Sıradaki içerik:

Mamafih

e
sv

Takılma Gör Geç

avatar

Uğur Canbolat

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Takılmak ıstırap verici…
Çok yıpratıyor insanı.. Hayatı çekilmez kılıyor…
Boyutları var elbette… Aşamalarından, şiddetinden bahsetmek mümkün…
Yaşadığımız her neyse uzatmamak gerek! ‘Gör geç’ ilkesini benimseyerek sürekli bir ‘Oluş’ halinde olduğumuzun idraki içinde kalabilirsek sanırım dünya seyrimiz daha kazançlı olur.
Göçmen kuşları gibi düşünebilir miyiz kendimizi?
Adı üstünde göçüyorlar… Mevsime göre hareketleri devam ediyor.
Bizler de kendimizi ‘Göçmen’ gibi görebilirsek sanki durumumuz değişecek..
İş tutuşumuz yine aynı şekilde farklılaşacak… Söz söyleme şeklimizde…

Madem ‘Göçeriz’ bu dünyada…
Madem sürekli hareket halindeyiz. Bulutlar gibi kimi zaman alçalıp, kimi zaman da yükselmekteyiz.
Ve madem yaşadığımız anlara tekrar geri dönmemiz mümkün değil!
O zaman bu ilke kurtarıcı olabilir.
Öncelikle gönül bağlamayız… Gönül bağlamadığımız için de sanki sürekli kalıcıymış gibi bir yalancı duyguya kendimizi kaptırmayız.

Bu temel bilinci yakalayabildiğimiz anda her şeyin rengi değişecektir.
“Bunu elde etmelisin, bunu mutlaka kazanmalısın, şuna sahip olmalısın, en iyi sen olmalısın, en şöhretli olmak için her fırsatı değerlendirmelisin” şeklinde devam edebileceğimiz ‘talepler’ birden anlamsızlaşacaktır.
‘Madem göçerim, bu zahmeti neden çekerim?’ deriz kendimize…
Ve ‘Gör geç’ prensibi ile bakar, görür ve geçerim.
Önümde madem yürümem gereken bir yol var ve uzun. Şu an gördüklerime takılı kalmam bana sadece kaybettirir. Acı çektirir. Huzursuz kılar.
O zaman ben yoluma, yolculuğuma bakmalıyım.

Bu şuur bize ne kazandırır? Hayatı… Sonsuz hayatı… Huzuru..
En eğlenceli şey mi? Takılma. Gör, geç!
En lezzetli şey mi? Gör, tat ve geç.
En büyük imkân mı? ‘Madem göçerim fazla imkanı n’iderim?’ derim. Gör geç yani…
Sadece güzel ve olumlu durumlar için mi geçerli bu prensip? Yoksa sadece bunu ayartıcı durumlar için mi yapacağız?
Hayır!
Hastalığa mı yakalandık? Geceler boyu inlemeler mi kapladı odamızı? Kalıcı değil. Gör geç
İş yerinde istemediğimiz durumlar mı var? Büyütme. Gör geç.
Eşinle ciddi krizlere mi sürükleniyorsun? Hayat sonsuz değil! Uzatma. Gör geç.
Çocuklarınla mı dertlerin arttı? Büyüyecekler ve o zaman da dertler değişecek. Abartma. Gör geç.
Kendi iç dünyanda depremler mi yaşıyorsun? Sarsıntılar sürekli hale mi geldi? Baş etme konusunda kendini güçsüz mü hissediyorsun? Hiçbir şey ebedi değil dünyada. Gör geç.

Değerlerimiz, kutsallarımız konusunda sabit olacağız elbette… Onlar hayatımızın gayesidir. Hedeflerimizdir. Onlar vazgeçilmezlerimizdir. Bizi biz yapanlar onlardır. O noktalarda kıl kadar bile sapma yapmamalıyız. Kendimizi tahkim etmeliyiz. Güçlendirmeliyiz.

Bir mazlum gördüğümüzde, görüp geçemeyiz.
Dertli biri gördüğümüzde, ‘Gör geç’ diyemeyiz.
Sıkıntısını paylaşan bir dostumuzun yaşadığı ıstırabı hissetmeden yapamayız. Bu konuları görmeliyiz. Ama geçmemeliyiz.
Hakkı tutup kaldırmalıyız. Duyarlılığımız en üst noktada olmalıdır.

Bu yazının temel fikri kendi nefsimizle ilgili durumlarla sınırlıdır.
Bulutların geçip gittiği gibi ya da göçmen kuşların diyar diyar gezmeleri gibi bizde gidiyoruz.
Uzun bir yolculuğa yazıldık.
Ruhlar âleminde başlayan yolculuğumuz birçok duraktan sonra şimdi dünya istasyonunda… Yolculuk devam ediyor kısacası. O nedenle istasyondaki tablonun muhteşemliğine kendimizi kaptırmamız anlamsız. O muhteşem tabloyu sevgili sarar gibi sarmak yolculuğu unutmaktır. Hedef sapmasıdır.
Yine dışarıdaki olumsuz bir durumu görevimiz olmadığı halde kendi sorumluluklarımızı bir yana bırakarak düzeltmeye kalkışıp treni kaçırmamalıyız.
Sahipsiz değil hiçbir şey. Her tablonun bir anlamı var. Bizim görevimiz görmek, hayran olmak, takdir etmektir.
Gönül bağlamak değil!..

Manevi yolların da birçok tuzakları vardır. Dikkat ister. Edilmezse, yani görüp geçilmezse burada da başa belalar açılır.
İrfan penceresinden baktığımızda yaşadıklarımız bir hayalden ibaret… Dünya ziynetleri, bizi çeldiren lezzetler, heveslerimiz, emellerimiz…
Kavgasını verdiğimiz hırslarımız… Hepsi o gölgenin bir yansımasıdır.
İşte o nedenle hayallere kapılmamalı, görüp geçmelidir.
Bunu yapamadığımızda ne yazık ki, kendimizden geçmiş oluruz. Gerçeğimizi bulamayız. Hakikatten uzak düşeriz. Kendimizi arayıp bulma serüvenimiz hüsranla sonuçlanır.
Yunus Emre hazretleri bu konuya şöyle dikkat çekmiştir:
“Suretten gel sıfata, onda safa bulasın
Hayallerde kalmagıl, yoldan mahrum kalasın”
Buradan anladığımız şudur: Aslı olmayan hayallere, mânâda gördüklerine, sûretlere takılma sıfata yani Allah’a gel.
Yunus Emre Hazretleri bu dizelerin devamında mânâ yolcusunun mertebelerini ve yoluna çıkan önemli tuzakları anlatır ve özetle bunlara takılma, ‘Gör geç’ mesajı verir.
‘Gördüm geçemiyorum’ dememeli.
‘Gör geç’ demeli…
Başka çaresi var mı? 
 

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.