Sıradaki içerik:

Mamafih

e
sv

Tasavvuf ve Edebiyat

avatar

Kübra Seydioğlu

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

“Türk edebiyatını vücûda getiren, geliştiren ve olgunlaştıran, tasavvuftur.”

Nihad Sami BANARLI

Tasavvuf, İslam dünyasında önce ferdi olarak başlamış, üst tabaka edebiyatı olarak devam etmiş, daha sonra toplumun çeşitli kesimlerinde yaygınlaşmıştır. Bundan şiir de nasibini almış, Tasavvuf şiiri, Divan şiirine nazaran daha basit ve anlaşılır bir yol izleyerek gelişmiştir. Bunun sebebi Tasavvuf/Tekke şiirinin bir eğitim aracı olarak kullanılması düşüncesidir. Halbuki bu döneme gelinceye kadar Tasavvuf şiiri İran edebiyatında sadece bilgiye dayalı, kapalı, oldukça gizemli bir şiirdir. Tarikatlar kurulup çeşitli bölgelerde yaygınlaşmaya başlayınca buna paralel olarak mutasavvıf şairler de çoğalmıştır. Bunların şiirlerini halkın kültürüne, zevk ve anlayışına göre yazmayı hedefledikleri için halk tarafından ilgi ile karşılanmış ve benimsenmiştir. Temel dini kaynakların kolay ulaşamadığı halk tabakaları, dini bilgiyi daha çok bu tür tasavvufi şiirlerden öğrenmişlerdir. Tekke çevresinde üretilen bu tür şiirlerin sade bir dille, duygulara seslenerek bir eğitim aracı olarak kullanıldığı görülmektedir. Örnekleri 9-12. yüzyıllardan itibaren verilmeye başlanan tasavvufi ürünlerin, Türklerin göçlerine paralel olarak yayıldığı görülmektedir. Şiir, tarikat ve tasavvufi meşrep kimselerin başlıca propaganda araçlarından biri olmuş, bu tür grupların meclis ve ayinlerinde zevkle okunup dinlenmiştir.

Türk tasavvuf şiirinin bir bölümü öğüt verici, uyarıcı ve öğreticidir. Bir bölümü ise tasavvuf neşvesi içinde ilahi bir inancın heyecanıyla yazılmış, içtenliği ve coşkunluğuyla bütün halkın zevkine hitap edebilen şiirlerdir. Öğretici ve uyarıcı olan eserlerde züht ve takva büyük yer tutarken rindane ve aşıkane olan şiirlerde lirizm ön plana çıkmıştır. Bunların ilahi ve nefes adıyla bestelenerek söylenilmesi Türk tasavvuf şiirinin halka yayılmasında büyük rol oynamıştır. Halkın ruhi anlamda yükselmesinde tasavvuf büyük etki yaratmıştır. Tasavvufla yazılan eserlerde vahdet-i vücut ,Tanrının sıfatları, ilahi aşk, insan-ı kamil, keramet, sohbet, halvet, zikir, insanın yüceliği, yaratılış, tecelli, adab erkan, meratip, dünyanın faniliği, nefsin kötülüğü, gibi konular büyük yer tutar.

Tasavvufun edebiyat içindeki bu ehemmiyetli duruşunu dizelerle anlatmak gerekirse şayet en güzel edebiyat ve tasavvuf ilişkisini bana göre Nedim’in bu dizeleri ortaya koymaktadır.

“Her sözüm gülşen-i ma’nâya gönül bezminden
Gül gibi renkli nergis gibi mestâne gelür”

Beytin nesir diliyle söylenmesi ise şu şekildedir: Benim şiirlerim, gönlümün meclisinden anlamın gül bahçesine gül gibi rengarenk, nergis gibi mest olmuş bir halde gelir. Edebiyatın bir yolculuk olduğunu anlatan bu beyitlerde edebiyat özellikle de şiir ruh meclisinden anlamın gül bahçesine doğru akan bir yolculukla tasvir edilmiştir. Gül bahçesi denilen yer bu beyitte aslında varlıklar dünyasıdır. Bezm kelimesinden kasıt ise meclis yani ruhlar alemidir. İnanışa göre Allah kişioğlunu yaratırken alem-i ervahta ruhlara ‘elestü bi rabbiküm ‘ yani ben sizin Rabbiniz değil miyim ? diye sorumuştur. Ruhlarda ‘ bela’ yani elbette demişlerdir. Tasavvufi inanışta Allah’ın bu hitabı ve ruhların cevabı bir meclis metaforu olarak canlandırılmıştır. Ruhların sarhoş olmasına yardımcı olan bu hitap aşk şarabına, ruhlar aleminde toplanılması meyhaneye, bu hitabın neşesi ile kendinden geçen insanlarda meyhanedeki kişilere benzetilmiştir. İşte Nedim ustalıkla çizdiği bu tabloda şiirin vücuda gelişi ile insanın dünyaya gelişi arasındaki benzerliği anlatmıştır. İşte tasavvufun edebiyata yansıması bu kadar ince ve nazik gönüllerin işidir.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.