Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Türkülerde Hüzün

avatar

Gülnihal Yeşiltepe

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Türkülerde hüzün veya hüzünlü anlarda türküler ararız kimi zaman. Pek düşünmeyiz ne bağı vardır ikisinin. Biri olmazsa neden eksik kalır diğeri? Hüzne nasıl arkadaş olur türkü ve türküler nasıl bilir kalbe giden yolu? Bu iki ifadenin anlamları farklı, hissiyatı aynıdır. Biri çalar ağlatır, biri yakar ağlatır. Bazen gurbet elde yari sordurur, bazen gidenlere sitem eder bazen de memlekete özlemi anlatır. Yaşanan ne çok hüzün varsa hepsinin yolu türkülerden geçer.

Türküler, kendine özgü ezgiyle icra edilen, hüzünleri dile döken ve dilden dile, gönülden gönle söylenip gelen halk şiirleridir. Türk’e özgü olan bu halk şiirleri Türk adının sonuna, ilgi eki olan “î” ekinin getirilmesiyle oluşmuştur. Türküler ya anonimdir ya da aktarım sırasında anonimleşmiştir.

Böylelikle halka ait olmuşlardır. Halk da her türlü duygusunu yansıtan; sevincine, hasretine, hüznüne eşlik eden türküleri bağrına basmıştır.

Hüzün, herkesin bildiği gibi yüreği bunaltan, içe sıkıntı düşüren bir histir. Hep payımıza düşen de odur. Kendimize onu geride bırakacak dünyalar kurmak isteriz. Aslında kaçtıkça daha çabuk yakalanırız hüzne. Ya da kaçamayacak kadar geniştir hüznün kafesi. Kaçmak bir zannetmekten ibaret kalır sadece. Biz de bükemediğimiz eli öpüp başımıza koyarcasına hüzünlü halimizin üstüne bir de türkü dinleriz. Peki sadece dertlendiğimizde mi türkü dinleriz? Bilakis bazen de türkü dinlediğimizde dertleniriz. Çünkü her türkü derin manalar taşır. Dinleyen kişiye anlatmak istedikleri vardır. Bu bazen bir aşk hikayesidir, bazen de bir ölüm.

İmkansız olduğu kadar ölümsüz olan aşklar vardır. Aşığın gönlünü pare pare dağıtan aşklar… Aşığın hüznü “Tabiplerde ilaç yoktur yarama/ Aşk değince ötesini arama” diye dökülüverir kağıda. Yar deyince kalemi elden düşen tüm aşıkların sesi soluğu olur adeta. Bir başka aşk türküsü de “Neslihan kız siyim siyim ağlıyor/ Katil Macar kollarını bağlıyor” diye Ahmet’in ölümünü anlatır. Kavuşamamış iki gencin arkasından ağlatır.

Aşk adına yazılmış birçok türkü vardır. Ama türküler sadece aşk için yazılmamıştır. Bir annenin kervanda ölen oğlu için haykırdığı “Kırmızı gül demet demet/ Sevda değil bir alamet/ Gitti gelmez o muhannet/ Şol revanda balam kaldı. Yavrum kaldı…” türküsü de hüznün korunu gönlümüze bırakıverir.

Savaş yıllarında asker yolu bekleyenlerin dilinde “Kara tren gecikir belki hiç gelmez” sözleri de bir hüznü dile getirir. Trenin ardından acı acı yakılan ağıtlar türkü haline gelmiştir.

Çoğu türkünün ardında böyle hikayeler vardır. Kendi kadar acıklı, kendi kadar yanık… Belki de bundandır türkülerin her yüreğe dokunması. Dinlediğimizin yaşandığını bilmek ayrı bir hüzün ekliyordur içimize. Aşıkların kavuşamaması üzerine söylenen bir türküyü dinlerken kendi hüznümüzün yanında o aşıklara da üzülürüz. Gurbette yalnızlık çeken birini anlatan türküde biz de gurbete düşeriz. Bir türküde vatan toprağına hasret varsa yanar ta ciğerimiz. Ve ne söyleniyorsa söylensin bir türküyü dinlerken o türkünün hikayesi biz oluruz. Bir türkü her söylendiğinde kefesine yeni bir hikaye ekler. Bünyesinde memleketin her köşesinden çeşitli hüzünler taşır. Ve bitmeyen hüzünleri diyar diyar anlatır durur.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.