Türk Halk Hikayeciliği Üzerinden Gerçek Bir Halk Tiyatrosu Olan Meddahlık

Yüzyıllar boyunca aşıklar ozanlar ve meddahlar aracılığıyla hikâye ihtiyacını karşılayan Türk halkı, yer ve zamana bağlı olarak birçok eseri dinlemiş veya okumuştur. Türklerin İslamiyet’i kabulünden önce ve sonra, okuma yazmanın geç yayıldığı köy ve kasaba halkları için ozan ve âşıkların hafızaları bir okul görevi görmüştür. Onlar, türkülü aşk hikâyelerini, destanları ve mensur hikâyeleri sözlü olarak bugüne kadar yayla, çadır ve köylerde halkın canlılığı nispetinde devam ettirmiştir. En eski Türk halk hikâyecileri, Altay Türklerinin, Kam Kırgızların, Baksı, Bahşi; Oğuzların Ozan dedikleri büyücü, hekim, din adamı vs. kişilerdi. Bunlar, tarih boyunca merhalelerden geçerek Dede Korkut Hikâyelerin­de, Korkut Ata kimliği ile karşımıza çıkmıştır. Daha sonra Anadolu beylerinin konak ve sa­raylarında şair çalgıcıların yerini XV. yüzyıl ortalarından sonra meddahların aldıkları görülmektedir.

Türk halk hikâyeleri, çeşitliliği ve renkli­liğiyle dikkat çektiği gibi geniş bir muhit için­de yayılmasıyla da ilmi araştırmalara konu olmuştur. Türkolojiyle uğraşan bazı ilim adam­ları hikâyelerimizin kaynağını incelerken, on­ları, çeşitli kültür dairelerine sokmaya çalışmışlardır. Diyebiliriz ki, meselâ en meşhur Arap halk hikâyelerinden birisi olan Leyla ile Mecnun'u, Türk bir meddahın ağzından dinlerken aslından pek çok değişikliklere uğradığı görülecektir. Bir zamanlar Dede Korkut gibi millî - kahramanlık hikâyeleri anlatan meddahlar, İslâmî tesirle konularını genişletmişlerdir. Ya­şayan son meddahlardan Behçet Mâhir, "Her meddahın bilip anlatması gereken hikâyeler nelerdir?" sorusuna:

-Köroğlu birincisi; ikincisi, fikir uyan­dıran Emrah ile Selvi; üçüncüsü Hatem-i Tâyi diyebilmektedir.

Bütün Anadolu âleminde görülen ortak halk hikâyelerini incelediğimiz zaman görüle­cektir ki, meddahlar, anlattıkları hikâyelerin ana vakasını değiştirmeden yorumlamaktadır­lar. Anadolu’da gördüğümüz meddahlar genel alemde hükümdarları eğlendirmeye çalışan kesim dışında değerlendirilmelidir. Ama meddahların temelini de saray çevresinde bulunan bu Ozanlar, taklitçiler oluşturduğu da bir gerçektir. XVI. Yüzyıldan sonra gelişen halk hikâyeciliği Kerem ile Aslı, Aşık Garip gibi halk hikayelerinin Doğu Anadolu kesiminde özellikle meddahlar arasında sıklıkla anlatılan hikâyeler olduğunu biliyoruz. Yine Köroğlu hikâyesi Anadolu insanının malumudur ki her çevresinde bilinen bir halk hikâyesidir. Bunu da son meddahlardan Behçet Mâhir derlemiştir. Halk hikâyelerinin meddahlar tarafından yaygın bir şekilde anlatıldığı muhakkaktır. Bu hikâyeler, XV. asırdan sonra çok hızlı bir şe­kilde, saraydan başlayarak konak ve köy çev­relerine kadar yayılmış, bu çevrelerin tamamında dinleyici kitlesi bulmuştur. Hitap edilen çevreye göre muhtelif konularda hikâ­yeler anlatılmıştır. Realist, mensur halk hikâ­yelerinin hitap ettiği çevre ile meddahların irticalen anlattıkları hikâyeler arasında, vakanın kuruluşu ve hikâyelerin üslûbu açısından mühim bir fark göze çarpar. Böyle olduğu halde, İstanbul ve özellikle saray muhitinin te­siriyle eski halk hikâyeciliği anânesi, realist halk hikâyelerini yaratmıştır ve bunlar İstan­bul’un dışında da anlatılmıştır. Gerard de Nerval adlı Fransız seyyah, Doğuya Seyahat adıyla kaleme aldığı hatıra­larında İstanbul meddahları hakkında şunlar yazılmıştır:
''İstanbul'un belli başlı kahvehanelerin­de, dinleyicilerce hayran olunacak kadar gü­zel hikâyeler anlatarak, hayatlarını kazanan, bu meddâhlar, İslâmî görüşleri dinî anâneleri ve efsaneleri halkın anlayacağı bir dilde, fa­kat yüksek bir kültüre dayalı olarak anlatan kişilerdir.” Yani meddahlar halkın içine seslenebilen, onların his dünyasına tercüman olan insanlardır. Anlattıkları hikâyelerle halk hikayeciliğinin yayılmasına zemin hazırlamışlardır. Hikâye anlatmada olan ustalıkları sayesinde bu geleneğin yaşatıcısı olmuşlardır. Meddahlık, yalnızca halk edebiyatımızı değil, Türk halk tiyatrosunu da ilgilendi­rir; hatta daha çok tiyatro açısından önemlidir. Çünkü çeşitli hikâyelerin seyirci önünde "dramatizasyon"unu ya­pan meddah, anlatıcı olmak­tan çok bir oyuncudur. Hem öyle bir oyuncudur ki, bir hi­kâyeyi her anlatışta değişik yaratışlara giderek yapar. Se­yirci ile çok yakın bir ilişki içinde olduğundan, seyircinin gösterdiği tepkiye göre o an yeni bir doğaçlamaya girerek anlatıma zenginlik katar.

Şu son dönemlerde kendi kültür birikimimiz üzerine yapılan incelemeler ve gele­neksel tiyatromuzun çağdaş bir sentez getirme yolundaki katkıları anlaşıldığından, sayısı az da olsa meddahlık denemelerine de girişildi. An­cak bu meddahlık denemelerinin çoğu, son meddahlardan kalan "taklit" öğesi ile oldu. Başka deyişle, meddah­lığın temeli olan hikâyeye önem verilmeden bazı taklitler getirildi.

Gerçek bir halk tiyatrosu olan meddahlığın, günümüz tiyatrosu için de önemi vardır. Her şeyden önce dekora, eşyaya, birden fazla oyuncu­ya gerek göstermediği için, bir yerden başka bir yere ko­layca gidilebilir. Dünyanın belki de sermaye gerektirmeyen, en ekonomik tiyatro gösterisidir. Ayrıca, hiçbir yardımcı öğenin bulunmadı­ğı meddahlık büyük ustalık gerektirir. Bir oyuncunun bü­yümesi, ustalaşması için en büyük fırsat, hiç kuşkusuz, meddahlıktır. Böylece hem ekonomik hem de sanatsal yönden meddahlığın önemi ortaya çıkmaktadır. Bunların dışında daha önemli bir durum ülkemizde hikâyeciliğin büyük gelişme göstermiş oluşu ve bugün meddahlık yapacak sanatçının elinde bol ve zengin mal­zeme bulunmasıdır.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Osmanlı’nın İlk Müderrisi: Dâvûd-i Kayserî Hazretleri

Yüzyıllar boyunca aşıklar ozanlar ve meddahlar aracılığıyla hikâye ihtiyacını karşılayan ...

İlmin ve Maneviyatın Mahfisi: Hazreti Pir Ramazan Afyonkarahisari

Yüzyıllar boyunca aşıklar ozanlar ve meddahlar aracılığıyla hikâye ihtiyacını karşılayan ...

İslâm Medeniyetinde Bir Eğitim Kültürü: Medreseler

Yüzyıllar boyunca aşıklar ozanlar ve meddahlar aracılığıyla hikâye ihtiyacını karşılayan ...