Türk Değilse Yüktür

Tarih boyunca bütün devletler kendilerini diğer topluluklardan farklı kılan özelliklere sahip çıktıkları nispette varlık gösterebilmişlerdir. Irki ve antropolojik özellikler, hayat tarzları, dinî inanış ve yaşayışlar, eğlence ve törenler, kullanılan kap kacak, silâh ve araçlar milletlere ruhunu veren ve onları diğerlerinden ayıran karakteristik dokunun birer unsurudurlar.

Türk milleti de tarihte ayrıcalıklarıyla öne çıkmış, asırlar boyu sürekli adından söz ettirmeyi bilmişlerdir. Türk denince şüphesiz aklımıza evcilleştirdiğimiz, gerektiği zaman üzerinde bile sabahladığımız atlar gelmektedir.

Türkler, atı hem ekonomik varlık olarak hem de binit ve savaş aracı olarak değerlendiriyorlardı. Eski Türk hayatında atın önemi, ekonomik değerinden çok onun bir savaş aracı olarak kullanılmasından ileri geliyordu. Süvari tekniğini bulan yani ata binen ilk kavim Türklerdir. Başta Çinliler olmak üzere bütün Avrupalı kavimler, ata binmeyi Türklerden öğrenmişlerdir. Eski Türk orduları, büyük ölçüde atlı birliklere dayanıyordu. At, binicisine son derece yüksek hareket, sürat ve manevra üstünlüğü sağlıyordu. Türklerin büyük devletler kurarak, geniş sahalara ve birçok kavme birden hükmedebilmeleri at sayesinde mümkün olabilmiştir. Başka bir ifade ile söylemek gerekirse, Türklerde devlet, at üzerinde kurulmakta ve at üzerinde yönetilmekteydi.

Avrupa tarihine bakıldığında; İlk ve Ortaçağ’da özellikle Avrupa ordularında atlara da zırh giydiriliyor, atlar kalın zırh örtüsünün ve üzerlerine oturan zırhlı süvarinin ağırlığı altında ezilerek savaş meydanlarına sürülüyor, çatışmaların en yoğun olduğu yerlere sokuluyordu. Bazı atlar savaşın oluşturduğu korkunç kargaşada bunca ağırlık altında bir oraya bir buraya koşmaya zorlandıkları için herhangi bir darbe almadan bile yere yığılıp ölebiliyorlardı. At aynı zamanda cüssesiyle vurulması kolay bir hedefti. Hele bir de zırhı yoksa savaş dışı kalması daha muhtemeldi.

Türkler atını gözünden bile sakınırdı. Destanlarında, Atasözlerinde, deyişlerinde,savaşta ve barışta yanından ayırmadığı can yoldaşı oluverirdi. Destan kahramanının atı gaipten sesler duyabilir, gelecek tehlikeyi önceden sezebilirdi. Türkler, İslâmiyeti kabul edildikten sonra da at motifi hayattaki, metinlerdeki önemini kaybetmemiştir.

Dede Korkut Hikâyelerinde Bamsı Beyrek on altı yıl kendisini bekleyen atına “At dimezem saña ḳarṭaş direm, ḳarṭaşumdan yig” diyerek kardeşini bile atından üstün tutmadığını dile getirmiştir. Türkler at ırklarının çeşitliliği ve atlarının sağlıklı, cesur oluşu ile övünürlerdi.

Eski Türkler arasında 200’den fazla at ırkı olduğu söylenir. Belli başlı Türk at cinsleri; Anadolu atı, Ayvacık Midillisi, Canit atı, Cirit atı, Çukurova atı, Doğu Anadolu atı, Hınıs Atı, Karacabey, Karakaçan, Malakan, Trakya, Türk Arap atı, Türk Haflinger atı, Türk İngiliz atı, Türk Nonius atı, Türk Rahvan atı, Türk Semer atı, Türk Tırıs(araba) atı, Uzun Yayla atıdır.

Türk atları diğer atlara oranla daha küçüktür. Fakat manevra bakımından hızlı olmaları diğer atların yanında büyük avantajlar sağlamıştır. Özellikle süvari müsabakalarında Türk atının manevra gücü büyük üstünlük imkânı ortaya koyuyordu. Bu müsabakalarda at üzerinde mızrak, kılıç, topuz ve benzeri silahlar kullanan askerlerin ani manevralarla rakibinin arkasına geçebilmesi savaşçılara üstünlük sağlıyordu.

Soy olarak tıknaz ve tüylü olan Türk atları, kabarık tüyleri sayesinde iklim şartlarından daha az etkileniyordu. Kaba ve sık tüyleri hastalanma risklerinin azalmasına zemin hazırlıyordu. Türk atları uzun yola oldukça elverişli sayılıyordu. Bunun sebebi kısa bacaklı olduğundan ritmik yapılı oluşuydu.

Günümüzde saydığımız at ırklarını görmek mümkün. Peki hiç merak ettik mi? Osmanlı devletindeki padişahların, paşaların atları nasıldı? Ceddimiz Abdülhamid’in savaşta bindiği atı merak ediyormuyuz? Öyleyse sizleri Sivas ilimizde Bulunan Savaş atları müzesine bekliyoruz.

Sivas'ta Osmanlı saraylarına at yetiştiren tarihî hara, Sivas Valiliği'nin geliştirdiği dev proje ile Türkiye'de de ilkleri içerisinde barındıracağı eşsiz bir kültür parkına dönüştürüldü. 250 bin metrekare alana kurulan Hamidiye Kültür Parkı içerisinde dünyada bir benzeri bulunmayan 'Savaş Atları Müzesi' de yer alıyor. Yapımı tamamlanan 'Savaş Atları Müzesi', Dünya'da ilk olma özelliğini taşıyor. Eşi benzeri olmayan müze de, II. Abdülhamit Han, Fatih Sultan Mehmet ve Atatürk’ün bal mumumdan atları sergileniyor. “Hamidiye Kültür Bahçesi Sultan Abdülhamit Han döneminde saraya at yetiştiren bir bölge olma özelliği taşıyordu. Bu bölge daha sonra uzun yıllar atçılık ıslah kurumu olarak hizmet vermiştir.
Bir önceki Dönem Sivas Valisi Salih Ayhan’ın Savaş atları müzesinin hizmete girmesinde önemi tartışılmaz. Müzenin açılışında yaptığı konuşma ise buranın ehemmiyetini gözler önüne seriyordu.

“Atın insan hayatına girdiği günden beri, savaşlarda oynadığı roller, insan hayatına kazanımları, medeniyetlere etkileri, kıtalar arası yolculuklar, bin yıl öncenin İHA’sı, SİHA’sı atlar. Geçmişten günümüze kadar o dönemi çok iyi bir şekilde anlatmaya çalıştık. Bizim Türk kültürümüzde atın önemi bilinerek de her büyüğümüzün atını buraya tercih ettik. Sultan Abdülhamit Han’ın Ferhan atı, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’a girişini simgeleyen Küheylan atı, gibi atlar mevcut. Müthiş bir eser oldu. Biz müze şehri dedik ve buraya da böyle bir müze kazandırmış olduk”

Emeği geçenlere teşekkürler. Günümüze gelince arabalar, son sistem teknolojik aletler dünyamızı süslese de atın yeri hep farklı olmuş ve olmaya devam edecektir.

Kaynakça:

1) Durmuş, İlhami. (1997). “Bozkır Kültürünün Oluşumu ve Gelişiminde At”. Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi. 2, 13- 19.
2) Kafesoğlu, İbrahim. (1989). Türk Milli Kültürü. İstanbul: Boğaziçi Yayınları.
3) Aksoy, M., “Türklerde At Kültürü ve Kımız”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, Ekim 1998, s. 38-44.
4) https://www.zdergisi.istanbul/makale/at-ve-insan-yoldasliginin-baslamasi-260
5) Yazı fotoğrafı, Ayşe Türel

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Bin Atlı Çocuklar Gibi Şendik

Tarih boyunca bütün devletler kendilerini diğer topluluklardan farklı kılan özellikle...

Önden Giden Atlar

Tarih boyunca bütün devletler kendilerini diğer topluluklardan farklı kılan özellikle...