Suyun Söndüremediği Ateş

Koşuyorum. Kavga hâlinde içimde iki ses. Biri eğer nefes almadan koşarsam yetişebileceğimi, tutup ellerinden durdurabileceğimi savunuyor ısrarla. Öteki kabullenmiş, tüm takatimi çekip bedenimden yere yığmak için uğraşıyor beni. Zihnim ilgilenmiyor onlarla, sadece adımlarıma odaklanmış. Sanırım o da inanmıyor aldığı habere.

Ağlayamıyorum. O kadar canım yanıyor ki, ağlayamıyorum. İçimde hissettiğim acıyı attığım hızlı adımlara yoruyorum. Üstünden bir hışımla geçmeye çalıştığım su birikintisi içimdeki o ümitsiz sesle işbirliği yapıyor, zeminle buluşturuyor bedenimi. Kahretsin! Annem çok kızacak şimdi. Dikkatli yürümemle ilgili bir ton nasihatte bulunacak. Kolum kanıyor. Annem görürse telaşlanır. Yağmur benim yerime ağlıyor gibi, artırıyor şiddetini git gide. Kalkmakla kalkmamak arasında tereddütte kalıyorum birkaç saniye. Ama sonra nereden geldiğini bilmediğim bir kuvvet birden kaldırıyor beni ayağa.

Ha gayret, az kaldı. Yetişeceğim, sarılıp bırakmayacağım annemi. Kızacağım ona, nereye gidiyorsun diyeceğim. Kızacak bana onunla böyle konuştuğum için. Olsun. Kıyamaz o bana, biraz kızar sonra affeder.

Telefonumun bugün nefret ettiğim melodisi tırmalıyor yine kulaklarımı. Her şeyden nefret ediyorum bugün. Cumartesi gününden, nisan ayından... Açmıyorum telefonu, açamıyorum ki... Zihnim sadece koşmaya odaklanmış, onu dinlemekten başka çarem yok. Yaklaşıyorum git gide eve. Annem camda beni bekliyordur yine. Üstümün halini görünce kaşları çatılacak, hatta almayacak başta beni eve.

Tuhaf bir şey oluyor. Eve yaklaştıkça içimdeki koşma hevesi kırılıyor yavaş yavaş. Takatim çekiliyor bedenimden. Aniden durduruyorum adımlarımı. Evden gelen feryatları duyabilecek kadar yakınım. Birkaç adım daha atarsam karşı karşıya kalacağım evimle. Ölesiye korkuyorum. Keşke şu an burada ölsem de atamasam o adımları. Önümdeki yol birden alev çukuruna dönüyor gözümde. Geri çekiliyorum bir adım. Şimdiye kadar yaşadığım onca yıl siliniyor birden hafızamdan. İki yaşındayım sanki yeniden. Yürümeyi yeni öğrenmişim, öylesine çekiniyorum adım atmaktan. Biraz ilerlesem buhar olup havaya karışacakmışım gibi. Oturuyorum olduğum yere. Kuru tek bir yer kalmadı üzerimde. Su ateşi söndürürdü. Uzanıyorum olduğum yere. Yağmur damlaları sırılsıklam ediyor her zerremi.

En ufak bir hafifleme yok içimdeki ateşte. Yalanmış demek. Hafifçe doğrulup kollarımı sarıyorum dizlerime. Hiçbir şey görmek istemiyorum. Başımı dayıyorum dizlerime. Gözlerimdeki düğüm çözülüyor, gözyaşlarım sıra gözetmeksizin akıyor gözlerimden. Aniden ayağa fırlıyorum. Bu ne kabullenmişlik! Siliyorum gözyaşlarımı sinirle. Eve gitmekten korktuğumu, çok korktuğumu saklamaya çalışıyorum kendimden. İnsanlar çevremi sarıyor yavaş yavaş. Etraf kararıyor. Hiçbir şeyi net göremiyorum artık. Gözlerim kapanıyor. Son hatırladığım bedenimin ıslak zeminle sertçe buluştuğu. Sonrası yok. Sonrası karanlık. Sonrası boşluk...

Nedime Akçay
(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Ruh Mu Bilimi?

Koşuyorum. Kavga hâlinde içimde iki ses. Biri eğer nefes almadan koşarsam yetişebileceğimi, tutup el...

Çocukların Ahlak Gelişiminde Ailenin Etkisi

Koşuyorum. Kavga hâlinde içimde iki ses. Biri eğer nefes almadan koşarsam yetişebileceğimi, tutup el...

Tarihin Girdabında, Hakikatin Güzergâhında, Çilenin Muştusunda Buluşmak ve Konuşmak

Koşuyorum. Kavga hâlinde içimde iki ses. Biri eğer nefes almadan koşarsam yetişebileceğimi, tutup el...