Sıradaki içerik:

Nizamülmülk ve Nizam-ı Âlem

e
sv

Târikat-ı Âliyye’nin “Prof.” Şeyhi: Mahmud Es’ad Coşan

avatar

Tahir Ceyhun Yıldız

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 5 dakika)

Ocak ayının başında genel yayın yönetmenimiz şubat ayı için yazabileceğimiz başlıkları listelediğinde diğer başlıklara çok bakmadım; hiç düşünmeden “Mahmud Es’ad Coşan” konusunu aldım…

Evvelen Mahmud Es’ad(k.s) Efendi’nin, benim rûh ve gönül dünyamdaki yerinden bahsedeyim… Mahmud Es’ad Coşan Efendi’nin şu sözünü tasavvufla tanışmaya başladığım yıllarda duymuştum, o gün bugündür unutmadım. Bu sözler, tasavvuf ve tasavvufun muhteviyatından bir rükûn olan rabıta hakkındadır. Rabıtaya karşı çıkan, rabıtaya saldıran gürûha karşı söylenmiştir. Söz şudur:

“Bilmeyen bilmez. Tatmayan hiç bilmez. Bâri bilmeyen, bilmediği şeyi konuşmasa da akıllar karışmasa değil mi?!”

Es’ad Efendi, Kur’an-Sünnet ile ve maddî, mânevî ilimlerle mümeyiz bir zât-ı şahâne idi. Elbette kendisine erişemedik lâkin eserleri, sohbetleri, ruhumuza feyz veriyor, bizleri doğru yola iletmekte büyük bir vâsıta olmuştur. Bazı sözleri ise, bugünleri anlatır cinsten. Bu, onun bir nevi istikâmetinden  neş’et eden kerametlerinden biridir.

Peki Mahmûd Es’ad Coşan Efendi Hazretleri kimdir?
Mahmud Es’ad Efendi, 14 Nisan 1938 tarihinde Çanakkale’de doğdu. Babası Halil Necâti, annesi Şâdiye Hanım’dır. Babası ile annesi, üçüncü kuşakta aynı kökte birleşmek suretiyle Hüseyin Efendimiz’in soyundan olup, seyyiddirler. Büyük dedeleri Buhâra’dan Çanakkale’ye yerleşmiş. Büyük dedesi Molla Abdullah, İstanbul’da kalmış, büyük âlim ve ârif Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî’nin bağlılarındadır. Dedesi Molla Mehmed de yine âlimdir ve Birinci Cihân Harbi’nin şühedasındandır. Babaları Hafız Halil Necâti Efendi ise, çocuklarının ilim tahsili için Çanakkale’den İstanbul’a geçmiş. Es’ad Efendi Hazretleri, ilk öğrenimini Vezneciler İlkokulu’nda tamamladı. Bu arada babası vasıtasıyla âlim ve ârif Serezli Hasib Efendi ve Abdülaziz Bekkîne Efendi ile tanıştı. Aslında bu iki mübârek zat, Es’ad Efendi’ye dedesi Molla Abdullah Efendi’den ve onun mürşidi Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî’den mirastır. Şöyle ki:
Hasib Efendi ve Abdülaziz Efendi, Ahmed Ziyâeddin Efendi’nin silsilesinin devamlarıdır. Mahmud Es’âd Efendi de ilerleyen yıllarda bu halkanın bir zinciri olacaktı. Sırası ile Vezneciler İlkokulu, Vefa Lisesi orta kısım ve Vefâ Lisesi Fen Kolu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Edebiyatı, Fars Dili ve Edebiyatı, Ortaçağ Tarihi ve Türk-İslâm Sanatı diplomalarını aldı. Fakülte son sınıfta Mehmed Zâhid Kotku Efendi’nin küçük kızı Muhterem Hanımefendi ile izdivâc etmiştir.

Mehmed Zâhid Kotku Efendi, Abdülaziz Efendi’nin halifesidir. Gümüşhânevî silsilesinin bir zümrüd-ü ankâsıdır. Mahmud Es’ad Efendi’nin mürşididir. Mürşidinin damadı olmuştur yani…

Mahmud Es’ad Coşan Efendi, İstanbul Üniversitesi’ni bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Klasik Dîni Türkçe Metinler Kürsüsü’nü kazanarak üniversitede lisansüstü eğitime başlamış oldu. Es’ad Coşan Hocaefendi, 1965 yılında XV. Yüzyıl Şairlerinden Hatiboğlu Muhammed ve Eserleri adlı çalışmasıyla “İlâhiyat Doktoru” ünvanını aldı. Es’ad Coşan hocaefendi 1972 yılında Hacı Bektaş Velî ve Makâlât adlı tezi ile doçent ünvanını aldı. Burada şunları söylemek istiyorum:
Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri, her ne kadar ehl-i sünnetin dışında bir anlayışın pîri olarak lanse edilse de ehl-i sünnet bir Allah Dostu’dur. Makâlat isimli eserinde okumuştum, tarikatına girmek isteyenlere ilk sorusu: “Ehl-i sünnet misin?” olurmuş. Sonraki yıllarda ehl-i sünnetten koparılmaya çalışılmış lâkin ehl-i sünnet Hacı Bektâş-ı Velî’den kopmamıştır. Bu sözümün kaynağı, delili de Mahmud Esâd Efendi’nin çalışmalarıdır. Hazret, Hacı Bektâş-ı Velî ve Bektâşîlik, Makâlat-ı Hacı Bektâş-ı Velî isminde iki eser kazandırmıştır, ilim ve fikir dünyamıza… Bu eserin şöyle bir yanı vardır. Mâlumunuz Hacı Bektâş-ı Velî’yi bir gürûh benimser, kendilerinin sayar, kendilerine rehber edinir. Ehl-i Sünnet de bu büyük veliye sahip çıkar elbette lâkin kamuca yani genel mânada Hacı Bektâş-ı Velî, yine de o gürûhun imiş gibi bilinir. Ehl-i Sünnet bir âlim, ehl-i sünnet bir profesör, hattâ bir tarikat şeyhi olarak Esâd Efendi, bunu yıkmış, Hacı Bektaş-ı Velî’ye sâhip çıkmış.  (teşbihte hata olmasın)

Burada bizzat yaşadığım bir anımı paylaşmak istiyorum:
Zannederim yıl 2009 idi. Hacı Bektâş-ı Velî hakkında çok da bir şey bilmiyor idim aslında. Ama Eskişehir’de bir kitabevinden Prof. Dr. Abdurrahman Güzel’e âit bir kitap gördüm ve aldım. Kitap, Makâlat-ı Hacı Bektâş-ı Velî. O zaman kitap okumak ile ilgili bir programım, bir usulüm yok. Ne bulursam, elime ne geçerse okuyor idim. Makâlat’ı aldım, başladım okumaya. Aldığım zaman dilimi de Ramazan arefesiydi. Ramazan’da başladım. Bir gece, sahurdan önce okuyordum. Okuduklarım, Hacı Bektâş-ı Velî ile ilgili anlatılanlardan, duyduklarımdan efzâ bilgiler… Makâlata göre; Hacı Bektâş-ı Velî; bir Abdülkadir Geylâni gibi, bir Şâh-ı Nakşibend gibi ehl-i sünnet’i benimsemiş uluğ bir zât… Yukarıda da belirttiğim gibi, kendisine mürid olmak isteyenlere ilk sorusu:
“Ehl-i sünnet misin?” olurmuş. Mâlûm tabakanın Hacı Bektâş-ı Velî’si ise; Abdülkadir Geylânî’nin karşısında duran papazlar gibi dinden o denli uzak… Kitabı okurken şu soru belirdi zihnimde:
“Hangi Hacı Bektaş? Gerçekten Makâlat’ta anlatılan gibi mi, yoksa her haramı yiyen, imân ve İslâm esaslarını hiçe sayan gürûhun Hacı Bektâş’ı mı?” Bu soruların cevâbını, aynı gece rüyâ yolu ile aldım lâkin bu bizde mahfûz kalsın. O vakitten beridir Hünkâr Hacı Bektâş-ı Velî’ye husûsî bir sevgim vardır. O tarihten sonra hiç rüyâmda göremedim lâkin o rüyâyı da unutmadım.

Mahmud Es’ad Coşan Efendi, Matbaacı İbrâhim-i Müteferrika ve Risâle-i İslâmiyye adlı takdim teziyle 1982 yılında Profesör ve konferanslara katıldı, araştırma ve incelemelerde bulundu. Mensubu bulunduğu fakültede Türk-İslâm Edebiyatı, Osmanlıca, Türkçe-Kompozisyon, Farsça ve Arapça derslerini okuttu.

Yedi adet doktora ve çok sayıda lisans tezi yönetti. Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi, akademik hayatını başarılı bir şekilde sürdürmekte iken irşad faaliyetleri ile sosyal ve kültürel çalışmalara daha fazla vakit ayırmak isteğiyle, 1987 yılında emekliye ayrıldı. Bundan sonra hocası ve kayınpederi Mehmed Zahid Kotku Efendi’den aldığı tebliğ ve irşad görevini daha aktif yerine getirebilmek için irşâd faaliyetlerine başladı. Çok etkin bir eğitim, kültür, yardımlaşma, sanat ve yayın hizmetlerinde insanları teşvik etti. Her şeyin ilk adımı ondan geliyor, sonra ardından geliyordu. Vakıflar, dernekler kurulmasına öncü oldu. Dergiler, gazeteler kurdu, kurdurdu. Türkiye’de ayak basmadığı yer kalmadı. Bu alanlarda birçok çalışmanın başlamasına önayak oldu. Çok sayıda kitap ve makale kaleme aldı. Kendinden önce gelenlerin başlattığı hadis derslerini Türkiye’nin birçok ilinde yapmak suretiyle yaygınlaştırdı. Günümüz bazı ehliyetsiz, hamiyyetsiz, liyâkatsiz entel merdûdların hadislere saldıracağını görmüştü belki; ki hadislere büyük ağırlık vermişti. Es’ad Efendi’nin şu sözü onun İslâm, Kur’an, sünnet ve tasavvuf anlayışını çok sarih bir şekilde izâh etmektedir:

“Biz hiçbir zaman, şerîatin dışında, Kur’ânKerîm’e aykırı, Sünnet-i seniyye’ye aykırı bir davranışı, küçük bir jesti bile tasvip etme zevkinde ve zihniyetinde değiliz” Bu açıdan kendisinin de çok koyu bir şer’-i şerîf bağlısı olduğunu söyler ve “hem de, bu böyle sonradan olma bir hastalık da değil; çocukluğumdan beri olan bir şeydir. İlkokul, ortaokul çağlarından beri böyle… Bu vasfım hiç değişmedi. (…) Tekkemizin müridleri terbiye kitabı Râmûzü’lehâdîs kitabı… Bunu okutan bir yerde yetişmiş olduğumuz için, hadisleri uygulamak, Kur’ânKerîm’in âyetlerini uygulamak bize göre tasavvuf olduğundan; (…) şer’-i şerîfe bağlılığımız bizi tasavvufa götürdü.”

Ve onun tasavvuf anlayışının aslını ve esasını Kur’an ve Sünnet yani şer-i şerîf, daha sonra sevgi ve hizmet oluşturmuştur. İnsan din ile sever, sevdiğine de hizmet ederdi, Efendi Hazretleri. İslâm’ın ” sadece kılıç dini ” olduğunu söyleyenlerin, İslâm’a kastı olduğunu söylerdi.  Es’ad Coşan Hazretleri’ne göre:
“Hizmetin temel şartı ihlâstır. Yapılan hizmetin karşılık beklemeden, ivazsız ve garazsız olması gerekir. Gaye Allah’ın rızasını kazanmaktır. Hatta hatta yapılan hizmetin karşılığı olarak cennet beklemek bile bir menfaat sayıldığından mü’min bundan da âzâde olmalıdır. Allah’ın rızasını kazanmak gayesi hiç atlanmamalıdır. İnsan hayatının her anında yaptıklarını muhasebe etmeli, gayeyi sık sık hatırlamalıdır. Bunun Hocaefendi’nin içinde bulunduğu gelenekteki formülü sık sık “İlâhî ente maksûdî ve rızâke matlûbî” (Allahım! Maksadım sensin ve isteğim senin rızândır) cümlesini söylemek veya bu şuurda olmaktır.”

Sohbetlerine gösterilen ilgiden dolayı hizmet sınırlarını genişletti ve bu gaye ile dünyanın birçok ülkesine seyahatlerde bulundu. Avrupa, ABD, Orta Asya ve Avustralya’da irşâd faâliyetleri yürüttü. Türkiye’nin her yerinde müntesipleri, muhibleri vardı. O sohbetlerinde dâima imâna, İslâm’a, ülküye, şeriâta, tasavvufa, İslâmî hayata, aileye ve çocuk yetiştirmeye ağırlık vermiştir. Tasavvufla hayatı birleştirmiş, sohbetlerinin başlığını hep bu isim üzere seçmiştir.

Doğup büyüdüğü vatanından kilometrelerce uzakta bulunan Avustralya’da bir camii açılışı için yaptığı bir seyahat esnasında 4 Şubat 2001 tarihinde elim bir trafik kazası neticesinde vuslat-ı Hakk’a vâsıl oldu. Bu acı olayın üzerinden 18 yıl geçmesine rağmen, olay aydınlatılamadı.

Zîra kaza yaptığı mevkî, kaza yapılacak bir yer değildi. Bu, akıllarda hep ‘suikast mi?’ sorusunu diri tuttu. Es’ad Efendi’nin vefât etmeden kısa bir süre önce, Türkiye’mizin başına türlü çoraplar ören hoca kılıklı mâlûm kardinalin diyalog hezeyanlarına karşı söylediği sözler üzerine, Es’ad Coşan Efendi’nin suikaste kurban gittiği, sevenlerince düşünülmektedir.

Hocaefendi’nin nâşı Türkiye’ye getirildi. 9 Şubat 2001 tarihinde Fatih Camii’nde Cuma namazını müteakip kılınan cenaze namazına, yüzbinlerce müridi ve muhîbi katıldı. Eyüp Sultan Mezarlığı’nın Nakşi Tarlası denilen kısmında Hakk’ın rahmetine ısmarlandı.

Es’ad Coşan Hazretleri’nin eserlerinden bazıları:
-Başmakaleler (1, 2, 3, 4)
-Çocuklarla Başbaşa
-Dilimiz ve Kültürümüz
-Güncel Meseleler 1-2
-Hacı Bektaş-ı Veli ve Bektâşîlik
-İslam Çağrısı
-İslam, Tasavvuf, Hayat
-İslam’da Eğitimin İncelikleri
-Makâlat-ı Hacı Bektâşı Velî
-Mehmed Zahid Kotku (KS) ve Tasavvuf — Sempozyum Bildirileri
-Mi’rac Gecesi
-Tasavvuf Yolu Nedir? ve daha birçok makalesi, bildirisi, sohbeti…

Hocaefendi, Peygamberimiz (sav)’in: “Ümmetimin en hayırlıları, görüldüklerinde Allah hatırlanan kimselerdir.” (Müsned, IV/277) buyurduğu insanlardandı.

Sarığı ile, takkesi ile, sakalı ile ve kıyafeti ile, yürümesi, oturması, kalkması ve konuşması ve gösterdiği hedefler ile, bitmek bilmeyen enerjisi, dâima hizmet için koşma hâli ile, Allah’ı anlatmadaki ve Allah’ı zikirde iştiyâkı ile gördüğünde Allah hatırlanan bir büyük velî idi. Mahmud Es’ad Coşan Hazretleri, sûfî meşrebinin, ilim adamı olmaklığının yanında tam bir aksiyon adamı idi.

Es’ad Coşan Efendi Hazretleri’ni 4 sayfaya sığdırmaya çalışmak elbette imkânsız lâkin şu ki; belki yazımızı okuyan, Es’ad Coşan Efendi’yi araştırır. Birkaç sohbetini izler. Kitaplarını okur. Bizim yazıyı yazmaktan murâdımız, okurların dilhânelerine bir cıngı, yani kıvılcım çakmaktır.

Vefâtına bakışımız: Üstâdımız Es’ad Coşan Hazretleri’nin vefâtının, şehâdet yoluyla olduğuna inanıyoruz. Doğal bir trafik kazasından ziyâde; Türkiye’ye ve İslâm’a büyük zararları olmuş bir şebekenin, müntesibi olduğu örgütler ve devletler eli ile sûikaste kurban gittiğini düşünüyoruz.

Vefâtının 18. Yılında Mahmud Es’ad Coşan üstâdımızı rahmet ve minnetle, hürmetle anıyoruz.

Kaynaklar:

www.iskenderpasa.com

www.esadcosan.com

www.esadcosankulliyati.com

1993 yılının soğuk 1 aralık gününde Eskişehir'de doğdum. Liseyi Eskişehir Anadolu İmam-Hatip Lisesi'nde tahsil ettim. Lisans eğitimimi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde sürdürüyorum. Şiirlerim ve yazılarım Eskişehir'de yerel bir dergi olan Genç Birlik Dergisi'nde, Konya merkezli ve 5 sayı çıkarılabilmiş Sahhaf isimli matbû dergilerde yayınlandı. Yetkinliğe ilk adım olarak Sergâh Dergi'de yazmaya başladım. Daha sonra Halâskâr Dergi, Efendi Dergi, Şiâr Dergi ve Özlenen Rehber Dergisi'nde yazılarım yayınlandı. Türkülerin gücüne, kuvvetine inanıyor; ilhâmı türkülerden alıyorum. Kitapların varlıklarına her ân ihtiyâç duyuyorum... Eskişehir'de faâliyet gösteren bir haber ajansında editörlük yapıyorum.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.