Tasavvufta Nazar Ber-Kadem

"Bir göz ki onun olmaya ibret nazarında
Ol düşmânıdır sâhibinin baş üzerinde” (Niyâzî Mısrî Hazretleri)

Muzaffer Ozak Hoca Efendi’nin görmek hakkında gönlünden dökülenler;

Bir göz hakkı görmezse,
Ona sakın yâr deme!
Sana ibret vermezse,
Benim gözüm var deme!
Görenedir, görene,
Köre nedir, köre ne?

Bakmak, bakarken de görmek, gördüğünü idrak etmek önemlidir. Rabbim yarattığı sonsuz güzellikleri fark etmemiz için, görme duyusunu bize lutfetmiş, bizlere haram ve zararlı şeylere bakmayı men etmiştir. Tasavvuf ehli daima önlerine bakar, gerekmediği müddetçe etraflarıyla meşgul olmazlardı. Buna da nazar ber-kadem derlerdi. Manası, gözün ayağın üzerinde olmasıdır. Hak yolcusu, yürürken devamlı önüne bakmalıdır. Hep kendi işi ile meşgul olmalıdır. Gözünü haramdan ve kalbini karıştıracak şeylerden korumalıdır. Kendisini ilgilendirmeyen şeylere takılmamalıdır. Gözünü korumayanın gönlü karışık olur, ciddi olmayan kimseden ciddi işler çıkmaz, denmiştir.

Hak yolcusunun gözünde tek hedefi olmalı, kalbini o hedefte toplamalı ve girdiği yolda bütün gayretini kullanmalıdır. Allah’tan gayri şeylere iltifat etmemelidir. Hedefine koşarak giden bir kimsenin devamlı önüne bakması gerekir. Yoksa ayağı sürçer, yere düşer. İmam-ı Rabbani Hazretleri buyurmuşlardır ki: “Nazar ber-kadem, hak yolcusunun gözü ayağını ileri geçmez şeklinde anlaşılmamalıdır. Bu anlayış vâkıaya aykırıdır. Bundan anlaşılması gereken şudur: Göz devamlı ileri bakmalı, ayak da onu takip etmelidir. Çünkü yüksek makamlara önce göz dikilir, sonra adım atılır. İnsan gözünü yükseklere dikmeli ki, gayetini ona göre kullansın. Aza kanaat eden az kazanır. Uçamayan yaya yürümek zorunda kalır.”

Nazar ber-kadem; aynı zamanda Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yürüyüşünün de tarifidir. Zira âlemlerin efendisi, vücudunun üst kısmını ve başlarını hafifçe öne eğerek, gözleri yere bakar halde tevazu ile ama seri adımlarla yürürdü. Sağa sola bakmaz, bir tarafa bakması gerektiğinde o tarafa bütün vücuduyla dönerlerdi. San­ki yo­kuş­tan ini­yor­muş gi­bi hızlı ve va­kar­lı yü­rür­ler­di.

Nazar ber-kadem; nihayetinde bir tevazu eğitimidir. Dik ve böbürlenerek yürümek nasıl kibir eseri ise, ayakların ucuna bakarak yürümek de tevazu eseridir.

Kişi, başlangıçta alçak gönüllü olmasa bile nazar ber-kadem ile zamanla tevazu sahibi olur.

Mü’min; mütevazı olan, kibir ve çalımla yürümeyen, yürürken ayaklarının ucuna bakarak yürüyen, gereksiz bakışları ile kimseyi rahatsız etmeyendir.

Nazar ber-kadem;sâlikin şehirde, sokakta, caddede, kırda, çarşıda, pazarda velhâsıl her yerde gidip gelirken, huzurunun dağılmaması ve bakılmaması gereken yere gözünün ilişmemesi için bakışını ayağına çevirmesidir. Yani, ayağını gözünün görebildiği en son noktaya basmasıdır.

Ebû Muhammed Ruveym’in ifadesiyle nazar ber-kadem; “Yolcunun uyması gereken kurallardan biride, onun ilgisinin ayağının ötesine geçmemesidir.”

Yürürken atılan adımlara dikkat, tasavvufta yol alma niyet ve çabasındaki samimiyetin de bir gereğidir.

Nazar ber-kadem aynı zamanda; tökezleyerek düşmek, yoldan çıkmak, yanlış istikamete sapmak tehlikesine karşı tedbirdir.

Göz, gönlün dışa açılan penceresi ve habercisidir. Gönül en çok gözden etkilenir.

Gerçekten de göz ne­re­ye ba­kar­sa, gö­nül de ora­ya akar.

Gö­zün âdeta bir ka­me­ra gi­bi çek­ti­ği fi­lim­ler, kal­bi ço­ğu za­man lüzumsuz ye­re meş­gul eder. Bu ba­kış­lar gö­nül ar­şi­vin­de lüzumsuz yer işgal eder.

Bu se­bep­le gön­lün da­ğı­nık­lık­tan ve pe­ri­şan­lık­tan sa­lim ka­la­bil­me­si, bir ba­kı­ma ora­ya ak­se­den gö­rün­tü­le­rin key­fi­ye­ti­ne bağ­lı­dır.

Onun için gönlünü düşünen kimse gözüne sahip olmalıdır.

Abdûlhâlik-ı Gücdûvani Hazretlerinin Hâcegân yolunda ilerlemek için on bir madde olarak belirlediği usullerden biride gözle sağa sola bakmak değil, kendi ayağımızın ucuna bakaraktan adım atmak ve başkalarının kusurlarını gözlemlemek değil kendi kusurlarımızı gidermenin derdiyle yol almak? usulüdür.

Osmanlı terbiyesinde yetişen ilim adamları bu usulü bilmiş, ona göre kendilerini yetiştirmişlerdir. Bunlardan biride Osmanlının son dönemleri ve Cumhuriyet devrinde yaşamış, sayısız talebeler yetiştirmiş, Mahir İz Hoca’dır. Mahir Hoca, Osmanlı ve Cumhuriyet devirlerinde köprü vazifesi görmüş, talebelerini her yönüyle fikren donatmaya gayret göstermiştir. Hayatıyla çevresine örnek olmuş, tasavvufi yaşantıyı ömrüne nakış gibi işlemeyi başarmıştır. Bu da onda kuvvetli bir hafıza meydana getirmiştir.

Mahir Hoca'nın hafızası kuvvetli imiş. Bir gün kendisine sorulmuş; “kuvvetli hafızanızın formülü nedir?” Demiş ki: "Evladım, biz Osmanlı mektebindeydik, bize ilk gün yolda yürüme kaidesini öğrettiler." Yolda yürüme kaidesi de 'pabuç ucu' kaidesi yani "Nazar ber-kadem" imiş.

Gözünü, zihnini gereksiz şeylerle meşgul etmemek adına pabuçlarının ucuna bakarak yürüyen ve adımlarını, gözlerini, gönüllerini güzel kılan insanların hafızası da elbette güzel olur. Keza Mahir İz Hoca talebelerinin hafızasının zaaflığını "nazar bertaraf" olarak tarif eder gözün malayani işlerle meşgul olmasını hafıza zafiyetinin sebebi sayarmış.

Kaynakça:

  1. https://islamansiklopedisi.org.tr/nazar-ber-kadem
  2. https://www.enpolitik.com/nazar-ber-kadem-makale,3518.html
  3. https://tasavvufderyasi.wordpress.com/2010/03/19/4-nazar-ber-kadem/
(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Çocukla Konuşmaya Dair

"Bir göz ki onun olmaya ibret nazarında Ol düşmânıdır sâhibinin baş &uum...

Görme Engelliler İçin Beyaz Bastonun Önemi ve 15 Ekim Dünya Beyaz Baston Günü

"Bir göz ki onun olmaya ibret nazarında Ol düşmânıdır sâhibinin baş &uum...

Kur'ân Kıssalarının Tekrarındaki Hikmetler

"Bir göz ki onun olmaya ibret nazarında Ol düşmânıdır sâhibinin baş &uum...