Sıradaki içerik:

Demir Yaylı Dukak ve Kör Derviş

e
sv

Toplumu Şekillendirmekten Sözcüsü Olmaya, Edebiyat

avatar

Merve Diken

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

90’lı yılların öğrencileri bilirler. Her sınıfın bir sınıf kütüphanesi ve kütüphanecilik kolu öğrencisi olurdu. Dönem başında her öğrencinin 1-2 kitap ücreti ödemesi ile topluca kitap alımı olur ve camlı dolaba sıra numarası vererek bir güzel dizilirdi. ‘Bizim Kütüphanemiz’ diye gurur sarardı çocukları. Ardından en işe yarayan kollardan biri olan kütüphanecilik kolu için oylama usulü seçim yapılırdı. Her hafta 1 kitap alınırdı dönüşümlü olarak. Zeynep gibi hırslı öğrenciler, arkadaşlarından geri kalmamak için tüm dersleri kenara bırakır haftanın kitabını bitirirdi ve tabiî ki ardından özeti çıkarılırdı, özet defterine. Zeynep 3 çocuklu, orta halli bir ailenin çocuğuydu. Haftanın kitabı Yalnız Efe’yi kitabın kapağındaki at üzerinde, eli tüfekli kadından etkilenerek aldı.

Sanat üzerine düşeni gerçekleştirmişti. Seçimlerimizi belirlemede etkili olan sanat, Zeynep’in Yalnız Efe’ye yönelmesine neden oldu. Kitap değişimleri genelde Cuma günleri olduğundan hafta sonu kitabı okumak için büyük bir fırsattı. Zeynep kitabı soluksuz okudu. Okudukça kitabın kahramanı olan Kezban’a hayranlığı artıyor, içinde coşan duygularına engel olamıyordu. Annesinin söylemlerine benzettiği, zalime boyun eğmemek, adil olmak, haksızlık karşısında susmamak kavramları zihin duvarlarına çarpıyordu… ve her kitap böyle büyüttü onu, tüm çocukları…

Aile topluma şekil veren en önemli basamaktır. Toplumu oluşturan birey ailede yetişir. Ancak yadsınamayacak bir gerçek daha var ki ailenin etkisi belli bir yaştan sonra düşüşe geçer.

Bireyin aile dışına çıkışının hızlanması ve etki alanlarının farklılaşmasıyla birlikte, tercihleri ve ahlakı da etki alanlarını genişletir. Edebiyat bu etki alanları içinde ön sıralarda yer almaktadır.

İnsan zihni okuduklarından çok fazla etkilenecek bir yapıya sahiptir. İnsan okuduklarının etkisinden çok zor uzaklaşır. Okumak zihnin sayısal ve sözel tüm alanlarına etki eder. İnsan okuduğunu birkaç duyu organı ile karşıladığından belki de etki alanı en geniş faktörlerdendir.

Edebiyat, diğer adıyla yazın, yazarak anlatma sanatıdır. Edebiyat yazıdır. En çok okuduklarının etkisi altında kalan birey için edebiyat hayata yön verici bir unsurdur. Edebiyat sınıf kütüphaneleriyle çok çok küçük yaşlarda girmeye başlar hayatımıza. Yukarıdaki satırlarda paylaştığımız Zeynep’in hayatında olduğu gibi. Yalnız Efe’nin anlattıkları ufacık yaşında düşünmesine neden olur.

Edebiyat toplum üzerinde şekillendirici etkilere sahip en önemli alanlardan biridir. Bir nevi hamurun yoğrulması gibi bireyler üzerinde etkiye sahiptir. Peki edebiyatın etki alanı bu kadar şekillendiriciyken, yazını gerçekleştiren yazar toplumun neresinde yer alır?
Yazımda edebiyatın ve yazarın toplum üzerindeki sadece 2 işlevine değinmek istiyorum. İlki yukarıda da uzun uzun bahsettiğim gibi edebiyat insanı şekillendiren, duygu düşüncelerini yöneten, ilgi alanını belirleyen, karakterine etki eden bir etkileşime sahiptir. Bunu da yazın hayatında bireyin birçok duyu organına hitap ederek gerçekleştirir.

Edebiyatın ve yazarın toplum üzerindeki ikinci işlevi ise, edebiyatın toplumun bir nevi sözcüsü oluşudur. Yazar, toplumun içinde bulunduğu, şikayet ettiği, olmak istediği vb. birçok alanı yazınında dile getirerek bazen yetkililere bazen yine topluma duyurur.

Topluma yön veren edebiyat diğer işlevinde toplumun sıkıntılarını dile getirir. Aslında sorunları dile getiren, sözcü olan edebiyat da bir nevi şekillendirme görevini sürdürüyordur. Bir işlevde toplumu istediği gibi büyüten yazar, diğer işlevinde onun sözcülüğünü yapar.

Zeynep’e dönecek olursak, Yalnız Efe ile adalet, haksızlığa tahammül edememe gibi konularda önce eğitilen, yön verilen, şekil bulan Zeynep; bir zaman sonra toplumda adaletsizlik ve zulme karşı boyun eğme arttığında ise kalemi ile toplumun sözcüsü olarak Yalnız Efe gibi bir eserin sahibi olacaktır. Edebiyatın her iki işlevi de birbirini destekleyerek ilerler. Vardığı nokta ise, yine toplumu hamur gibi yoğuran bir etkinin sahibi olmasıdır.

Okuduğumuz her cümle, her metin farkında olmadığımız etkileri, şüpheleri doğurur zihnimizde. Bu sebeple de, birey olarak toplumdaki sözcümüzü seçerken dikkatli olmalıyız. Her yazar toplumun sözcüsü olabilir mi? Evet, her yazar toplumun sözcüsü olabilir. Belki söyledikleri bize yakın olmayabilir. Ama söylenen, yazılıp çizilen her şey bir kitlenin ortak sesidir. Dolayısıyla da yazılıp çizilen, söylenen her şeyin etkisi altında kalmamız, o yöne yönlenmemiz muhtemeldir.

Toplum değişirken edebiyatta değişir. Bazen de toplumun evrilmesi istenen yöne kayan edebiyat, toplumu değiştirir. Yazın hayatı ile bireye dokunan edebiyat, çığ gibi büyüyerek toplumu değiştirme gücünü de elde eder.

1991 İstanbul doğumlu olup, Sosyoloji Lisans ve Yüksek Lisans mezunuyum. ‘Dert’im’ ile tanışıp, öğrenimimi sürdürdüğüm Balıkesir şehrinde ‘Kuantum ve Tasavvuf’ merakımla yazmaya başladım. ‘Niyetiniz Ümmeti Muhammedi Ateşten Kurtarmak Olsun’ sözünün muhatabı olarak gençler üzerinde çalışmaya, gençlik kulüplerinde eğitimin içinde olmaya ve en önemlisi yazmaya devam etmekteyim. İyi okur, iyi yüzer, iyi kahve içerim. Şimdilerde bir de iyi yazmaya niyet etmiş olup; ‘iyi’ anılmak isterim.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.