Suskunluğun Sesi

Susmamız gereken mevzular var.
Derin derin, uzun uzun susmamız gereken mevzular…
Bir anne ile kızı el ele yürürken yoldaki kaldırımda,
O filmin malum sahnesi oynarken eski tüplü televizyonda,
Ev halkı yaşlı gözleri gizlemeye çalışırken aile albümünün o sayfasında,
Susmamız gereken mevzular var…

Susmamız gereken mevzular var.
Belki hiç konuşulmaması gereken…
Bahsi geçmedikçe zamanla unutulması beklenen…
Geçen gün birinden duydum,
Öğrendiğin bir dili uzun süre konuşmazsan, elbet unuturmuşsun.
Düşündüm durdum sonra:
Peki neden her harfini bin hüznümle mühürlediğim o dili
Bir türlü unutamıyorum?
Oysaki ben bin yıldır susuyorum…

Kirli camdan yolları izlerim bazen.
Gençten bir oğlan “simiiiit” diye bağırır.
Arkadaşlarıyla oynarken düşüp dizini kanatan çocuk,
Can havliyle annesini çağırır.
Çocuklar siyah bir köpek yavrusunu yakalamaya çalışır.
Seçimlere de az kalmış herhalde,
Parti arabaları son ses müzikle mahallelerde dolaşır.
Lüks giyimli bir hanımı durdurmaya çalışır çiçekçi abla.
Ara sokaklarda elimsende oynanır.
Ağaçlar konuşur…
Çocuklar konuşur…
Mahalle konuşur…
Ben susarım!

Susarım fütursuzca, zamanın zalimliğine karşı.
Susarım öylece, devrimci eylemlere karşı.
Suskunluğun saltanatını sürerim konuşanların köleliğine karşı.
Kuşlar öter,
Çiçekler solar,
Ağaçlar yaprak yaprak ağlar,
Ben susarım…

Susmamız gereken mevzular var.
Hiç değinmememiz gereken mevzular.
Misafir odasının duvarında hiç bakmamamız gereken fotoğraflar.
Yan odadan gelen ve asla dinlemememiz gereken endişeli fısıltılar…
Kalbimi avutmak, zihnimi meşgul etmek isterim bazen.
Ziftten hallice bir kahve yapar otururum yamalı minderime.
Uzun uzun Ahmet abimi dinlerim elimde gazeteyle.
Sayfalar hışırdar,
Ben susarım.
Siyasiler konuşur,
Ben susarım.
Üçüncü sayfa kan ağlar,
Ben susarım…

Bunalırım sonra biraz.
Kendimi sokaklara atarım.
Durmaksızın yürürüm tozlu kaldırımlarda.
Tavlada kaybeden adam aniden sinirlenir.
İş görüşmesinden dönen genç,
Başı eğik, yürür durağa doğru.
Bilir kimsenin geri aramayacağını onu…
Kahve önünde amcalar bir yandan tütün içer
Bir yandan devlet yıkar, devlet kurar.
Annesi pamuk şeker almadığı için bir çocuk avaz avaz ağlar.
Sokaklar yanar,
Ben susarım.
Şehir hüzünle dolar,
Ben susarım.
Çay sohbetlerinde ülke bölünür,
Ben susarım…

Kızkulesi’ne bakan bir banka otururum sonra.
Tuhaf bir hüzünle seyrederim vapurları.
Gizli bir tutkuyla dinlerim martıların çığlıklarını.
Mendil satan çocuk “alır mısınız” diyerek yüzüme bakar.
Ben susarım.
Bir turist telaşla adres sorar.
Ben susarım.
Seyyar satıcılar müşteri arar.
Ben susarım…

Küçükçekmece’ de bir büyük binada gördüm korkuyu.
Kalabalıkların yalnızlığını Kadıköy’ de buldum.
Bu şehrin her köşesiyle sohbet ettim fakat,
Ben en çok Üsküdar’da sustum.

Yırttılar kalbimin pankartlarını.
Kelimelerime pranga vurdular.
Kitap tutan kollarıma kelepçe taktılar.
Yazmaya kalksam kalemi kırdılar.
Ağzımı açsam kelimeleri tuttular.
Dedim ya sana, demek ki
Susmamız gereken mevzular var…

Suskunluğumun ikinci baharındayım şimdi.
Duyduğuma göre karşı mahallede deli diyorlarmış bana.
Ne yapayım?
Okumak çare olmadı meczupluğuma…
İnsanlar birbirine kızar.
Ben susarım.
Kitaplar kavgaları yazar.
Ben susarım.
İstanbul sessizliğin mezarını kazar.
Ben susarım.
Ne zaman ki yeryüzünde sesler kısılmaya başlar.
Ben suskunluğumla bağırırım…

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Tanımsamak

Susmamız gereken mevzular var. Derin derin, uzun uzun susmamız gereken mevzular… Bir anne i...

Rüzgâr

Susmamız gereken mevzular var. Derin derin, uzun uzun susmamız gereken mevzular… Bir anne i...

Leyla’ya Mektubumdur

Susmamız gereken mevzular var. Derin derin, uzun uzun susmamız gereken mevzular… Bir anne i...