Suyun Vefası

Şimdi bir menderes gibiyim. Dağları, tepeleri, heybetli kayaları, aşıp düz bir vadide ağır ağır, kıvrıla kıvrıla ilerliyorum. Ben şimdi Ege’de, en olmam gereken yerde ve şekildeyim.

Huzurluyum ve biraz da yorgunluk var üzerimde. Sessizce akışım bundan. Denize ulaşmak ve geçtiğim yollara bereket katmaktır niyetim. Dizginlediğimden beri tüm hırslarımı; ne sürüklüyorum önüm sıra ağaçları, dalları ne de sürükleniyorum sağa sola. Gittiğim yol belli, yön belli. Başımı yasladığım toprak yumuşacık yatak oldu bana. Ben sessizce, bir ninni gibi içli içli akıyorum, o da katılıyor bana. Ben ona vefalı, o bana sevgili…

Bir sazlıktan geçiyorum, ney düşüyor kalbime. Hasretine, hicranına katıyor beni. O söylüyor ben dinliyorum. Söğüt dalları ile kucaklaşıyorum. Söğüdün serinliğinde beni seyrediyor insanlar. İstiyorum ki huzur yayılsın artık benden insanlara, toprağa ve havaya. Vefa, benden buharlaşan bir su gibi dönsün dolaşsın ve ulaşsın toprağıma.

Yıllar öncesinde coşkun bir ırmak gibiymişim; şimdi biliyorum bunu. Başını taştan taşa vuran, yine de hıncını alamayan bir haldeydim. O zaman doğrusu buydu ve en haklı bendim. Arada taşkınlara yol açar, etrafı yıkar geçerdim. Ben hep iyi olduğum için başkalarındaydı kabahat. Yıkıp geçmeme buydu kendimce dayanak.

Ne denizden haberim vardı, ne de denize ulaşmak gibi bir niyetim. Bu kadar hırçın akışımla önüme kattığım çer çöpe durmadan söylenirdim. Başıma bela ettiğim kendim değilmiş gibi olancasını, bir de suçlu arardım etrafta.

Önüme set olmaya çalışan barajları yıkıp geçişim bundan. Ben, su tabiatının sakinlik, sükûn kısmını bir hayli unutmuşum o zamanlar. Yıkıp geçtiğim kendimmiş; aslında seyirciymiş geri kalanlar. Ben kendime vefasız, ben kendimle kavgalı…

Ondan öncesinde biraz daha sakindim, Yeşilırmak gibi. Kendi kendime akmıyor da biri itiyor ya da sürükleniyor gibiydim. Hangi ırmak olmak istediğimi, nereye döküleceğimi hep başkaları belirledi o zamanlar. Ben de sakince katıldım bu iradeye. Kendimi katmadım ama işin içine. Benim yerime düşünen, benim yerime karar veren ve iyiliğimi isteyenler namına başladım akmaya. Böyle olunca ya kuruyacaksın ya da yatağını değiştireceksin. Ben kurumayı tercih ettim. Tercih de değil aslında, öylesine kuruyuverdim. Ben herkese güya vefalı, vefa bana Kaf Dağı…

Önceden öyle değildim halbuki daha önceden yani. Küçük bir ilçeden geçen küçük bir nehirdim. İlkbaharda yağmurlarla çoğalır, yazın sıcaktan iyice kurur azalırdım. Koymadığım bir düzene ayak uydurmanın tadını çıkarırdım. Hayal kurardım arada; ben okyanus gibi derin ve engin olacaktım. Denizi bile hiç görmeden, okyanusu hayal etmekti benimkisi. İnşallah demeden yola koyulmak, yanına bir kendini almak, yalnız kalmaktı benimki. Okyanusun, denizin, ırmağın derenin ve içimde çağlayan tüm suların Sahibi’nden yardım istemedim. Aslında hep O’nun yolundaydım ama O’ndan habersizmişim. Kendisini uçuran gökyüzünden bihaber kuşlar gibi. Kalu Bela’da kalmıştı vefa, ben dünyada bir başıma…

Önceden öyle değildim hâlbuki değilmişim yani. Küçük bir dereydim önceden. Tarla kenarından, yol kıyısından geçen; geçtiği yerlerden şırıl şırıl, ince ince akan bir derecik. Ne zararım vardı etrafa, ne taşkınlığım. Bir kuş su içerdi konup yere, şükrederdi doğrulup. Bir çocuk kâğıttan gemisini yüzdürürdü. Naneler biterdi benim geçtiğim yollardan ve sarı beyaz papatyalar sıralanırdı ardımdan. Ne artmak ne eksilmek gibi bir derdim vardı. Hayat akardı ben de akardım. Güneş en güzel bende yansırdı. Yer ehli, gök ehli benim için el ele vermiş gibiydi. Vefa insanlara mahsus değil ki.

Ondan öncesi ben bir gözeydim. Hani toprağın altından kaynar gelir, buz gibidir suyu ve berraktır alabildiğine. Suyunu bulandırmayın dermiş annem, üzerime konmaya çalışan sinekleri uzaklaştırırmış. Bana ilişmeye çalışan çocuklara da kızarmış. Ona göre suyum hep berrak kalmalıymış. Geçermiş karşıma, bana bakarak kendini seyredermiş. Bir türkü tutturmuş bazen yanımda;

Al Fadimem bal Fadimem
Yanakları gül Fadimem
Uyan uyan sabah oldu
Namazını kıl Fadimem

Bir göze gibi toprağa sarılarak büyümüşüm. Höllüğe belemiş annem beni. Topraktan kopmadım hiç. Kuruduğum zamanlarda bile gizlendim toprağa. Topraktan geldiğini bilmekmiş vefa. Toprağa dokunmak, torakla olgunlaşmakmış.

Sonrası… Sonrası yazdığım gibi işte. Bazen nazlı nazlı, bazen hızlı hızlı akıp geldim buralara. Bazen taşkınlıklarım oldu, bazen değiştirdim aktığım yolu. Olmam gereken yerde öldüğüm, gitmem gereken yerde durduğum oldu. Şimdi bir Menderes gibiyim. Dağları tepeleri heybetli kayalıkları aşıp düz bir vadide ağır ağır, kıvrıla kıvrıla ilerliyorum. Beni bana rağmen buralara taşıyan Rabbim’e; beni benden çok bilen, seven, Rabbime şükürler olsun. İçimin gözesi, nehri, ırmağı ile ben O’nun denizlerine varmak niyetindeyim. Gelin buna biz vefa diyelim.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yerin Altındakiler, Üstündekilerden Çok

Şimdi bir menderes gibiyim. Dağları, tepeleri, heybetli kayaları, aşıp düz bir vadide ağır ağır...

Boşluk

Şimdi bir menderes gibiyim. Dağları, tepeleri, heybetli kayaları, aşıp düz bir vadide ağır ağır...

Hayali Olmayanın Hayatı Var Mıdır?

Şimdi bir menderes gibiyim. Dağları, tepeleri, heybetli kayaları, aşıp düz bir vadide ağır ağır...