Tokmak

Gıcırdayan tokmağı düşmüş kapının ardında bekliyordu Roza. Gıcırdayan o kapıyı düşünüyordu. Zaman içinde yolculuk yapmış hissiyle anlamlandırmaya çalışıyordu tüm olup bitenleri.

Oraya nasıl gelmişti?..

Roza kapıya dalmış, “Bu kapı nereye açılıyor acaba?” diye mırıldanırken bir ses işitmiş, sese doğru dikkat kesilmişti, o esnada bir Nur-u Fâni bastonuna dayanmış bir şeyler yapıyordu. Roza bir an irkildi, aslında tek kapının önünde durmuyordu, sayamadığı kapıların ortasında kalmış koca bir avluda olduğunu anlamıştı.

Roza, Nur-u Fâni’nin bastonuna basa basa ilerlediğini farkedince peşine takıldı.

Nur yüzlü bu zat ile bir kapının önünde durdular. Roza biraz şaşkın biraz da kaygılı bir iç titreyişle “Yine mi kapı?” dedi.

Nur-u Fâni, Rozayı duydu ve döndü... “Kızım, hayatta hep kapılar vardır. Birinden geçip diğerine gideriz, biri açılır biri açılmaz, kimi eski püskü kimi marangozun elinden yeni çıkmıştır...” dedi. Roza’nın tedirgin bakışları rahatlamış gibiydi.

Nur-u Fâni devam etti kapı başı nasihatine: “Kapılardan korkma kızım, var olandan kaçamazsın ama hangi kapıda duracağına dikkat et! Bazı kapılardan koşar adım kaçmalısın, bazı kapıları kulak verip dinlemelisin, bazılarını da cesaret edip çalmalısın” dedi bastonu ile ilerleyen Nur-u Fâni…

Roza ilk durduğu kapıya dahi nasıl geldiğini anlamazken; birçok kapının varlığı, muhayyilesi, felsefesi zihnini işgal etmişti.

Roza düşüncelerinin çıkmaz sokaklarına dalmış idi ki; Nur-u Fâni seslendi “Gel kızım gel, bu kapıya gel daha anlatacaklarım bitmedi… Ama o kapıda değil bu kapıda konuşmalıyız artık, zaman çok hızlı akıyor, hayatına birkaç kapı sığdırsan iyi edersin.”

Roza duydukları ile olsa olsa bir rüyada olabilirdi, kendince bu olanlar garipti. Anlamıştı ama sustu.

Onu bekleyen kapılar vardı. Açılması, çalınması ve durulması gereken kapılar.

Hayatına sığdırabildiği kadar kapı sığdırma fikriyle meşgul olmuştu.

Derken Nur-u Fâni ile önünde durduğu kapı açıldı. Dışı kadar içi de güzeldi bu kapının. Loş ışıkların arasında perdeye yansıyan güneş huzmeleri ile dev bir kütüphane karşılamıştı Rozayı.

İçeri buyur edildiler. Nur-u Fâni biraz yorgun hâlde kütüphanenin yanı başına çökmüştü. Rozaya bakarak “Kızım, dördüncü rafın sağ köşesinde duran şu yeşil kaplı defterleri verir misin" dedi.

Roza, tabii ki dercesine atıldı kütüphane raflarına.

“Yeşil kaplı defterler. Defterler... Yeşil kaplı. Bunca kitabın arasında neden defterler? Ne yapacağız onları?” diye diye söylenirken Nur-u Fâni defteri açmış Roza'nın iç sesine cevap vermek suretiyle onu bekliyordu.

Kim bilir Nur-u Fâni bu kez ne diyecekti Roza'ya?

Roza, kütüphanenin yanı başına çökmüş kendisini bekleyen Nur-u Fâni’ye yaklaştı, dizüstü oturdu ve sustu. Dinlemeyi istiyor, öğrenilmesi gerekenleri bekliyordu. Nur-u Fâni: “Hayat...” diye söze başladı. “Hayat, şu elimizin altındaki defterler gibidir. Kimi ak kimi kara. Birini kapatır diğerini açarız. Hayatımızda kapattığımız defterler misâli. Fakat o defterler tamamen de kapanmış değildir. Belki tozlanmış, belki bir köşeye atılmış, belki örselenmiştir.

Belki bir gün açılır ümidiyle en güzel rafta saklanır, belki de sadece maziye gömülmek adına varlığıyla yer alır.”

Roza hayret edercesine “Kapılar? Defterler?” diyerek söze girecek iken Nur-u Fâni devam etti, “Defterlerimize kıymet verelim, belki elimizle ak belki de yazgımızca kara olacaktır.. Ama unutma!.. Yarınlarda hep anılacaktır kızım.”

.....

Roza düşünüyordu. Zilin çalması ile irkildi!

Eli kitabın arasında kalmıştı. “Kapalı Kapılar Ardındaki Defterler" adlı kitabın 99. sayfasındaydı.

Kafasını kaldırıp nefes aldı ve kapıya yöneldi.

Roza, açması gereken kapıyı açmıştı.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Şemsiye

Gıcırdayan tokmağı düşmüş kapının ardında bekliyordu Roza. Gıcırdayan o kapıyı düş&uu...

Gülden Terazi

Gıcırdayan tokmağı düşmüş kapının ardında bekliyordu Roza. Gıcırdayan o kapıyı düş&uu...

Sen Güle Bakıyorsun

Gıcırdayan tokmağı düşmüş kapının ardında bekliyordu Roza. Gıcırdayan o kapıyı düş&uu...