Tıkayıcı Taş

Yaşamınızdaki tıkayıcı taş nedir? Yapmak isteyip de yapamadıklarınızın sebebi nedir? Fırsat verilmemesi? İmkânsızlıklar? Yeterli zamanınızın olmaması? Çok çalışmak?

En doğru cevabın “Çok çalışmak” yani “İşkolik olmak” olduğunu söylesem? Evet; şaşırtıcı ama doğru cevap bu… Çünkü işkolik olmak neşeli ve tutkulu enerjiyi tıkar. Bizleri daha üretken yapan, daha fazla zamandan çok tutku ve enerjidir. İlginç olan işkolik olmanın toplumun genelinde olumlu olarak algılanması ve destek görmesidir. Çalışıyorum sözü çoğunlukla bir iyilik ve görev edası taşır. Aslında farkında olmasak veya kabul etmesek te kendimizden, etrafımızdakilerden, gerçek hislerimizden kaçınmak için çok çalışıyoruz. Eğlenceye, kendimize özel zamanlara, yeterince dinlenmeye zaman ayırmamayı bazen meziyet olarak görüyoruz, hatta ürkütücü buluyoruz…

“Zamanım olsaydı daha çok eğlenirdim” kendimize söylediğimiz en büyük yalanlardandır. Üretkenlikte tıkanmış kişiler eğlenceden büyük bir çaba göstererek kaçarlar. Çünkü eğlence neşenin ve üretken enerjinin önünü açar. İsyanın yolunu açar. Kendi gücümüzü hissetmemizi sağlar ve bu ürkütücüdür.

Üretkenliğimizi yeniden kazanabilmek için işkolik olmayı bir yapıtaşı olarak değil de tıkayıcı taş olarak görmeyi öğrenmeliyiz. Yaptığımız işleri dolayısıyla zamanımızı hor kullanmak yaşamımızda sürekli Külkedisi olarak kalıp hiç prenses olamamak gibidir. Bildiğiniz üzere Külkedisi mütemadiyen ona verilen işleri düzenli ve sürekli olarak yapar, hatta kendi kendisine iş edinir. Taki baloya götürülmediğinde artık isyan edip dilek dilemeye başlayıncaya kadar. Sürekli kristal ayakkabının hayalini kurarız ama işkolikliğe isyan etmediğimiz sürece yaşadığımız olay ayak bağıdır. Değer verilen bir iş için keyifle çalışmak ile işkolik olmak arasında fark vardır. Fark, çalışmak için geçirilen zamanın çokluğundan daha ziyade duygusal niteliğinden kaynaklanır. İşkolik olmakta bir koşu bandı havası vardır. Hem ona düşkün ve bağlıyızdır hem de isteksiz. Bir işkolik için iş ve değer aynı şeydir, dolayısıyla işin hiçbir kısmından vazgeçemez.

Üretken çalışmanın yolunu açmak için iş alışkanlıklarımızı yakından incelemeliyiz. İşe ayırdığımız saatlere bakmadan aşırı çalıştığımızı anlayamayız. Zamanı nasıl geçirdiğimiz konusuna açıklık getirmenin yollarından biri günlük, haftalık ve aylık olarak neler yaptığımıza bakmaktır. Örneğin gün içerisinde eğlenceli ve keyifli olarak geçireceğimiz bir saatlik bir zaman bizim işkolikliğe bağlı umutsuzluk duygumuzu dengeleyebilir, hayallerimizi ulaşılabilir kılar…

İşkolik olmak bir süreç düşkünlüğü (Bir madde yerinde bir davranışa olan düşkünlük) olduğu için ona ne zaman takıldığımızı saptamak zordur. Bir alkolik alkolden uzak durarak ayık kalabilir. Bir işkolik ise aşırı çalışmadan uzak durarak ayık kalabilir. Hüner sıklıkla kendimize yalan söylediğimiz aşırı çalışmayı tanımlayabilmektedir. Çünkü genellikle bu tür davranışlarımıza tutunma pazarlığı yaparız.

Burada minik bir tavsiye verebilirim; kendimizi korumak adına bir son nokta saptaması yapabiliriz. Her insanın son noktası değişiktir ama bu nokta durmamız gereken sınırı özellikle belirtmelidir. Bu son nokta bizi yapmak istediklerimiz için inandığımız muğlak ve genelleyici bir karardan çok daha hızlı sonuca götürür.

Eğer gerçekten zamanımız yoksa biraz yer açmak iyi olur. Büyük olasılıkla zamanınız vardır ve onu doğru kullanmıyorsunuzdur. Zamanınızı nasıl kullandığınızı gözden geçirmeniz sınır oluşturmaya ihtiyacınız olan alanları bulmanız için size yardım edecektir. Sınır son nokta demenin başka bir yoludur: “Son nokta, şunu yapmayacağım; …….” sizin sınırınızdır.

Eflatun’un dediği gibi; “İncelenmeyen yaşam yaşanmaya değmez”

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Bin Atlı Çocuklar Gibi Şendik

Yaşamınızdaki tıkayıcı taş nedir? Yapmak isteyip de yapamadıklarınızın sebebi nedir? Fırsat verilmem...

Türk Değilse Yüktür

Yaşamınızdaki tıkayıcı taş nedir? Yapmak isteyip de yapamadıklarınızın sebebi nedir? Fırsat verilmem...

Önden Giden Atlar

Yaşamınızdaki tıkayıcı taş nedir? Yapmak isteyip de yapamadıklarınızın sebebi nedir? Fırsat verilmem...