Sıradaki içerik:

Nizamülmülk ve Nizam-ı Âlem

e
sv

Toplumun En Büyük Yapı Birimi: AİLE

avatar

Dilhâne

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

İnsanoğlunun dünyaya dâhil olduğu vakti bir hatırımıza getirelim isterseniz. Kaç kişiyle gelmişti Hz. Âdem, tek miydi? Yoksa bu yola yanında onunla huzur bulsun, sekinete ersin diye bir eş (Hz. Havva) ile mi çıktı? Tabii ki ikinci düşüncedir hak olan. Çünkü bize o mukaddes Kelâm’ında böyle bildirdi Yaradan. Peki, biraz tefekkür etsek onların çift olma sebebi hikmetini. Aklımıza ilk olarak neslin devamı gelir herhalde. Bunun yanında fuhşiyata mahal vermeyip bu âlemin nizam ve intizama münasip olarak devam etmesi, ahiret yurdunda da bunun misali bir hayatın mevcut olması gibi sebepleri de saymak mümkündür. İşte bu tekin çift olması ve akabinde bu çiftin (ruhen, aklen, hissen) yine tek çatı altında birleşerek müessese oluşturmasına Türk toplumunda ‘aile’ adını vermişiz. Arapçadan gelen bu kelimenin manasına baktığımız zaman ise; ‘bir şahsın bakmakla sorumlu olduğu hane halkıdır.’ Manadan da anlaşılacağı üzere aile; bir olmanın anlam kazandığını, ferdin topluma dönüştüğünü, idarenin ahenginin açığa çıktığını ve iktisatlı olmanın zirve yaptığını gösteren en önemli müessesedir. Bu yapı huzurun, muhabbetin, ‘birlikten kuvvet doğar’ düsturunun açığa çıktığı en güzel yerdir, öyle olmalıdır.

İçinde yaşadığımız modern dedikleri bu çağda, gelenekteki var olan birçok kavramımızı kaybettik ya da kaybetmek üzereyiz. Bunlardan birisi de aile mefhumu… Modern dedikleri bu çağa ayak uydurmaya çalıştıkça sadece geleneğimizi değil fıtratımızı da bozduk. Fıtrat ise en kısa tarifiyle Cenâb-ı Hakk’ın tüm varlıkları kendi varlığını ve birliğini tanıyabilme gücü ve yeteneği ile yaratmasıdır.(İnsanoğlu olarak bunu da bozarsak neyimiz kalır ki elimizde başka ?)

Bizim fıtratımızda olan aile yapısı da bu çağda duvarlarından değil bizzat temelinden çatladı ve aramızda kalsın bazıları çoktan yıkıldı. Nasıl mı ? Bunun birçok müsebbibi var. Gelin birlikte bakalım bu aileyi katleden ve etmeye çalışanlara.

Sen kimsin, bu ailede ne işin var!

Aile kurumunun sonradan içine dâhil olan ve en az yabancı bir madde kadar zararlı ve zehirli olan televizyon ve kardeşleri (bilgisayar, internet, tablet vb.) fıtratımızı bozanların en baş müsebbibidir. Ne yani sabahtan akşama kadar bir şey yapmadan oturan bir makinadan mı şikâyetçiyiz şimdi? Hayır tabii ki biz onun içindeki yayınlardan en çok da aileyi hedef alan dizilerinden şikayetçiyiz. Çünkü malumunuz insan insana baka baka kararır yahut beyazlaşır. Böyle değildi bu atasözü bilirim. Lakin durumun vehametini anlatabilmektir derdimiz. Ailemiz bu dizilere baktıkça, bağlı kaldıkça zamanla onların misalinde bir aile olmaya başlıyor. Zaten arka plandakilerin de gayesi bu. Aileyi bozup dağıtmak, çarpanlarına ayırıp bir daha birleştirmemek… İyi ama niye böyle bir şey yapsınlar ki, dertleri ne ?

Mevcut sistem bunu seviyor.

Dünyayı kapalı kapılar ardında değil de lüks villalarında, kendilerine ait şirketlerde yönetmeye, idare etmeye çalışanların, bu çağda (doğal ya da hesaplı olarak) meydana getirdiği ekonomik temelli bir sistem olan kapitalizmin yayılmasıyla birlikte haddi aşan, ihtiyaç fazlası ürünlerin alınıp israf edildiği alışverişlerin ortaya çıktığı, hayatta her şeyin karşılığının para ile ölçülmeye başlandığı bir çağa adım attık. Kapitalizm; üretilen malların tamamının özel mülkiyette olmasını öngören ekonomik sistemdir.

Doğa ve insanın oluşturduğu sermayenin, toplum menfaatine değil de birkaç zengin şahsa, zümreye tamamen kâr amaçlı kullanılmasıdır. İnsanları, toplumları sadece ve sadece yığın olarak gören bu şer fikirli şahısların tek endişeleri kendi mal varlıklarının ziyadeleşmesidir. İşte böyle fikir ve hâl içinde olanların, topluma bu nazarla bakanların sisteminin en büyük düşmanlarından biri de aile mefhumudur. Onlar için aile hatta ailenin geniş olanı demek birlik, beraberlik, teklik demek. Şöyle ki mesela geniş bir ailede ortalama 7-8 kişi olsa bunlar bir hanede olduğu için onların gözüne tek gözükür. Rakamlar ise iktisadi açıdan, kâr açısından 1’in 8’e nazaran daha az olduğunu beyan eder bizlere.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi aile demek iktisatlı olmak, idareli harcamak demek bir yönüyle de. O yüzden aile hayatını sevmez bu sistem. Boşanmalara bayılırlar. Herkesin birbirinden kopup bireyselleşmesini, bağımsızlığını ilan etmesini çok severler. Bu yüzden ‘özgürlük’ kavramını temcit pilavı gibi ısıtıp medyanın her ayağında yanlış bir şekilde aşılamaya çalışırlar. Bundan ötürü bizi kendi istedikleri hayata hazırlamak için dizilerle aile içindeki dayanışmayı, bağlılığı, muhabbeti ahlaksızca değersizleştirirler. Yani kısacası insan fıtratını bozmaya kalkışırlar. Bu itirazımızın kaynağı ise; ruhlarımızın, fıtratımızın bu hissiz, ailesiz yaşama alıştırılmaya çalışılmasından ve ruhlarımızın bu huzursuzluğa tahammül edemeyişindendir. Yaşanabilir bir dünya, edilebilir bir kulluk ve en önemlisi de Rızayı İlahiyi istiyorsak fıtrata dönmemiz, fıtratta kalmamız evleviyetle elzemdir.

Murat Yıldırım

Bir insana erişmenin ve ruhuna dokunmanın en güzel yollarından biridir edebiyat. Kelimelerin birbiriyle olan aşkını anlatır ve bu anlatım sırasında insana dair olgularıyla bizlere dokunur. Dilhâne işte böylesine aziz bir uğraşın günümüzdeki temsilcisi olarak tüm topluma ulaşmayı amaçlayan bir edebiyat şiir ve fikir dergisidir.

Edebiyat sahip olduğu varlığın içerisinde bir fikre sahiptir. Bu fikirle kavurur cümleleri ve ortaya bir dünya mirası ortaya çıkarır. Varlık gösteren dışa vurum bazen bir düz yazı olur bazense bir şiir. Eğer fikir kendisi bir şiirde bulursa her kelimesinde adeta bir rengin onlarca tonuyla karşılaşır insan. Bu anlam zenginliği ise edebiyatı yeşertir, insanın özüne dokunmasını sağlar. Edebiyat, şiir ve fikirlerin insana sağladığı huzuru ve yüceliği fark eden birçok söz ve kalem ustası; ömürlerini bu alanda sarfetmişlerdir. Aynı manevi değeri arayan nice insanın varlığını hoşgörü ve güzellikle karşılayan Dilhâne dergisi bu arayışın karşılığı olarak yeni yazarlar için de bir platform görevi görmektedir.

Öyle ki söz edilen amacın sonucu olarak Dilhâne Dergisi, okuyucularından ve yazı yazarak bir uğraşı ortaya koymak isteyen herkesten yazılarını beklemektedir. Bu yazıları bünyesine katarak diğer insanlara ulaştırarak hem yazarın gelişimini desteklemektedir hem de yazara duygu ve düşüncelerini başka insanlara aktarma olanağı tanımaktadır. Eğer sizlerde yazılarınızı paylaşmak isterseniz ilgili bilgileri dilhane.net adresinde bulabilirsiniz.

Bir fikrin hamurunu edebiyat ve şiir ile yoğururken, toplumdan yazılar alarak bu uğraşa değer katmanın bir başka boyutu daha bulunmaktadır. Hiçbir bir karşılık beklemeksizin edebiyat şiir ve fikre duyulan saygıdan dolayı tüm bu uğraşları yine toplumla paylaşmak. Bu sebeple Dilhâne dergisi insanlara ulaşabilmek için aylık yayınlarını, yapılan söyleşileri, yazıları ve daha birçok yazılı ve görsel ürünü dilhane.net adresinde hiçbir maddi karşılık olmaksızın insanlarla paylaşmaktadır.

Bir yandan değişen dünyaya ayak uyduran bir yandan da sahip olduğu öze günden güne değer katmayı hedefleyen Edebiyat şiir ve fikir dergisi olarak farklı konularda ve çeşitli türdeki ele alımlarıyla edebiyat dünyasında emin adımlarla ilerlemeyi sürdüren Dilhâne dergisi, siz edebiyat aşıklarını da pür heyecanla beklemektedir.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.