bu müzik türünün Osmanlı Devleti’ni hatırlatıyor olması ve tekke ile zaviyelerde icra edilen tasavvufi müzikle bağının olmasına dayandırılıyordu. Ancak bütün bu yasaklanmalara rağmen, Anadolu halkı bu yasağı benimsememiş, kendi özel dost meclislerinde, sıra gecelerinde ve sohbetlerinde icra etmeye devam edilmiş ve edilmeye devam etmektedir.

Kaynakça:

1) Rebab, hindistan cevizi kabuğu üzerine deri gerilerek yapılan, üç telli, perdesiz, yaylı bir müzik aletidir. Kimi zaman ayaklı kemane, kimi zaman lavta (ud, bağlama gibi) türünden, göğsü tamamen veya yarı yarıya deri kaplı çalgıların ismi olarak kullanılmıştır.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Bin Atlı Çocuklar Gibi Şendik

Hani şöyle bir söz var ya “müzik ruhun gıdasıdır” diye. İşte bu gıdalarda...

Türk Değilse Yüktür

Hani şöyle bir söz var ya “müzik ruhun gıdasıdır” diye. İşte bu gıdalarda...

Önden Giden Atlar

Hani şöyle bir söz var ya “müzik ruhun gıdasıdır” diye. İşte bu gıdalarda...