Sıradaki içerik:

Bir Olur

e
sv

Suç ve Ceza Kavramları Üzerinden Toplumsal Vicdan

avatar

Merve Diken

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Toplum, aynı toprak parçası üzerinde yaşayan insanların fiziksel ve ruhsal tüm ihtiyaçlarını birbirlerinden etkilenerek karşılayıp sürdürdükleri toprak parçasıdır. Fiziki iş birliği herkes tarafından görülen bir etkileşim iken, ruhsal etkileşim görülmez ya da arka planda bırakılır. Oysa ruh hallerimiz, karakterimiz, isteklerimiz vb. bir çok durum toplumda beraber yaşadığımız bireyleri etkilemektedir. Gerek yüz ifadelerimiz gerek tutum ve davranışlarımız karşımızdaki insanı fiziki iş birliğinden çok daha fazla etkilemektedir.

Suç, ahlaka, törelere, yasalara aykırı davranıştır. Toplum üyelerinden birinin işlediği suç, toplumun tamamını etkiler. Yine görünürde işlenen suç kişinin sadece kendisini bağlar gibi görünür. Hukuken kişinin şahsını bağlayan suçun yine ruhsal etkisi toplumun bir çok kesiminde duyulmaktadır. Suç işleyen şahsın sadece yakın çevresinden de bahsetmiyorum. Toplumun tamamında etkileri duyulur.

Anne baba utancını taşırken, kardeşler damgalanmanın etkisini hisseder. Kilometrelerce uzakta hiç karşılaşmamış, hiç tanışmamış bir bireyi ise, duyulan suç olaylarının olumsuz etkisi korku, endişe, güvensizlik olarak ruhen, toplumdaki işgücünün azalması, bakıma muhtaç bireylerin sayısındaki artma nedeniyle de fiziken etkilemektedir.

Ceza, uygun olmayan davranışı önlemek(!) amacıyla, uygunsuz eylem yapanlara uygulanan üzüntü verici işlem, yasanın öngördüğü yaptırımdır. Bu kavramın kendisi bile toplumun tüm üyelerini etkileyen bir potansiyele sahiptir. Çünkü insan yaratılışı dolayısıyla özgürlüğünün kısıtlanmasından, zoraki yaptırımlardan hoşlanmaz ve karşıt hareket geliştirir. Yasalar bu karşıt hareketin uysallık olup yasalara uyulması yönünde işlemesini bekler.

Vicdan, kişinin davranışlarıyla ilgili kendi içsel muhasebesini, iyiyi ve doğruyu yapma görevini kişiye yükleyen, bir önceki kavram olan cezadan çok daha fazla yaptırımı ve etkisi olan bir iç güdüdür. Vicdan, ruhsal bir değerlendirmedir. Yukarıda toplum üzerindeki fiziki etkilerin görünürlüğü dile getirilirken, ruhsal etkilerin ise görülmeyip yoğun bir şekilde yaşandığından bahsedilmiştir. Suçun, topluma olan fiziksel ve ruhsal etkilerini azaltmanın en önemli yolu ceza hükümlerini kesinleştirmek kadar vicdanlı bireylerin yetişmesinden geçmektedir. Vicdan, ahlakı şekillendiren insanı doğru davranışa yönlendiren en önemli duygudur. Toplumsal vicdan ise, toplumun değer yargılarını göz önünde bulundurarak hareket edilmesidir. Toplumsal vicdanı/ahlakı oluşturacak en önemli unsur bireysel vicdanın kişilerde yer etmesidir. İnançları oturmuş, eğitilmiş bireyde vicdan kendiliğinden oluşacak bir iç muhasebedir.

Bu çerçevede değerlendirecek olursak dünya klasiklerinde yer alan, Rus Edebiyatının en önemli eserlerinden Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı, toplumu ayakta tutacak olan vicdan duygusunun koca bir hayata etkisinden bahsetmektedir.

Kitabın kahramanı Raskolnikov’un işlediği suçu kimsenin görmemiş olmasına rağmen iç muhasebesi onu en büyük mahkumiyete sürüklemektedir. Vicdan olmadığı takdirde fiiliyata dökülen suçun tekrar etme ihtimali yüksektir. Ancak vicdan ruha en büyük cezayı vererek suçun tekrarının önüne geçmektedir.

Toplumsal vicdan, kamuyu ilgilendiren her konuda adalet ve eşitlik kavramlarından ayrılmamaktır. Bunun kontrol mekanizması devlet iken, uygulayıcıları bireylerdir. Kayırmacılıktan uzak eşitlikçi bir kamu düzeni, ancak vicdan duygusu gelişmiş bireylerin bir araya gelmesi ile oluşturulabilir. Gelişim evresinde gençlerin okuma listelerinde yer alan dünya klasikleri de eğitimle toplumsal vicdanın yerleşmesinin kapılarını açmaktadır. Bununla birlikte kişinin bireysel ahlakının gelişmesi için de İslami bir ahlakın oturması gerekmektedir. Hayatın her alanını düzenleyen İslam dini, toplumsal vicdanın gelişmesi ve oturması için hem bireysel hem toplumsal gelişimimizi desteklemektedir.

Birey ve toplum olarak vicdanların susmadığı, ahlaki değerlerin oturduğu bir hayat için kişinin şu iki kulvarda gelişimine eğilmesi gerekmektedir: eğitim ve din. Her iki uçta kuvvetlendiğinde ahlak ve vicdan toplumsal vicdanı oluşturup daha yaşanılası bir toplumun kapılarını da açacaktır. Gelişimimizin durmadığı bir hayatı devam ettirebilmemiz duası ile…

1991 İstanbul doğumlu olup, Sosyoloji Lisans ve Yüksek Lisans mezunuyum. ‘Dert’im’ ile tanışıp, öğrenimimi sürdürdüğüm Balıkesir şehrinde ‘Kuantum ve Tasavvuf’ merakımla yazmaya başladım. ‘Niyetiniz Ümmeti Muhammedi Ateşten Kurtarmak Olsun’ sözünün muhatabı olarak gençler üzerinde çalışmaya, gençlik kulüplerinde eğitimin içinde olmaya ve en önemlisi yazmaya devam etmekteyim. İyi okur, iyi yüzer, iyi kahve içerim. Şimdilerde bir de iyi yazmaya niyet etmiş olup; ‘iyi’ anılmak isterim.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.