Teselli

Ah o dişler! Kardan beyaz, mermerden sert, sahibine teselli, gayrısına dert dişler. O koca dudakları aralandığında hain bir gülüşün sembolü oluyorlar. Uzun zamandır çektiği çilenin sonunda görünen o ki mutlu olmanın yolunu bulmuş, alacalı başı göğe ermiştir yaptığından, kesin. Ya da, intikam tatlıdır mı demeli… Şeker yese bu kadar tatlı gelmezdi. Şimdi keyfine diyecek yok.

Cadde cepheli köhne binanın altında bir terzi dükkânı var, neredeyse yarım asırdır. Terzi Hasan Usta’nın dikiş makinasında işi bitti mi taburesini alıp camekânın önüne oturur. Bunu hep yapar. Ya ütünün ısınmasını bekler, ya çaycının getirdiği zift rengi çayı yudumlar, ya işleri gevşektir geleni geçeni seyre durur. Yine böyle bir boşlukta, vakit öğleyi yeni geçmiş, günlerden; Çarşamba… Hemen az ileride pazar kurulu. Hasan Usta mesleğinin getirdiği alışkanlıkla yine bacak bacak üstüne atmış dükkânın önünden geçen insanlara bakıyor. Elleri cebinde bir dede düşünceli halde pazara mehter adımlarıyla gitmeye çalışıyor. Hemen kuruyor kafasında Hasan Usta; sebze meyve ateş pahası, pazar yeri yangın yeri. Dede olsa olsa hanımının saydıklarını nasıl alacağını düşünüyor. Diğer yandan şişkin poşetleri taşımada zorluk çeken şık giyimli, göbekli, parlak yüzlü bir adam pazardan dönüyor. Biri sağdan biri soldan gelerek tam Hasan Usta’nın önünde çakışıyorlar. Görüntü pek manidar… Bir yanda varlık, diğer yanda darlık. Hayat nasıl da çelişiyor. Düşünceli bakışlarını yola çakan Hasan usta ince dudaklarını büküp elinde unuttuğu çaydan bir yudum alıyor. Tatsız geliyor çay, hayat gibi. Kalkıp makinanın çekmecesinde biriktirdiği kesme şekerlerden bir tane alıp bardağa nazikçe bırakıyor. Gözüne masa üzerindeki emektar radyo takılıyor. Az zaman önce öğle ezanı okunuyor diye kapatmıştı. Yuvarlak düğmesini çevirdiği radyoda sanat müziği çalıyor. Terzi Hasan Usta geçmişe bedava bilet bulmuş bir yolcu edasıyla gülümsüyor. Zamanda yolculuk başlarken yeniden camekânın önünde bekleyen taburesine kendini usulca bırakıyor. İyice soğumuş siyah çayından bir yudum daha alıyor, tadı idare eder.

Pazar sokağına doğru bakarken kaba bir ses tonuyla kendine geliyor. Karşısında güneşini kesen zabıta memurunu görüyor. Üniforması yırtılmış memur homurdanarak bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Zabıtanın gözü yoldan ayrılmıyor. Hasan Usta olan biteni anlamaya çalışırken zabıta memurunun yanında bir araba bitiveriyor. Patates çuvalı yüklü arabanın sahibi yalvarıp duruyor. Zabıtanın kaşları hayır derken neredeyse ensesine varacak. Zabıta adamın kaçmasından endişe ederek bir eliyle arabayı sıkıca kavrıyor. Onlar tartışırken araba birden sarsılıyor. Hasan Usta kişnemeyle açılan dudakların arasında gemini ısıran atın dişlerini görüyor. İnci gibi dizilmiş büyük dişlerin sahibini şöyle bir süzüyor. Sırtının derisi kamçı izleriyle kabarmış, yılgınlığı iri gözlerine çökmüş, öğle sıcağında adım atacak dermanı kalmamış siyah at başını öne esnetip duruyor. Zabıtayla arabanın sahibi çekişedursun Hasan Usta taburesinden kalkıp atın başına geliyor. Huysuz ve huzursuz görünen hayvan Hasan Usta’nın başını okşamasıyla sakinleşiyor. Zabıtanın attan ve sahibinden dert yanarak yırtılan üniformasını göstermesiyle Terzi Hasan Usta her şeyi anlıyor. Ağır yük taşımaktan canına tak eden hayvanın hıncını, kanun koruyucu kolluk kuvveti olan zabıtanın üniformasını ısırarak çıkarmasını anlamlı buluyor. Tebessüm ederek dükkâna girip az sonra tekrar geri dönüyor. Zabıta ve arabacı neler olup bittiğini anlamamanın şaşkınlığında bocalarken Hasan Usta elinde gizlediği şekerleri avucunu iyice açarak ata uzatıyor. İntikamın tadına varan at ağzına aldığı şekerleri büyük bir iştahla, şapırdata şapırdata yiyip bitiriyor.

Zabıtanın sinirli bakışları ne Hasan Usta’nın, ne arabacının, ne de yorgun atın umurunda. Elini yumruk yapıp dişlerini sıkan zabıtayı sakinleştirmek de Hasan Usta’ya düşüyor. Koluna girdiği zabıtayı üniformasındaki yırtığı dikmek üzere dükkâna sokarken at bir kez daha kişniyor. Bir an için durup gülüyor Hasan Usta. Nasıl gülmesin? Olası cezadan kurtardığı atı düşünüyor. Şekerleri yedi, intikamını da aldı. Şimdi keyfine diyecek yok.

Tesellinin böylesi.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yanlıştan Doğan Yanlış

Ah o dişler! Kardan beyaz, mermerden sert, sahibine teselli, gayrısına dert dişler. O koca dudakları...

Sekiz

Ah o dişler! Kardan beyaz, mermerden sert, sahibine teselli, gayrısına dert dişler. O koca dudakları...

Asil

Ah o dişler! Kardan beyaz, mermerden sert, sahibine teselli, gayrısına dert dişler. O koca dudakları...