Tezkiretü’l - Bünyan ve Tezkiretü’l – Ebniye Ekseninde Mimar Sinan

Sâî Mustafa Çelebi tarafından kaleme alınan Tezkiretü’l Bünyan; Mimar Sinan’ın ağzından hatıralarını içerir. Eser, nazım ve nesir olarak Mimar Sinan’ın çocukluk çağından mimarbaşı oluşuna kadar hayatından ve önemli bazı eserlerinin yapılışından bahsetmektedir. Sinan'ın mimarlığa getiriliş sürecinin anlatılmasından sonra İstanbul'a su getirme çalışmalarının, Şehzade Camii, Süleymaniye Camii, Büyük Çekmece Köprüsü ve Selimiye Camii'nin yapım süreçlerini içermektedir. Tezkiretü'l - Ebniye' de ise bir manzum giriş bölümünden sonra Mimar Sinan'ın inşa ettiği yapıların listesi çeşitlerine göre on üç bölüm halinde listeleniyor. Tezkiretü'l - Bünyan, Mimar Sinan'ın sanatına ve hayata dair görüşlerine en fazla rastlanılan metinlerdendir. Biz de bu yazıda Tezkiretü’l – Bünyan ve Tezkiretü’l Ebniye’nin içerdiği metinlerden yararlanarak Mimar Sinan ve mimari üzerinde duracağız.

Yeniçeri Sinan’dan Mimarbaşı Sinan’a

“Ustamın hizmetinde, tıpkı bir pergelin sabit ayağı gibi kararlı bir biçimde çalıştım, merkezi ve çevreyi gözledim. Sonra da pergelin gezen ayağı gibi başka diyarlara gezmeyi özendim. Bir zaman, padişah hizmetinde, Arap ve Acem diyarlarında gezip dolaşarak her yüksek eyvandan bir köşe ve her viran tekkeden bir kırıntı belleyip yine Istanbul'a döndüm..." (1)

Bir devşirme olarak İstanbul’a gelen Mimar Sinan, ordu da yeniçeri vazifesi ile seferlerde bulunmuş ve gittiği yerlerde mimari çevreyi tanıyarak, mimari-şehir ilişkileri konusunda zengin bir birikim kazanmıştır. İşine verdiği önem sayesinde yaptığı eserler ile kendini gösteren Mimar Sinan sadece Osmanlı döneminde değil, dünyanın en büyük mimarları arasında kabul edilir.

İnsanın olduğu her yerde mimari faaliyetler de kendini gösterir. Bu imar; taş duvarların yanı sıra insanın ruhunu da kapsar. İnsan, mekânı ruhunun yansıması olarak imar eder. Böylelikle mimarî ruh kazanır ve her daim yaşayan bir sanat olur. Mimarinin yaşanılan bir sanat olmasının yanında önemli meziyetlerinden biri de kendi dışındaki diğer sanatları ve mühendislik gibi diğer bilimleri de kendinde toplayabilmesidir. Mimar Sinan, mimarîyi yaşatmak için çok boyutlu bir bakış açısıyla bakarak eserlerine maddi manevi anlamlar yüklemiştir.

Mimar Sinan ve İmâr Sanatı

Tarihi geçmiş ve gelecek bağlamında incelediğimizde sanat ve insanın her zaman iç içe olduğunu görüyoruz. Bunun sonucu olarak da karşımıza ilk çıkacak şey mimari ve şehir bağı olacaktır. Şehre mekânsal açıdan baktığımızda ise bütün medeniyetlerin şehir tasavvurunda kültürel ruhunu mimarisine yansıttığını görebiliriz. Mesela Antik Yunan’ın dev kolonlu yapıları, Mısır’ın geometrik formdaki tapınakları, Roma’nın yapılarında öne çıkan anıtsallık, İslam medeniyetinin külliyeleri gibi. Bu yapılar medeniyetlerin üzerinde sanatın etkisini gözler önüne seriyor.

Mimar Sinan’ın Kanuni Sultan Süleyman’ın isteği üzerine inşa ettiği Süleymaniye Külliyesi, sanat ve mimarinin şehir üzerindeki etkisini gösteren en güzel örneklerden biridir. Külliye, yapıldığı dönemden itibaren İstanbul’un ve Osmanlı imparatorluğunun en simgesel yapılarından olmuştur. Osmanlı’nın çeşitli yerlerinden malzemeler getirilerek büyük bir özenle inşa edilmiştir.

Mimar Sinan Süleymaniye cami’nin kubbeleri için güzellik denizinin kabarcıkları gibi süslendiğini ve büyük kubbesinin gökyüzü gibi olduğunu söyler. Dört minaresiyle kubbeyi İslam’ın kubbesi Hz.Muhammed ve dostları olan dört halife; Hz.Ebu Bekir, Hz.Osman, Hz.Ömer ve Hz.Ali olarak tasavvur eder. Kanuni Sultan Süleyman’ın, genç yaştayken kaybettiği oğlu Şehzade Mehmet için yaptırdığı Şehzadebaşı Cami’nin minareleri için de “Bahçesine dikili mermer direkler sanmayın, Seyre durmuş sevgili simalı servilerdir onlar.” (2) diyerek servi benzetmesi yapar. Mimar Sinan’ın yaptığı bu benzetmeler ile yapılarına manevi anlamlar yüklediğini ve maddi manevi bir bütün oluşturduğunu görüyoruz.

Mimar Sinan’ın İş Usulü

16. yüzyılda İstanbul'da yaşanan su sorunuyla birlikte Mimar Sinan bir su yolu projesi geliştirerek bu sorunu çözmüştür. Tezkiretü’l Bünyan’da ise yaptığı su yolu çalışması sonucunda sorunun çözülmesiyle; “Umarım keyif alır bu sudan içen, duacı olur hep fakir mimarından.” (3) dediği aktarılmıştır. Bu sözler ile bir mü’minin iş yaparken gözetmesi gereken usulü de bize hatırlatmış oluyor. Yaptığı çalışmaların en kullanışlı ve kalıcı şekilde olması için gayret eden Mimar Sinan, işe başlamadan önce niyetini her daim yeniden alıyor. Allah’tan yardım isteyerek işe başlıyor ve elinden geleni en iyi şekilde yapmaya çalışarak sonrasında Allah’a tevekkül ediyor.

İnsan ve Mimari Üzerine

Bir mimari yapıyı özel kılan yapının ruhu, kimliği ve iç-dış bütünlüğüdür. Mimar Sinan eserlerinde bu etmenlerin hepsini sağlamış ve yaşadığı döneme “Sinan Çağı” dedirtmiştir. Ardında bıraktığı eserlerin sadece bulunduğu coğrafyada değil, bütün dünyada yankı uyandırması bu bütünlüğün sonuçlarından biridir. Bulunduğumuz dönemde mimari açıdan yakındığımız konular ise bu bütünlüğün eksikliği nedeniyledir belkide. Biz insanlar yaşadığımız çağın karmaşasıyla ruhumuzu kaybettik ve bu kaybediş sadece insanda kalmayarak zaman, mekan gibi bütün kavramlara yansıdı. Eğer biz ruhumuzu tekrar canlandırırsak muhakkak ki insanın dokunduğu mimari de canlanacaktır ve nice sinan çağları tekrar açılacaktır.

Kaynakça:

1) Sâî Mustafa Çelebi, Yapılar Kitabı, Tezkiretü’l Bünyan ve Tezkiretü’l-Ebniye, Koç Kültür Sanat Tanıtım A.Ş 2003, s. 41
2) Sâî Mustafa Çelebi, Yapılar Kitabı, Tezkiretü’l Bünyan ve Tezkiretü’l-Ebniye, Koç Kültür Sanat Tanıtım A.Ş 2003, s. 47
3) Sâî Mustafa Çelebi, Yapılar Kitabı, Tezkiretü’l Bünyan ve Tezkiretü’l-Ebniye, Koç Kültür Sanat Tanıtım A.Ş 2003, s. 59

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Osmanlı’nın İlk Müderrisi: Dâvûd-i Kayserî Hazretleri

Sâî Mustafa Çelebi tarafından kaleme alınan Tezkiretü’l Bünyan; M...

İlmin ve Maneviyatın Mahfisi: Hazreti Pir Ramazan Afyonkarahisari

Sâî Mustafa Çelebi tarafından kaleme alınan Tezkiretü’l Bünyan; M...

İslâm Medeniyetinde Bir Eğitim Kültürü: Medreseler

Sâî Mustafa Çelebi tarafından kaleme alınan Tezkiretü’l Bünyan; M...