Tomurcuk

Büyüdüğümü, apartmanın önündeki çocuklara değil de dış cephesine ve pencerelerine asılan satılık ilanlarına baktığımda anlamıştım. Baktığım yer değişmişti. Ve tabi durduğum yer... Artık çocuklar oyun arkadaşım değil, arkadaşlarımın çocuklarıydı. Pencereler, hayaller ülkesine açılmıyor; dip bucak temizlik sonrası ferahlamak için aralanıyordu hafifçe. Kalbim yeni günün heyecanıyla atmak yerine monotonluğa yakalanmıştı. Hayatın tozpembe rengi, ölümün soluk rengine bürünmüştü. Sahi, bunlar ne zaman olmuştu? Dahası, tüm bunlar olup biterken, ben neredeydim?

Oyunlarım, bir örtünün altına saklanmış olmalıydı sessizce. Küçükken ettiğim dualarım avuçlarımın için gizliydi belki. Minik minik adımlarım, bir yerlerde beni bekliyor olmalılardı. Onları bulmalıydım. Alelacele hazırlanıp düştüm yollara. Bir fırına uğrayıp simit aldım. Fırın, eskisi gibi burcu burcu kokmuyordu. Tadı, sözcüklerimle birlikte uçup gitmişti. Benim kelimelerim nereye kayboldu? Oyuncak, salıncak, gökkuşağı, merak... Bunlar beni terk etmiş, yerine küresel, gündem, sorumluluk ve endişe bırakmışlardı. Soru işaretlerim havalanıp üç noktalar kondurmuştu, yarım kalan duaların sonuna.

Kuşlarını cıvıltısını, miyavlayan kedileri ve annemin sesini duyamıyordum artık. İşittiklerim yalnız, belediye anonsları ile otomobil gürültüleri... Kalbim nerede atıyor, nefesim neden ciğerlerime sığmıyordu?

Küçük bir okulun bahçesinden geçiyordum. Sevinç çığlıkları ile zil sesleri dalgalanıyordu semada. Her okul dönüşü balkondan bizlere, fırından yeni çıkmış, sıcacık ve taptaze börekler uzatan Hacı Elife Teyzeyi hatırladım.Sıra bendeydi. Bundan böyle, ellerini uzatan ben olmalıydım; kabrine Fatihalar beklerken. Kenarına oturdum kaldırımların, izledim bir süre öylece. Kaldırım taşlarının arasına hapsedilmiş ağacı seyrettim. Zindanı, medreseye çevirmiş bir Yusuf edasıyla bakıyordu bana. İrkildim! Gözlerinin içine bakamam kimsenin. Hemen başımı çocuklardan yana çevirdim.

Gülücükler filizleniyordu avlunun her bir köşesinde. Sevinci gördüm onların kahkahalarında, bir güvercinin gagasında ve tomurcuklanan bu ağacın dalında. Tomurcuk derdinde olmayan, kupkuru bir ağaç gibiydim. Hazan yaprağı misali titrek ve sararmıştı ellerim. Yitip giden huzurum, çiçeklendi yeniden gözbebeklerimde. Su yürüdü dallarıma, yapraklarıma. Can buldum, bir yetimin duasında.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yerin Altındakiler, Üstündekilerden Çok

Büyüdüğümü, apartmanın önündeki çocuklara değil de dış cep...

Boşluk

Büyüdüğümü, apartmanın önündeki çocuklara değil de dış cep...

Hayali Olmayanın Hayatı Var Mıdır?

Büyüdüğümü, apartmanın önündeki çocuklara değil de dış cep...