Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Söyleşi: Mümin Numan Munis

avatar

Hasna Para

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Merhaba Mümin Bey. İlk sorum son kitabınızla alakalı bir konudan olacak. Hoca Ahmed Yesevî Türkistan topraklarında halkı irşada gayret eden bir mutasavvıf. Pîr-i Türkistan diyorlar, malum. Kendisinden evvel de o topraklarda mutasavvıflar yaşamışsa da biz daha çok kendisinden haberdarız. Ahmed Yesevî’yi kendinden önceki dönemlerin mutasavvıflarından daha öne çıkmasının sebebi nedir?

Birkaç sebep sıralanabilir kanaatimce. Şeyh Ata Yesevî k.s. tasavvufu okullaştırmıştır. Evvelki Sâdât-ı Kiram’ın, Allah Rasulü’ne s.a.v. kadar uzanan bir silsile yoluyla Pîr-i Türkistan’a kadar ulaşan telkinler, Hâce Hazretlerinin dergahında bir kaideye bağlanmış ve “tarikat” dediğimiz bütünlük ortaya konulmuştur. Hâce Hazretleri’nin şerefli isminin daha yaygın şekilde bilinmesinin ilk sebebi bence budur. “Yeseviyye Tarikatı”dır yani. İkinci sebep Hâce Hazretleri’nin irşad ettiği coğrafyanın insanını, yani Türkleri çok iyi tanıması. İslâm’ı tasavvuf vesilesiyle Türklere uygun bir dille, uygun bir hal üzere tebliğ etmesi… Söylediği şiirler, yani Hikmetleri Türkçe’nin en sade örnekleridir. Sadece söz değil, ahval olarak da Pîr Yesevî, Türklerin kolayca benimsediği zattır. O, Allah Rasulü’nün s.a.v. Sünnet’ini bozkır insanının hislerini derinden sarsacak şekilde örneklemiştir. Bir sebep olarak da Hâce Hazretlerinin çok uzak coğrafyalara gönderdiği halifelerini gösterebiliriz. Halifeleri gittikleri her coğrafyayı onun nisbeti ile mayalamıştır.

Özellikle 13. Yüzyıl Türk şiirine baktığımız zaman İslâm inanç ve ibadet esaslarının şiire konu olduğunu, bir öğreti olarak yer aldığını görüyoruz. İslâm’ın Türkî memleketlerde yayılmaya başladığı o dönemlerde bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

Türkler gibi bozkırda, göçmeli bir hayat süren, göçebe demiyorum dikkat edin; topluluk yazıdan çok sözü benimseyecektir elbette. Dönemin şiirine bu açıdan bakmak lazım. Tasavvuf ehlinin, şiiri Türk toplulukları üzerinde etkili bir vasıta olarak kavrayıp İslam tebliğini şiirle gerçekleştirmeleri sıra dışı bir durum olmasa gerek. Tabi burada tasavvufun çok güçlü şekilde toplumu İslâm’a motive ettiğini de göz ardı etmemek gerek.

Bozkır Türklerinin hayat tarzı için neden göçebe demediniz. “Göçmeli” sözcüğüne dikkat çektiniz?

Göçebe tabirini pek benimsemiyorum çünkü içinde bir yurtsuzluk, bir düzensizlik var. Dünya tarihinde “göçebe” olarak yaşayan kavimler vardır ancak Türklerin göç tarzı onlarınkine benzemez. Türkler geri döneceği yeri bilerek göçer; yani Türkler il tutar, yurt kurar, devlet inşa eder. Göçler konum ve zaman olarak öyle rastgele gerçekleştirilmez, her göç muazzam düzenli organizasyondur.

Göçebelik saçık savruk bir manayı çağrıştırdığı için bozkır halklarının hayat tarzı için bu kelimeyi kullanmadım.

İslâmiyet öncesi şiir kültürümüze baktığımız zaman şairler o zamanlarda da ilahî olanla halk arasındaki irtibatı sağlayan kişiler olarak görülürken İslâmiyet sonrasında da bu durum devam etmiştir.  Şaire olan bu yaklaşımın ne gibi sebepleri vardır?

Sözlü kültür geleneğinin kuvveti… Bizde şiirin sözün bin çeşidini bulursunuz. Şiir her dönemde gözdemiz olmuş. Düz yazı çok sonra tanıdığımız şeydir. Türk kültür kodları ile alakalı… Aslında önceki sorularda farkında olmadan bu soruyu cevaplamışız bir nevi.

Tasavvuf edebiyatı Türk ozanlık geleneğinin bir devamı olarak nitelendirilebilir mi?

Belki söyleyiş tarzı bakımından ayrılır fakat Türk halkını yakalayışı bakımından o geleneğin devamı olarak nitelendirilebilir. Zira dervişin şiiri tekkelerde kalmış bir şiir değildir. Aslında Türklere göre dervişlik de tekkede yaşanan bir şey değildir. Ahi ocağı, esnaf gruplarıdır, dükkanda tasavvuf; alperen dedikleri cihat meydanında askerdir, ordugahta tasavvuf; ilim halkasının başında müderris icazet alır, medresede tasavvuf…

Yunus Emre (k.s) hümanist midir?

Tabi ki hayır! Yunus k.s. gibi bir zata hümanist demek, denizden bir bardak su alıp bu denizdir demeye benzer. Yunus’un k.s. sözlerinden bunun gibi bazı felsefî manalar çıkarıyorlar, Yunus’u k.s. kendilerince ulaşabildiği kavramla tanımla çalışıyorlar ama… Yunus’un k.s. sözü sözden öte bir şeydir, duyuş gerektirir. Neyi, ne sebeple, nasıl, ne şekilde, ne kasıtta, niye söylediğini duymayı gerektirir.

Peki Yunus Emre k.s. nedir?

Allah dostudur.

Çok yerince oldu söylediğiniz… İki kelimeye pek çok şey sığdı. Kıymetli vaktinizi bize ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Rica ederim.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.