Taha Kılınç ile Orta Doğu’da Çocuk Olmak Üzerine Söyleşi

Orta Doğu’da çokça görülmekte olan iç – dış savaşlar, açlık, kıtlık vb. şartlar altında dünyaya gelen ve dünyanın bu duruma izleyici olduğu (belli devletler istisna) durumlarda çocuk olmak çok zor. Bu durum hakkında neler söylemek istersiniz?

Ne yazık ki, sizin de ifade ettiğiniz üzere, bölgemizdeki savaşların ve çatışmaların en büyük yükünü siviller ve çocuklar çekiyor. Çocukların, savaşın getirdiği problemlerle, çadır kentlerde ve mülteci kamplarında büyümesi ise, sonraki uzun yıllar boyunca her yönden sarsılmış ve yıpranmış nesiller demek. Bu nedenle, savaşın sadece çocukluğu etki altına aldığını söylemek mümkün değil; nice nesilleri ve ömürleri etkiliyor.

Savaşın gölgesinde yetim, öksüz, sakat kalan çocuklara dünya nasıl yardımcı oluyor / oluyor mu?

Bu sorunun cevabının müspet olmadığı ortada. Savaşları çıkaranların veya teşvik edenlerin, çocukları düşünmediği zaten açık. Hadiseleri dışarıdan izleyenler ise, çoğu defa gerçekçi ve kalıcı çözümler bulmaktan da aciz kalıyor. Hal böyle olunca, bütün yük çocukların omzuna biniyor. Sonrasında, lüks otellerin toplantı salonlarında anma programları yapmanın veya sosyal medyada fotoğraf paylaşmanın da bir anlamı kalmıyor. Ben, bu çocukların dünyanın tutarsızlıklarını çok hızlı kavradığı kanaatindeyim. Dolayısıyla, onları kandırmak için yapılan göstermelik faaliyetlerin de hiçbir anlamı yok. Sorunu çözmeyen laf kalabalıkları, problemleri de kangren haline getiriyor zaten.

Bu coğrafyalarda bulunan çocuklara gerçekten çocuk demek zor olsa gerek. O şartlar onları bambaşka bir insan haline getiriyor değil mi hocam? Çocuk olduklarının farkındalar mı bilmiyorum ama ben onlara küçük yetişkinler gözüyle bakıyorum…

Her şeyden önce, erkenden büyüyorlar. Bazen bir insanın bütün bir ömrü boyunca yaşayacağı problemlerin hepsini, ömürlerinin ilk 10 senesinde çoktan görmüş ve tatmış oluyorlar. Bu da onları çabucak olgunlaştırıyor. İnsanların genellikle acıyarak baktıkları o çocukların fotoğraflarına bir de bu gözle bakın: Yüzlerindeki olgunluğu, pişmişliği ve tecrübeleri göreceksiniz.

Bu coğrafyalarda çocuklarla yaşadığınız anılara değinebilir misiniz?

Çocuklarla yaşadığım anıların hepsinde sevinç ve mutluluk var. Çünkü onlar, etraflarındaki dünyanın zalimliğine ve uluslararası sistemin ikiyüzlülüğüne rağmen, hayat enerjisiyle dopdolular. Mülteci kamplarında bile yaşıyor olsalar, bir oyuncakla veya balonla dünyanın en mutlu insanı olabiliyorlar. Belki içlerindeki bu ufuk, onların bunca sıkıntıya katlanabilmelerinin de formülüdür.

Suriye - Afganistan - Filistin'de ayrı ayrı çocuk olmak hakkında ne demek istersiniz?

Hepsini bir araya getiren ortak paydaların dışında, tüm bu bölgelerin hepsinde ayrı problemler mevcut. Suriye’de iç savaşı, düşman istilasını ve mülteci kamplarında yaşamanın zorluklarını… Afganistan’da fakirlik, açlık ve cehaletin türlü tezahürlerini… Filistin’de düşman işgalinin en şiddetlisini tecrübe ediyor çocuklar. Ama bana sorarsanız, bu üç coğrafya arasında, şuur ve karakter olarak en sağlam çocuklar Filistin’de yetişiyor. Siyonist düşmanla burun buruna yaşama ve hayatta kalma mecburiyeti, onların bünyelerini son derece dayanıklı hale getiriyor. Neticede ölümden korkmayan, eğitimli ve birikimli kuşaklar meydana çıkıyor. Şerrin hayır tarafı bu belki de.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir